Birinci Dünya savaşı üzerinden 100 yıl geçti. 11 Kasım 1918’de Almanya’nın yenilgiyi resmen kabul etmesiyle birlikte Fransa, Rusya, ABD ve İngiltere’nin içinde yer aldığı müttefik güçlerinin galibiyetiyle barış anlaşması imzaladı. Bu barış anlaşması aslında dünya genelinde bir barıştan ziyade daha büyük bir savaşın fitilini ateşledi. Dünya yeniden paylaşıldı, yeni sömürgeler ortaya çıktı, ulusal kurtuluş savaşlarının başlamasına yol açtı. Deyim yerindeyse savaşın galipleri yeni savaşların sorumlu, hegemonik güçleri olarak ortaya çıktılar. Sömürge halklar kan revan içinde bırakıldı.

Özelikle; Ortadoğu yeniden paylaşıldı, Kürdistan bir kez daha parçalandı. Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesi, Kürt halkının katliamlara maruz kalması ve asimile edilmesi ‘I.Dünya barışı’nın eseridir. Irak’ı İngilizler, Suriye’yi Fransızlar işgal etti. Arap coğrafyası parçalanarak kendilerine bağlı Emirlikler kurdular. Toplumsal farklılıkları körüklediler. Mezhep, din, etnik çelişkilerini çatışma zeminine taşıdılar. Kaos yaratarak bölgeyi yönetme yöntemiyle günümüzün toplumsal trajedilerini ilmik ilmik ördüler.

I.Dünya savaşının barışını yapanlar, yaklaşık 20 milyon kişinin hayatını kaybettiği II.Dünya savaşına giden yolu döşediler. Büyük bir yıkım yaşattılar. Klasik sömürgecilik yerini, yarı sömürgecilik ve yeni tip sömürgeciliğe bıraktı. Dünya kamplara bölündü, soğuk savaş süreci yaşandı. Sovyetlerin önderliğinde adına demir perde ülkeleri dedikleri doğu Avrupa ülkelerinde Real sosyalizm hüküm sürerken, ABD öncülüğünde yeni bir emperyalist güç ortaya çıktı.

Bir savaşın bitirilmiş olması, anlaşmaya varılmış olması halklar adına önemli bir gelişmedir. Gel gör ki bu savaşı başlatanlar da, sözde barışanlar da egemen güçlerdir. Savaş mekanizması günümüzde can almaya devam etmektedir. Şehirler yıkılmakta, toplu göç olaylarına yol açmakta, sivil savunmasız insanlar katledilmekte, en ağır bedeli kadınlar, çocuklar ödemektedirler. Bütün bunlara yol açanlar şimdi bir barışın 100. yıl vesilesiyle bir araya gelmektedirler. Yeni savaş senaryoları için fikir teatisinde bulunmaktadırlar.

3.Dünya savaşı olarak tanımlanan savaş Ortadoğu’yu kasıp kavurmaktadır. Egemen güçler devlet çıkarları için Ortadoğu halklarının çelişkilerini de kullanarak sınırsız bir şiddet uygulamaktadırlar. En gelişmiş tekniklerini denemek için halkları kobay olarak kullanmaktadırlar.

I.Dünya savaşının 100. barış yıl dönümünde bir araya gelen ülkelerin şeceresi herkesçe malumdur. ABD, Afganistan ve Irak’ta yürüttüğü savaşın hiçbir meşruluğu bulunmamasına rağmen, yıllardan beri her türlü hukuksuzluğu göze alarak devam etmektedir. Dünyanın her tarafına müdahale etme hakkını kendinde görmektedir. Rusya’nın  Kırım, Ukranya meselesini bir tarafa bırakırsak Suriye rejimine verdiği destek ve fiilen yaptığı katliamlar ile adından sıkça söz ettirmektedir. Türkiye’ye verdiği zımni destekle Efrîn halkını yerinden etti, demografik yapısının değişimine yol açtı.

Fransa; Afrika kıtasının en büyük sömürgeci gücü olarak ün yaptı. Yetmedi, Ortadoğu’nun yeni haritasını çizen ülkelerden biri oldu. Almanya 1 ve 2. Dünya savaşlarını başlatan ülke olarak tarihe geçmiştir. Bütün kötülüklerin anası görevini yerine getirmiş olmasına rağmen ilk kez Merkel şahsında barışın 100. yıl dönümüne arzı endam etti.

Barış yıldönümüne katılanlardan biri de Türk cumhurbaşkanı, diktatör Erdoğan’dır. Erdoğan iktidara geldiği günden bu güne yaptığı hukuksuzluklar, yolsuzluklar konusundaki icraatları tescillidir. Kürtlere duyduğu kin ve nefrettin haddi hesabı yok. Siyasi soykırım operasyonları aralıksız devam ettirmektedir. Cizre, Nusaybin başta olmak üzere birçok yerleşim yerini havadan, karadan bombardımanlarla yerle bir etti. Kürtlerin bütün kazanımlarına el koydu, yasakladı. Anladığı ve uyguladığı yöntem İnkar ve imhadır. Kürtlere karşı beslediği kin ve nefreti Türkiye sınırları dışında da kusmaya başlamıştır. Ortadoğu’da yuvalanmış DAİŞ, El Kaide, El Nusra gibi dünyanın en azılı radikal çete unsurlarını destekleyerek insanlığı tehdit ediyor. Yaptığı bunca kötülük ortada iken I.Dünya savaşının 100. barış yıl dönümünde iştirak etmiştir.

Adını andığımız ülkelerin; barışın 100. yıldönümünde sundukları fotoğraf kanlı geçmişlerini gizlemeye yetmez. Kürtlerin yaşadığı katliamların, soykırım uygulamalarının sorumlusudurlar. Sadece Kürtler değil Ortadoğu halklarının şimdiki boğazlaşmalarının asıl sorumluları da küresel kapitalist güçlerdir.

Gerçek barış; halkların yan yana kardeşçe, demokrasinin normlarında buluşmalarıdır. Devlet, iktidar, sınıf gibi kavramların illetinden kurtulmuş demokratik toplumun inşası ile kalıcı ve anlamlı barış elde edilecektir. Halkların özlemi olan barışın, devletlerin uzlaşmalarından asla çıkmayacağını anlamamız için 100 yıl daha geçirmeye gerek var mı?