
Kürtlerin siyasal, ekonomik, kültürel ve hatta askeri güçlerini birleştirme, ortak strateji ve politika, bunları pratikleştirecek ortak ulusal kurumlar yaratılması isteminin Kürt Halk Önderi Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi tarafından detaylarıyla kamuoyuna deklare edildiğini belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, “Tarihi süreç bunu Kürtlerin önüne getirmiş. Bunu yapmak zorunlu bir görevdir. Kuşkusuz kutsallık düzeyinde olan böyle bir göreve doğru yaklaşmak gerekir” dedi.
Birileri istemedi diye böyle bir işlevselliği olacak kongreden vazgeçilemeyeceğini vurgulayan Bayık, şunun altını çizdi: “Kuşkusuz PKK’nin yer almayacağı bir kongrenin hiçbir anlamı yoktur.”
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Federal Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’nin Türkiye ziyareti, tarafların açıklamaları ve yürütülen tartışmalar; Kürt Ulusal Kongresi’nin gerekliliği, Kürdistani güçlerin yaklaşımları ve beklentiler ile PKK’nin siyasal ve pratik tutumuyla ilgili soruları yanıtladı.
Federal Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’nin Türkiye’deki görüşmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürt yönetiminin Türkiye ile siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ilişkiler sürdürmesine bir şey diyemeyiz. Bu konuda görüşmeler yapabilirler. Geçmişte de yapıyorlardı. Zaten yoğun ekonomik ilişkileri var. Önemli olan görüşmelerin içeriği, amacı ve neye hizmet ettiğidir. Bu noktadan bakıldığında özellikle görüşmeye yaklaşım, görüşmenin içeriği, görüşme sonrası yapılan açıklamalar yalnız hareketimizi değil, tüm Kürt halkını ilgilendirmektedir.
Daha bu görüşmeler başlamadan önce Türk basını Güney Kürdistan yönetimiyle ilgili değerlendirmeler yaptı. Suriye, PKK, Irak ve Suriye konusunda Sayın Barzani ve KDP’ye roller biçildi. Bu konuların konuşulduğu, tartışıldığı ve bir baskı oluşturulmaya çalışıldığı mümkündür.
Türkiye ile Barzani’nin ne kadar anlaştığı konusunda bir şey söyleyemeyiz. Çünkü Türkiye’nin mevcut politikalarına KDP’nin kendini yedeklemesi, buna onay vermesi kolay değildir.
Türkiye kendine göre Güney Kürdistan yönetimini yanına çekerek Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme hesabı yapmakta ya da kendi tasfiye politikasına KDP’yi, Güney Kürdistan yönetimini yedeklemeye çalışmaktadır. Bu çabanın yıllardır verildiğini biliyoruz. Bu nedenle son görüşmelerde de Türkiye’nin bu yönlü talepleri, baskısı, istemleri olduğu açıktır. Zaten basın önceden bunları ortaya koymuştur. Ancak PKK ayrı bir örgüttür, KDP ayrı bir örgüttür. KDP yönetimi PKK yönetimi değildir. KDP yönetimi, yetkilisi PKK hakkında bir karar alamaz, PKK’nin politikasını, stratejisini, taktiğini belirleyemez. Bu açıdan yapılan konuşmaların, alınan kararların PKK açısından bir değeri de bağlayıcılığı da olamaz. Bunu herkes bilmektedir.
KDP, PKK’yi en iyi tanıyan örgüttür. Öyle Türk devleti istedi diye PKK hakkında karar alacak, PKK’ye silah bırak dayatması yapacak, bırakmazsa tehdit edecek; bunun olmayacağını en iyi bilebilecek olan Mesud Barzani’dir. Kaldı ki böyle bir konuda Türkiye’ye dayatma yapacak, KDP de, sayın Mesud Barzani de kabul edecek; bu da olmayacak bir şeydir.
Mesud Barzani’nin görüşmelerden sonra yaptığı açıklamaları nasıl buldunuz?
Bu açıklamaların basına yansıtılışı farklı oldu. Nitekim Sayın Mesud Barzani Güney Kürdistan’a döndükten sonra yaptığı basın toplantısında Türk basınına yansıyan sözlerinin doğru olmadığını, çarpıtıldığını söyledi. Daha çok silahlı mücadelenin zamanı geçmiştir, dediğini belirtti. Bu açından biz tabii ki Türk basınının yansıtma biçimini değil, Sayın Mesud Barzani’nin Güney Kürdistan’da basına verdiği demeçleri esas alacağız. Ancak bizim için ve Kürdistan halkı için rahatsız edici durum şu olmuştur: Gerçekten de bu görüşmenin Türkiye basınına yansıması, Kürtler için kabul edilmeyecek düzeyde her Kürt için onur kırıcı, incitici olmuştur. KDP’yi de Mesud Barzani’yi de küçük düşüren, neredeyse bir işbirlikçi gibi gösteren, Türkiye’nin her istediğini yapacak bir politikacı gibi yansıtan bir yayıncılık ortaya konulmuştur. Bu aslında bütün Kürtlere yaklaşımdır. Hala birileri politika belirler, Kürtler de evet der, Kürtler de boyun eğer, biçimindeki bir algının Türkiye’de hakim olduğunu, bunun siyasetçilerden basına kadar yansıdığını görmekteyiz. Belki de Sayın Mesud Barzani’nin Türkiye’de yaptığı görüşmelerden çıkarılması gereken en büyük sonuç budur. Çıkarılması gereken diğer bir sonuç da Türkiye’yle görüşmeler yaparken Kürt siyasetçilerinin; PKK olabilir, KDP olabilir, YNK olabilir, bu yaklaşımları görerek, bunu dikkate alarak görüşmeler yapmaları ve açıklamalarda bulunmaları gerektiğidir.
PKK’nin de devletle görüşmeleri olmuştur. Oslo görüşmelerine yaklaşım da benzerdi. Başbakan “istihbaratçılar görüşmüştür, bilgi almak için gittik görüştük, istihbaratçı gider bilgi alır, ona göre hareket ederiz” gibi açıklamalarda bulunmuştur. Kürtler görüşmelere ciddi yaklaşsa da Türk devleti hala zihniyet değişmediğinden bu tür görüşmeleri baskı yapmak ya da aldatmak için yaptığı görüşmeler olarak ele almaktadır. Başbakan görüşmelere nasıl gayriciddi yaklaştıklarını göstermiştir. Benzer bir yaklaşım Mesud Barzani görüşmelerinde de ortaya konulmuştur. Bu görüşmeler ortaya çıkarmıştır ki, artık Kürtleri ilgilendiren konularda çeşitli ülkelere, devletlere konuşma fırsatı vermemek gerekiyor, konuşma zemini yaratmamak gerekiyor. Buna dikkat edilmesi gerektiği de bu görüşmede açığa çıkmıştır.
Tabii ki Kürt sorununun çözümü konusunda ABD de, Avrupa da, Rusya da Çin de pozitif rol oynayabilir. Türkiye’nin, İran’ın, Suriye’nin, Arap ülkelerinin de pozitif rol oynamaları istenebilir. Kürt sorununun demokratik yollardan müzakereyle çözümü istenebilir. Ama Kürt sorununu doğrudan ilgilendiren, Kürt örgütlerinin kendi içinde çözmesi gereken sorunların, kendilerinin tartışıp değerlendirmesi gereken konuların Ankara’da, Tahran’da, Şam’da ya da başka bir yerlerde konuşulması gerçekten de doğru bir yaklaşım değildir. Artık Kürt siyasi partileri, politikacıları kim olursa olsun, görüşmelerini yaparken muhataplarını hem konuşmalarında hem de istek ve taleplerde bulunmalarında ölçülü ve saygılı davranmalarını sağlatmaları gerekir. Ama Türkiye son görüşmede de görüldüğü gibi, Kürt halkını ve Kürt siyasetçilerini irade olarak tanımayan, hangi konuları konuşursa konuşsun hiçbir ahlaki kurala, diplomatik siyasi kurala bağlı kalmayan, Kürt siyasi partileri, şahsiyetleri üzerinde baskı uygulayan politikalar izlemektedir. Sayın Mesud Barzani’den PKK’nin silahsızlandırması ya da mücadele edemez hale getirilmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Tabii bunu birçok biçimde istemiş olabilirler. Silah bıraktırma, mücadelesiz konumda tutma, Kürt toplumuna AKP politikalarını kabul ettirme konularında KDP’nin kendilerine yardımcı olması biçiminde talepte bulundukları anlaşılmaktadır. Türk devletinin bu yönlü isteklerinin olduğu Mesud Barzani’nin açıklamalarında da görülmektedir.
Mesud Barzani’ye birçok soru sormuşlardır. Sorulan bir soruya “PKK beni dinlerse iyi olur, dinlemezlerse sonucuna katlanırlar” biçiminde bir cevap vermiştir. Türk basınının ve Türk devletinin PKK üzerinde bir tehdit, şantaj ve baskı yapılacak biçiminde değerlendirmeler yapmasına neden olan cümleler kurulmuştur. Türk basınının bu tür cevaplar üzerinden kendilerine göre yorumlar geliştirerek “PKK’yle KDP’yi neredeyse savaş haline getirecek” bir hava yarattığını görüyoruz. Biz bu açıklamalardan ve Türkiye basınındaki yaklaşımlardan yola çıkarsak bu görüşmelerin Güney Kürdistan hükümeti ve bütün Kürdistan halkı açısından çok olumlu geçtiğini söyleyemeyiz. Kürt sorununu çözümsüz bırakmak için hala Kürtler arasında çatışmalardan, Kürtleri karşı karşıya getirme politikalarından medet umdukları görülmektedir. Türk devletini bu tür beklentilere sokmamak için Türkiye’de yapılacak konuşmalara dikkat edilmesi gerektiği bir daha görülmüştür.
İddia edildiği gibi Güney Kürdistan, Türkiye’ye muhtaç mıdır?
Türkiye, Güney Kürdistan’a muhtaçtır. KDP’den, YNK’den AKP için olumlu sözler duymak istemeleri ve bu beklentilerini ortaya koymaları bunun en açık kanıtıdır. KDP ve YNK desteğini kendi politikasına yönelik sağlayabileceği en büyük destek olarak görmektedir. AKP psikolojik savaşıyla, özel savaşıyla ve her türlü yöntemle Kürtleri etkileyip Kürt Özgürlük Hareketi’ni etkisizleştirip tasfiye etmek istiyor. AKP’nin politikasının merkezinde bu vardır. Buna dayanarak iktidarda kalıyor. KDP ve YNK yetkililerinin konuşmalarını kendi politikası için kullanıyor.
Öte yandan Türkiye ekonomisinin verileri olumludur, deniliyor. Buna da en fazla Güney Kürdistan’dan gelen gelirler etki etmektedir. Güney Kürdistan’dan gelen milyarlarca dolar başka yerlere aksa Türkiye’deki ekonomik dengeler sarsılır. Bazen MHP, çeşitli çevreler “Habur kapatılsın” diyor. Habur’un kapatılması Güney Kürdistan’ı hiç etkilemez; etkilenecek, zarar görecek olan Türkiye’dir. Çünkü Güney Kürdistan Türkiye’den gelen her şeyi başka yerlerden alabilir. Suriye konusunda da Türkiye gitmiş KDP’den destek istemiştir. Irak konusunda da Güneylilerin desteğini almaya çalışmaktadır. Dolayısıyla Güneyli güçlerin Türkiye karşısındaki konumları güçlüdür. Bu açıdan Türkiye’den gelen baskılara rahatlıkla göğüs gerebilirler, hayır diyebilirler.
Başbakan’ın Mesud Barzani’yle yaptığı görüşmeden sonra “silah bırakırlarsa operasyon durur” değerlendirmesi neyi ifade ediyor?
Başbakan Erdoğan’ın bu değerlendirmeyi yapması bir yönüyle Mesud Barzani ile yapılan görüşmelerin içeriğini ortaya koymaktadır. Bu konuşmayla Mesud Barzani’ye “eğer PKK’yi mücadele eder konumdan çıkarır, etkisizleştirirseniz, operasyonları durdururuz” mesajı verilmiştir. Tabii ki Türk devleti/AKP, Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek istemektedir. Bu söylem de tasfiye politikasının açık ifadesidir. 40 yıllık silah zoruyla, psikolojik savaşla yapmaya çalıştıkları silah bıraktırmayı şimdi de bu yolla gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Silah bırakmazsanız operasyonlar devam eder denilmektedir. Bırakalım silahın bırakılacağı dönemi ateşkesler sürdüğü zamanlar bile operasyonlar bitmemiştir. 12 Haziran Seçimlerinden önce ateşkes olmasına rağmen 4-5 aylık süreçte 60’tan fazla gerilla yaşamını yitirmiştir. Bu açıdan bu değerlendirme, nereden bakılırsa bakılsın demagojidir, savaştaki ısrardır. Kürt politikasında çözümü olmayanların her zaman söyledikleri sözlerdir. Silah bırakmadığınız müddetçe operasyon olur, Türk ordusu güçlüdür, Türk ordusuna karşı savaşılamaz, savaşırsanız biz de tankımızı, topumuzu, her türlü silahımızı, kimyasal silahımızı kullanır, sizi ezeriz demektedirler. Nasıl olsa arkamızda NATO var, Amerika var, operasyonlarla sizi yok ederiz denilmektedir. Bu açıklamanın bundan başka bir ifadesi yoktur. Böyle bir açıklamanın Kürt Özgürlük Hareketi tarafından, Kürt halkı tarafından, demokrasi güçleri tarafından dikkate alınması da söz konusu değildir. Ciddiyetten uzak açıklamalardır. Yeniliği olmadığı gibi, sanki yeni bir şeymiş gibi kamuoyuyla, dünyayla, herkesle dalga geçen, alay eden bir yaklaşım olarak görülmelidir.
Kürt sorununun çözümünde ciddi adım atılmadan hangi gerilim ve çatışma etkeni ortadan kaldırılabilir? Yüz yıldır çatışmalar niye oluyor, direnişler niye oluyor? Kürtler niye katliama uğratılıyor? Dersim’de niye katliama uğratılmış, Şeyh Sait neden idam edilmiş, onbinlerce insan neden öldürülmüş? Tüm bu sonuçları ortaya çıkaran Türkiye’nin Kürt politikasıdır. Bütün sorunların kaynağı da, çatışmaları ve gerilimi yaratan da Türkiye’nin Kürt politikasıdır, inkar politikasıdır. Şimdi Kürt var demek bile Kürt’ü yok etmek için değerlendiriliyor. TRT 6 bile kültürel soykırımı sürdürmenin kılıfı yapılıyor. Yani bunlar Kürt sorununda çözüm adımı olarak ortaya konulmuyor. Bir projenin parçası olarak değil, psikolojik savaşı güçlendirmek, Kürtleri yeni bir inkar ve imha sisteminin içine almak için böyle psikolojik savaş araçları devreye koyuyorlar. Bu gerçekler ortadayken Erdoğan’ın silah bırakılsın çağrısının muhatabı kimdir? Gerçekten gayriciddi bir durumdur.
Bu çağrının şöyle bir anlamı olabilir. Bu çağrılar Kürt sorununun çözümünde Kürt tarafı olarak kimin muhatap olduğunu göstermektedir. Her gün biz Önder Apo’yu, PKK’yi ve BDP’yi muhatap almayız demektedirler. Muhatabımız Kürt halkıdır biçiminde çok demagojik söylemler ifade edilmektedir. Ama silah bırakırlarsa operasyonları yapmayız söylemi aslında kimin muhatap olduğunu göstermektedir.
Bu açıklamalar bir yönüyle de AKP hükümetinin Kürt Özgürlük Hareketi karşısında sıkıştığını göstermektedir. Şu anda sıkışmıştır, dardadır. Bu nedenle Mesud Barzani üzerinden silah bıraktırma çağrıları yapıyor, hatta ateşkes çağrıları yaptırıyor.
AKP’nin tabii ki bir yok etme, tasfiye politikası izlediğini, bu konuda kararlı olduğunu biliyoruz. Kürt sorununda herhangi bir çözüm politikasının olmadığını biliyoruz. Bu açıdan zihniyeti değiştirmesi gereken de, adım atması gereken de Türk devleti ve AKP hükümetidir. Sorgulanması gereken politikalar da Türkiye’ye aittir. Yavuz hırsız misali bütün gerilim ve çatışmaları yaratacaksın, bütün sorunların kaynağı olacaksın ama hiçbir adım atmayacaksın! Silah bırakılırsa operasyonlar durur gibi çocukların bile güleceği açıklamalar yapacaksın!
Bu yaklaşım sahiplerinin politikalarına karşı dün olduğu gibi bugün de mücadele verilmeye devam edilecektir.
Yıllardır gündemde olan Kürt Ulusal Kongresi konusunda tartışmalar giderek yoğunlaşmaktadır. Şimdiye kadar böyle bir kongre niye toplanamadı, bugün böyle bir kongreyi zorunlu kılan etkenler nelerdir?
Bu, her zaman bütün Kürt halkının ve Kürt siyasi örgütlerinin hayali olmuştur. On yıllardır böyle bir Ulusal Kongrenin toplanması, tüm parçalar için ulusal politika belirlenmesi, ulusal politika temelinde siyasi güçlerin birbirine destek sunması arzulanmıştır.
En zor dönemlerde ve kritik anlarda yaşanan ihanetler ve birlik olamamanın yarattığı acılar Kürtler açısından tam bir travma yaratmıştır. İşte bu nedenle özellikle de Kürt halkı, Kürt örgütlerinin birliğini, ortak hareket etmesini, ortak mücadele ederek özgürlük ve demokrasinin kazanmasını istemektedir. Kürt halkının, Kürt toplumunun en temel istemi ve kaygısı budur. Halkın bu yaklaşımı tüm Kürt siyasi güçlerini de etkilemektedir; söylemlerinde ve programlarında hep bunu gündemde tutmuşlardır.
Öte yandan Kürtler 20. Yüzyılda statüsüz, egemenlik altında yaşamışlardır. Son on yıllarda Kürtler mücadeleleriyle her parçada güç olmuşlardır. Yeni siyasal dengeler kurulurken, Ortadoğu yeniden şekillenirken Kürtler ancak birlik ve ortak politikayla güç olabilirler. Ulusal Kongrenin ihtiyaç haline gelmesinin bir nedeni de bu güncel siyasal durumdur. Ortadoğu’daki siyasal durum kesinlikle Kürtlerin birliğini zorunlu kılmaktadır.
Bu dönemde Kürtlerin birlikte olmaması bir ihanet durumunu ifade eder. Birlik bugünlerde olmayacak da ne zaman olacak? Bu açıdan Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi sürecin karakterini iyi görerek bu dönemde Kürtlerin birliğini çok önemli ve tarihsel değerde görmüşlerdir. Ulusal Kongre etrafında birliklerini güçlendirir, ortak politika ve ortak kurumlar oluşturulursa Kürtler kesinlikle Ortadoğu’da 20. Yüzyılda olduğu gibi köle ve statüsüz kalmayacaklardır. Mutlaka güçlü bir statü ile Ortadoğu’da yer alacaklardır. Kendi kendilerini yönetecek, özgür iradelerini ortaya koyacak, ulusal varlığını güvenceye alacak, özgürlüğünü kazanacak bir Kürt toplumu gerçeği, bir Kürdistan gerçeği ortaya çıkacaktır. Bunu başarmanın yolu birlikten geçer. Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği süreçte herkes kendisini etkili kılmak ve en avantajlı duruma gelmek isterken, bunun için ittifaklar kurulup ittifaklar dağılırken, herkes aktif politika izlerken Kürtler sessiz kalıp seyredebilir mi? Kürtlere düşen en önemli görev birlik olup bu sürece müdahil olmalarıdır. Aktifleşmeleridir.
Biz bunun için Ulusal Kongreyi çok önemli görüyoruz. Önder Apo defalarca bu konuda öneri yaptı. 5 ilke 4 öneri sundu. Kürtlerin siyasal alanda, ekonomik alanda, kültürel alanda da güçlerini birleştirmelerini istedi. Hatta askeri güçlerini birleştirmelerini istedi. Bu politikalarını pratikleştirmek için ortak ulusal kurumlar yaratılmasını istedi. Tarihi süreç bunu Kürtlerin önüne getirmiş. Bunu yapmak zorunlu bir görevdir. Kuşkusuz kutsallık düzeyinde olan böyle bir göreve doğru yaklaşmak gerekir. Bu kongrenin amacına uygun bir yaklaşım göstermek lazım. Bu kongreyi ortaya çıkaran ihtiyaçlar bellidir.
Birileri istemedi diye böyle bir işlevselliği olacak kongreden vazgeçilebilir mi? Yakın zamana kadar kongre çok önemli bir ihtiyaç olmasına rağmen Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi çok fazla istemesine rağmen diğer partiler yanaşmadılar. PKK’nin böyle bir kongrede yer almasını Amerika uygun görmedi, İran, Türkiye uygun görmedi. PKK’nin yer almadığı bir kongre de Ulusal Kongre olamayacağından kimse bir kongreyi toplayamıyordu.
Kuşkusuz PKK’nin yer almayacağı bir kongrenin hiçbir anlamı yoktur. Önder Apo’nun etkisindeki siyasi güçlerin yer almadığı bir kongre ulusal bir kongre olabilir mi? Kürdistan’ın en büyük parçası Kuzey Kürdistan’dır. Kuzey Kürdistan’da PKK etkilidir. PKK yoksa neyin kongresi olacak? Güneybatı’da Önder Apo’nun düşüncelerinin etkisi ortadadır, Doğu’da ortadadır, Güney’de ortadadır. PKK’yle bir kongre yaparsak Türkiye’yle ilişkimiz bozulur, Suriye ile ilişkimiz bozulur, ABD ne der, Avrupa ne der, bilmem şu ne der, Çin ne der, Rusya ne der, yani dış güçlerin ne diyeceğine bakılmış ve Ulusal Kongre şimdiye kadar toplanmamıştır. Şimdiye kadar bir Ulusal Kongrenin toplanmamasının nedeni budur. Halbuki dünyanın, bölgenin siyasal koşulları ve Kürtlerin yürüttüğü mücadelenin geldiği düzey yıllardır böyle bir kongrenin toplanmasını zorunlu kılmaktadır.
Şu ne der, bu ne der diye böyle bir kongrenin yapılması ertelenebilir mi? Ertelenemez. Gelinen aşamada Kürtlerin ulusal-demokratik kaygılarının esas alınması gerekmektedir. Başkalarının kaygıları, hassasiyetleri Kürtleri ilgilendirmez. Kürtler tabii ki diğer siyasi güçleri, bölgeyi ve dünyayı dikkate alır. Kürtler bu kongreyi toplarken, kararlar alırken belirli politik yaklaşım da gösterirler. Kürtler de politika yaparlar, diplomasi yaparlar, bazı şeylere dikkat ederler ama bu temel ilkelerden vazgeçme anlamına gelmez. Ya da başkaları şöyle kaygılanıyor diye bir Ulusal Kongre kendi amacından farklı ele alınamaz. İçeriği boşaltılamaz.
Neredeyse Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiye edilmesi için bir araç haline getirilmek isteniyor. Bunlar özellikle Türkiye basınında sık sık gündeme getiriliyor. Böyle bir yaklaşım gösterilmesini nasıl karşılıyorsunuz?
Ulusal Kongre olacak, Kürt Özgürlük Hareketi’ne silah bıraktırılacakmış! Kürt Özgürlük Hareketi silah bırakmazsa ya da ateşkes yapmazsa kongre olmazmış! Yani kongrenin olması da koşullara bağlanıyor. Kongre yapılırsa da şöyle hedefleri olan, koşulları olan bir kongre olacakmış! Böyle bir Ulusal Kongre olabilir mi? Kongre tartışmaları böyle yapılabilir mi? Bu tür tartışmaları ciddiye almıyoruz.
Türk basınında tartışılanlar olmayacak şeylerdir. Ulusal Kongrenin gündemini ve alacağı kararları Türk basını mı belirleyecek, Türkiye, İran, Suriye ya da herhangi bir dış güç mü belirleyecek?
Böyle bir Türkiye ortadayken PKK silah bırakacakmış! Bir Kürt Önderine gösterilen yaklaşım ortadayken AKP’nin politikalarına kim iyi diyebilir? Bu kadar siyasi tutuklu varken kim AKP politikalarına iyi diyebilir? Her gün Kürt gençleri şehit düşerken AKP’nin politikalarına kim iyi diyebilir? Bu politikalar karşısında kim Kürt Özgürlük Hareketi’ne mücadeleyi bırak diyebilir? Bu açıdan bu yönlü tartışmaların ciddiye alınacak bir yanı yoktur.
Kongrenin bu yıl yapılacağı yönünde tartışmalar da var. Hazırlıklar ne aşamada? Siz bu hazırlıklara ne düzeyde katılıyor ve katkı sunuyorsunuz?
Tabii ki biz bu yıl yapılmasını istiyoruz. Bu yönlü tartışmalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Her şeyden önce kongrenin ortak iradesi ve bileşenleri tarafından meşru görülecek bir hazırlık komitesi olur. Bu komite bileşenlerin düşüncelerini de alarak kongrenin gündeminin ne olacağını ve zamanını belirler. Hangi bileşenler, nasıl katılacak bunların hepsi böyle bir komitenin çalışmasıyla belirlenir. Yoksa PKK ya da başka bir güç, biz şöyle gündem tespit ettik, hangi bileşenlerin ne oranda katılacağını tespit ettik diyerek bir kongre çağrısı yapamaz. Hala tartışmalar sürüyor. Bu tartışmalar sonucunda bir hazırlık komitesi ortaya çıkacaktır. Şu anda hala ortada böyle bir komite yoktur. Ancak bir kongrenin hazırlıklarının yapılması konusunda bir irade ortaya çıkmıştır. Bizim de böyle bir irademiz vardır, KDP’nin de böyle bir iradesi vardır, YNK’nin de böyle bir iradesi vardır. Zaten Kürt halkı ve Kürt kamuoyu açısından böyle bir kongre büyük bir özlemdir. Zaten Bütün Kürt siyasi örgütlerinin hemen hemen tümünün programında Ulusal Kongrenin toplanması hedefi vardır. Dolayısıyla böyle Ulusal Kongrenin gerekli olup olmadığı konusunda herhangi bir kuşku yok. Bu bakımdan iyi çalışılırsa, hazırlık komitesi de kurulur ve tartışmalar çok uzun zamana yaymadan böyle bir Ulusal Kongre de toplanır. Hiç kimse Kürtlerin bir Ulusal Kongreyle ulusal, siyasal, ekonomik, kültürel birliğini, dayanışmalarını, güçlendirmelerini kendileri için tehlikeli göremez. Görürlerse bu sömürgeci zihniyettir, eski anlayışın bırakılmamasıdır. Biz bu anlayışı kabul edemeyeceğimiz gibi, sınırları da Kürtlerin birliği açısından bir engel olarak görmüyoruz. Bütün parçalardaki Kürtler ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ilişkilerini sıkılaştırabilirler, ortak davranabilirler. Biz kongrenin böyle bir perspektifle bunu gerçekleştireceğine inanıyoruz. Yeter ki irade olsun.
AGİT ERDAL / BEHDİNAN