Biyoçeşitliliğe yönelik en büyük 5 tehdit

Toplum/Yaşam Haberleri —

18 Nisan 2021 Pazar - 15:57

  • Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne göre, dünya üzerinde biyoçeşitliliğe yönelik beş büyük tehdit var. 

Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne göre, dünya üzerinde biyoçeşitliliğe yönelik beş büyük tehdit var. Önem sırasına göre bu tehditler kara ve deniz kullanımındaki değişimler, canlıların doğrudan sömürüsü, iklim değişikliği, kirlenme ve işgalci türler.

 

1- En büyük yıkıma vahşi doğa alanların tarım arazilerine dönüştürülmesi ve tarımcılık uygulamalarının yoğunlaştırılması sebep oluyor.

 

2- Deniz ve okyanuslarda aşırı avlanma biyoçeşitlilik kaybının en büyük sebebi. Dünyanın ticari balıkçılık alanlarının dörtte biri aşırı avlanmadan mustarip.

 

3- İklim değişikliği ise, ekosistemleri her seviyede bozguna uğratıyor: Tropikal fırtınalar ve seller gibi aşırı hava olayları habitatları mahvediyor. Kürenin ısınması doğanın saatini de bozdu: böceklerin doğal yaşam döngüsünde yerini alacağı ve kuşların kuluçkaya yatacağı zamanlar birbirine karıştı.

 

4- Deniz ve okyanuslarda ise gübre ve ilaç kaynaklı nitrojen ve fosfor gibi tarımsal atıkların yarattığı kirlenme devasa bir sorun. Bu kimyasallar doğaya karıştığında süper besleyici haline geliyorlar ve çok hızlı büyüyen bazı türleri yavaş büyüyen diğerleri karşısında rakipsiz hale getirerek doğanın dengesini bozuyorlar.

 

5- Son olarak da 17. yüzyıldan bu yana bilinen tüm hayvan soy tükenişlerinin yüzde 40’ına sebep olan işgalci türler var. Teknolojinin ilerlemesi ve ulaşımın kolaylaşması ile birlikte İnsan eliyle türlerin ait olmadıkları topraklara taşınması sonucu doğal denge bozuluyor. Bunun en büyük örneği, hiçbir vahşi yaşam alanı kalmamış olan Avustralya. Avustralya’yı “işgalci tür” olan deve popülasyonundan çok su tükettikleri için kurtulma planlarıyla hatırlıyoruz ama develer bu kıtaya elbette kendileri gitmediler. Bu listedeki her maddede olduğu gibi, asıl işgalcilik insan davranışlarından kaynaklı.

 

 

 

Bozulmamış ekosistem oranı yüzde 3’e düştü

 

İnsan müdahalesi ile bozulmamış çok az vahşi doğa parçasından biri olan Brezilya Amazonlarında ormansızlaşma sürüyor.

Yapılan bir çalışma, dünya üzerinde, tüm özgün hayvan popülasyonu ve bozulmamış habitatı ile insan müdahalesi sonucu ekolojik olarak bozulmuş olmayan arazi oranının yüzde 3 gibi düşük bir seviyeye indiğini ortaya çıkardı. Bu el değmemiş bölgeler Amazon ormanlarında, Kongo’nun tropikal ormanlarında, doğu Siberya’da, kuzey Kanada ormanları ile tundralarında ve Sahara’da yer alıyor. Listede bulunmayan Avustralya’ya kediler, tilkiler, tavşanlar, keçiler ve develer gibi işgalci yabancı türlerin sokulması bu kıtadaki ekosistemde el değmemiş hiçbir nokta bırakmamış.

Araştırmacılar, zarar görmüş bazı bölgelere fil ve kurt gibi önemli türlerden az sayıda yerleştirmenin, dünyanın yüzde 20’sinde ekolojik dengeyi tekrar düzeltilebileceğini umuyor.

 

Yabancı işgalci türler

Vahşi doğa alanlarını büyük ölçüde uydu görüntülerine dayalı olarak belirleyen daha önceki analizler, yeryüzünün yüzde 20 ila 40’ının insan müdahalesine maruz kalmadığını tahmin ediyordu. Ancak bu yeni araştırmanın arkasındaki bilim insanları, ormanlar, savanalar ve tundralar yukarıdan el değmemiş gibi görünürken, yerinde yapılan gözlemlerde bu bölgelerde kritik türlerin kaybolduğunun tespit edildiğini belirtiyorlar. Bu önemli türlerden örneğin filler, tohumların yayılmasına ve orman içlerinde kritik boşlukların (yani doğal hayvan yollarının) oluşmasına hizmet ediyor. Kurtlar ise geyik popülasyonunu kontrol ediyor. Yani bu gibi kritik türlerin insan faaliyetleri sonucu ortadan kaybolması ve yerlerini habitatla uyumsuz yabancı işgalci türlerin alması, bu yaban ortamlarında ciddi bozulmaları tetikliyor.

Yeni bir değerlendirme, habitatta insan faaliyetlerinden kaynaklı olarak ortaya çıkan hasarın haritalarını, özgün yaşam alanlarından kaybolan veya sağlıklı bir ekosistemi sürdürmek için sayıları aşırı azalan hayvanları gösteren haritalarla eşleştirmiş. Bazı bilim insanları, yeni analizin el değmemiş alanları olduğundan az gösterdiğini söylüyor çünkü hayvanların yüzlerce yıl önceki doğal yaşam alanlarının sınırlarını tam olarak bilmek imkansız ve ayrıca bu yüzyıllarda yaşanan iklim değişiklikleri de bu sınırları etkilemiş olabilir.

 

Biyoçeşitlilik krizi

Yukarıdaki haritada yeşil olan alanlar, sağlıklı popülasyonlarda özgün türleri ile habitatına halen sahip olan araziler. 1-5 arası sarıdan mora puanlama ise, özgün ekosistemi kurtarabilecek tür yerleştirmelerini gösteriyor. Beş kadar kritik türün bu alanlara yeniden yerleştirilmesi ve sağlıklı popülasyon sayısına ulaşılması, sağlıklı ekosistemi yüzde 20 oranında arttırabilir.

Dünyanın bir biyoçeşitlilik krizi içinde olduğu yaygın şekilde kabul ediliyor. Aslandan böceğe kadar birçok vahşi yaşam popülasyonu, habitatlarının tarım ve inşaat yüzünden yıkıma uğraması yüzünden dip yapmış durumda. Bazı bilim insanları, yeryüzündeki altıncı tür soy tükenişinin başladığını düşünüyor. Bunun insanlığın bağımlı olduğu gıda, temiz su ve hava kaynakları üzerinde çok ciddi etkileri olacak.

Bu kriz nedeniyle BM ekosistemi yenileme on yılını ilan etmişti ancak daha çok bozulmuş habitatlara odaklanıyordu. Oysa bu bölgelerde ekolojik dengeyi sağlamak için türleri de eski sağlıklı popülasyonlarına getirmeyi hedeflemeliyiz.

 

El değmemiş alanlar yerlilerin bölgeleri

Frontiers in Forests and Global Change dergisinde yayınlanan araştırmada 7000 türün yaşam alanının 1500 yılı ile bugünkü haritaları kullanılmış. Verilerin çoğu memeliler için ama bazı kuşları, balıkları, bitkileri, sürüngenleri ve amfibileri de içeriyor. Belirlenen el değmemiş alanların birçoğu yerli topluluklarının kontrolünde. Analiz Antarktika’yı içermiyor. LONDRA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.