İnsan nesebinden payını almamış AKP-DAİŞ-MHP artığı Sibel Şengül denen ifrit, Twitter hesabından, Türk askerinin ayak bastığı gerilla cenazesinin fotoğrafını, “Tunceli leşleri, TSK yargı dağıtmaya devam ediyor” diye paylaştı. Bu insan müsveddesine burada cevap verme tenezzülüne girmeyeceğim. Ama kendisi hiç merak etmesin gerillaların arşivinde fazlasıyla öldürülmüş Türk askerinin görüntülerinin olduğu biliniyor. Kürt Özgürlük savaşçıları propaganda amaçlı dahi olsa yaptıkları eylemlerde kameralara aldığı bu görüntüleri basın-yayın kuruluşlarına vermeyen, savaşını insan ahlak normlarına göre yürüten bir güçtür. Ama bu sadist ve faşist kadının paylaştığı görüntü, beni alıp çocukluk yıllarıma götürdü.
***
Yıl 1991’di. o zamanlar 11 yaşında bir çocuktum ve ilkokul son sınıfa gidiyordum kentim Kulp’ta. Okulun son günleriydi ve askerler okuduğumuz okulun çevresini kuşatmaya almıştı. O dönemlerin soysuz Recep’i (Başçavuş Reco) lakaplı karakol komutanı her zamanki hiddetiyle okuldan içeri girmişti. Kısa bir süre sonra askerler Başçavuş Reco’nun patlak gözlerinin hatırına biz çocukları silah namlularının gölgesi altında okul bahçesinde toplamışlardı. Başçavuş Reco kötülük uzmanı bir vampirdi. Engerek zehri olan dudağının altındaki lanet olası ağzını açarak, “Size vurduğumuz 7 Teröristin leşini göstereceğim” demişti. Silahların gölgesinde kentin cami avlusuna zorla götürülmüştük. Sıra sıra bizim küçük gözlerimize vurulan gerillaların cansız bedenleri teşhir ediliyordu. Biz korkalım diye!
Gözlerim tek tek tanımıştı içlerinden vurulan birkaç gerillayı. Gerillaların milisi olan dayım Mirze aralarında tanıdığım gerillaları bizim köydeki eve getirmişti. Ve vurulan o gerillalarla gaz lambasının loş ışığı altındaki tanışıklığımız önceki okul tatiline dayanmıştı. Tanıdığım bu gerillalardan birinin adı ise Mazlum’du. En çok onunla anılarım olmalı ki ilk önce gözlerim, onun teşhir edilen cansız bedenini teşhis etmişti. Ve günler geçmiş olmasına rağmen Mazlum’un sözleri ve en son cami avlusunda parçalanmış bedeninin görüntüleri bir an dahi olsa gözlerimin önünden gitmemişti. Bu sözler ve görüntüler bana ‘Büyümeyi bekleme, gerilla ol’ diyordu. Okul kapanınca bu amacımı gerçekleştirmek için yönümü köye verdim. Küçük adımlarım gerilla olma kararı almıştı. Kulaklarım gece yarısı evimizin kapısındaydı. Gerillalar en çok o saatte kapıları çalıyordu.
Bir gece vakti kapı çalınınca hemen ayağa kalkıp kapıya koştum. Kapıyı çalan gerillaların içinde amcam Cemal’de vardı. Onu görünce sanki bu amacıma kavuşacağım hissi kollarımı kanatlandırmıştı. Odaya geçtiler. Amcam beni kucağına aldı. Saçlarımı okşadı. Bana sorular sordu. Kalbim, ‘Onun gibi olmalısın’ diyordu, Mazlum’un gözlerimden bir an olsun bile gitmeyen cenaze görüntüsünün eşliğinde. Gecenin karanlığına karışma vakitleri gelince kapı aralığında Amcama “Gerilla olacağım. Ben de sizinle geleceğim” dedim. O her zamanki eşsiz tebessümüyle çocuk yüzüme baktı ve “Bunun için büyümen gerekiyor. Büyüyünce neden olmasın. Ama şimdi olmaz. Baksana aileden kimseyi bırakmadık. Birçok gencimizi kattık. Senide götürürsek artık bizi eve dahi almazlar” dedi gülerek. Onun sözleriyle kanatlanan kollarım her iki yanıma düşmüştü. Komutanı olduğu grubu, onun ayak izlerine basarak gecenin karanlığına karıştığında ben bu hayalimi büyümeye terk etmek zorunda kalmıştım. Ama Mazlum’u ve o gerilla cenazelerini asla unutmadan…
Uzun yıllar sonra Kürtlerin öz savunma refleksi olan nüfus artış hanemize bir kardeş bekliyorduk heyecanla. İçimden doğmasını beklediğim kardeş için “Bu çocuk erkek olursa adını Mazlum koyacağım” demiştim kendime. Annem bir erkek çocuk doğurdu. Adını nazlılığımın verdiği güçle Mazlum koymayı başarmıştım, Amed Zindanına bakan evimizin penceresinden. Küçük Mazlum, gözlerimde yaşayan adaşını yaşatacaktı. Tıpkı Mazlum’un ismini aldığı Amed Zindan ölümsüzü Mazlum Doğan’ı yaşatması gibi. Artık ölsem de gam yemeyecektim. Ne de olsa Türk sömürgeciliğinin ölüm iklimi şah damarımız kadar yakındı bize. Küçük Mazlum’la koşullardan dolayı çok hatıralarım olmadı. Ama bayramlar da onun biriktirebildiği parasıyla oyuncak silahlar aldığını hatırlıyorum. Silaha ilgisi, zulme olan öfkesine miydi? Bu soruyu ancak o büyüyüp gerilla olunca onun ziyaretine gittiğimde ona sorabilecektim. O ise bu soruma gülmüş, “Gerilla olduğuma göre demek ki zulmü kabul etmemişim” diyerek sorumu geçiştirmişti. Kardeşim kod ismini Adil yapmıştı. Oda mazlumların adalet arayışçısı olmuştu. Ve adaşı Mazlum’dan aldığı devrimci yüreği, 13 Ocak 2017 yılında Bitlis’te girdiği bir çatışmada, yeni yüreklere miras kalmıştı.
***
Başçavuş Reco’nun dişi varyantına bürünen AKP-MHP-DAİŞ artığı Sibel Şengül bilsin ki Kürt evlatları tıpkı gerilla Mazlumlar örneğinde görüldüğü gibi insan vicdanını yaralayan bu vahşet görüntülerinizden korkmuyor. Bir asırdır Kürt halkı ölüm türlerinizin hepsine zaten aşinadır. Korkmanın aksine bilhassa hesaplarınızda şevkle paylaştığınız bu vahşet görüntüleriniz karşısında kin ve nefret kasırgasına dönüşmektedir. Ataol Behramoğlu’nun “Ve cellat uyandı yatağında bir gece. Tanrım dedi bu ne zor bilmece. Öldükçe çoğalıyor adamlar. Ben tükenmekteyim öldürdükçe” şiirinde dile getirdiği gibi zihniyetinizin ölüm hükmünü biçmektedir çoğalarak. Nasıl ki bir çiçeği ezdiğinizde o çiçek son bir çabayla polenlerini saçıyorsa etrafa. Ne de olsa direnmek doğanın dili ve eylemidir. Ölüsüne ayak bastığınız o gerillada tıpkı o çiçek gibi öfkesini, sevgisini ve umudunu saçıyor etrafa. Vahşetinizden umut ve yeni gerillalar doğuyor her gün Mazlumların direniş izinde.
Bir hatırlatma anlayana; Başçavuş Reco çok geçmeden korkutmak istedikleri tarafından vuruldu. Ve hayatının sonuna kadar müzmin bir felçli olarak emekliye ayrıldı. Şu an yaşıyor mu, öldü mü, bu konuda herhangi bir bilgiye sahip değilim. Ama o dönemin Recep’ini hatırladıkça bu tür görüntüleri minyatürlerine yayınlatan şimdiki Recep’in sonunu görüyorum…