Evet eyyy muktedir bozuntusu biz o Toros’a bindik. Doksanlı yıllar boyunca hem de defalarca bindik... Yetmişlerde sokak aralarında ilerlerken içinde işkence tezgahları kurulan, kartal dediğiniz polis minibüslerine bindirildiğimiz gibi... 

Sadece onlar da değil. Kürdistan’da polis panzerlerinde de işkence gördük. Katledildik. Harman yerinde patoza atılarak parçalandı, köprü altlarına atıldı bedenlerimiz. Panzer arkasına bağladığınız bedenimizle insanlığı yerlerde sürüklediniz. Daha dün.

Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Helin Hasret Şen, Berkin Elvan’ın minicik bedenlerinde çocukluğumuzu öldürdünüz.

Dersim’de girişi taşla örülen mağaralarda gazla da katledildik. Kasaplar Deresi’nde de aktı kanımız... Roboskî’de savaş uçaklarınızla parçalandı bedenlerimiz.

Mezarlarımızı bombaladınız katlettiğiniz bedenlerimizi bir daha öldürmek için. Mezarımızda da öldürdünüz bizi.

Torosla mı korkutacaksınız.

Biz bindiğimiz o Torosları da sahiplerini de yendik. Tarihin hurdalığına attık.

Biz o Toroslara bindirilirken siz neredeydiniz.

Biz onları yendik. Üzerimize salınan korkuyla aynı tarihsel çukura attık onları. Siz o Toroslardan medet umuyorsunuz. Tarihin çöplüğünde eşeleniyorsunuz. O pislik çukurlarından besleniyorsunuz. Kokunuz ayyuka çıktı.

Asit çukurlarına da atıldık... Bok yedirildi bize... İşkenceli sorgularda tecavüze uğradık...

İşkencede koparılmış uzuvlarımız görülmesin diye bedenlerimizi naylonlara sarıp yaktı fikir babalarınız...

Biz onlardan korkmadık. Korkmuyoruz. Fabrika ayarlarına dönmüş muktedir bozuntularından da korkmadığımız gibi.

Parçalanmış bedenlerimizle mesaj verilmek istendi bize. Onlara gereken cevabı verdik. Sizin Toros mesajınızı da aldık. Şimdi de siz cevabımızı bekleyin.

Biz o Toroslardan inemeyenlerin hesabını sorana kadar peşinizdeyiz. 

Cevabımızı bekleyin...

Toros, OYAK-Renault’nun ürettiği modellerden biriydi. OYAK ordu yardımlaşma kurumunun kısaltması. Yani başbakanın bizi korkutmaya çalıştığı infaz timlerinin kullandığı araç bir anlamda ordu üretimiydi. 1989’da üretilmeye başlanmış bu devletin ölüm arabaları. En ciddi müşterilerinden biri devletin yargısız infaz kurumları olmuş. 2000 yılında üretimi durdurulmuş bu devletin resmi cinayet araçlarının. Ömrü on bir yıl. 

Ahmet Davutoğlu bu araçların ne amaçla kullanıldığını bu kadar iyi bildiğine göre daha fazla detayda biliyor demektir. Kimlerin ne zaman nereden alındığını mesela. O daracık arabaların içinde nasıl gözlerinin bağlanıp ilk işkence seanslarının başladığı arka koltuklara kimlerin oturtulduğunu. 

O araçlara bindirildikten sonra bir daha kendisinden haber alınamayanların nerede olduğunu da biliyordur. Bir sonraki seçimlerde de onların başına gelenleri anlatarak mı korkutacak bizi. Başbakan katilimizi tanıdığını hem de yakın tanıdığını söylüyor. Saklandığı yeri bildiğini söyleyerek oyumuzu vermezsek katili üzerimize salacağını söylüyor.

Bir başbakan düşünün ordusunun da ortak olduğu bir arabanın hafızalarda kalan korku kırıntısı ile halkı teslim almaya çalışsın. Bir araç düşünün üretildiği topraklarda devletin cinayet aracı olarak anılsın. 

Pisliğiniz, vahşetiniz nesnelere bulaştı. Araçları lanetli hale getirdi kötülüğünüz. Bir yandan devlet olarak katilliğinizi hatırlatıp korku salacaksınız bir yandan Cumhurbaşkanı Nobel barış ödülü dilenecek. Ahlakınız sukut etmiş... İflah olmayacaksınız. 

Şuna bir an da olsa inandınız öyle mi: Van’a geleceksiniz üç beş kişinin toplandığı meydanda kürsüye çıkacaksınız. O zavallı topluluğu da “bize oy vermezseniz bizim Toroslu tosunları üzerinize salarız” diyerek oylarına talip olacaksınız. Hem oy isteyeceksiniz hem de korkutacaksınız. Sonra da çekip gideceksiniz öyle mi. Ama unutmayın bu topraklar Dehakları da gördü. Cevabımızı bekleyin...