Bolu Cezaevi’nde tutulan Ömer Umut Karataş, gardiyanlar tarafından öldürülüp intihar süsü verilebileceğini söyledi.
Tutsak Ömer Umut Karataş, Bolu Cezaevi’nde birçok ihlal yaşandığını söyledi. Duvar’dan Hacı Bişkin’in haberine göre; yaşadıklarını ailesine ve sivil toplum örgütlerine anlatan Karataş, cezaevinde özel bir ekip olduğunu belirterek şunları aktardı: “Cezaevinde müdürlük teşkilatı yok. Durumu iyi olan mahkumlar görevli memurlara biraz yedirince oranın müdürü oluyor. Baskılara başkaldırdım ve amirlerle konuştum diye sahte tutanaklarla hakkımda soruşturma başlattılar. Diğer koğuşlardaki ifadeleri alan savcı benim haklı olduğumu anladı ve bana beraat verdi. İ.A. isimli memur daha önce bulunduğum kurumda görev yaptığı için buradaki arkadaşları olan A. ve F. isimli hazır kuvvet memurlarını arayarak bana geçici koğuşta işkence yaptılar. Yapılanlara rağmen beni hastaneye göndermediler. Cezaevi savcısıyla ve kurumu müdürü ile 6 aydır görüşemiyorum. Şu ana kadar hiçbir dilekçeme cevap vermediler.”
İntihar süsü verebilirler
Karataş, yaşadıklarını bir süre kimseye anlatmadı. Fakat daha sonra annesiyle yaptığı telefon görüşmesinde yaşadıklarını annesine anlatan Karataş, yaşadığı baskılara dayanamayarak sesini duyurmaya çalıştı: “Yaşlı annem üzülmesin diye söylememiştim ama en son söylemek zorunda kaldım. Kurum baş memuru M. ve kurum hazır kuvvet memuru A., telefonla olanları anneme anlattıktan sonra odalarına çağırıp tehdit ettiler. İsimlerini anneme verdim diye yine tutanak tuttular. Bu kurumda can güvenliği yok. Bulunduğum koğuştakilerden bana rahatsızlık vermelerini istediler ama kimse kabul etmedi. Burada yaşadığım sıkıntıların aynısını birçok mahkum arkadaşım da yaşamış. Koğuşun yarısı daha önce sudan sebeplerle işkenceye uğramış. Peki biz sesimizi kim duyuracağız? Başıma herhangi bir şey gelirse bu isimlerini verdiğim memurlar olanlardan sorumludur. İntihara meyilli değilim ama intihar süsü bile verebilirler. Bir kızım var. Kızımın bana ihtiyacı var. Ona kavuşmak istiyorum. Yardımcı olun…”
Bolu Cezaevi’nde tutulan Sercan Zorba adlı mahpus da Leyla Güven’in açlık grevine destek olduğu için geçtiğimiz haftalarda ceza infaz koruma memurları tarafından kötü muamele gördü. Hakaret ve şiddete maruz kalan Zorba, dudaklarını dikerek açlık grevine başlamıştı. Zorba, ceza infaz koruma memurları tarafından kendisine, ‘terörist’ ve ‘Leyla Güven şimdi gelsin seni kurtarsın’ dediklerini söyleyerek kamuoyuna, “Sesimi duyun” çağrısında bulundu. Milletvekilleri ve avukatların girişimi sonucunda Zorba grevini sonlandırmıştı.
CİSST’ten başvuru
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Ömer Umut Karataş’un bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu’nda can güvenliklerinin olmadığına dair söylediklerini Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Bolu İl İnsan Hakları Kurumu, Cezaevi İzleme Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na başvuruda bulundu. CİSST, Karataş’ın daha önce darp edildiği yönündeki iddialarının incelenmesini, gerekli kamera kayıtlarına bakılmasını ve yerinde izleme yapılmasını talep etti.
İki yıldır tekli hücrede
Bolu F Tipi Cezaevi’ndeki tutsaklardan Nurullah Semo, iki yıldır tek başına tutuluyor.
Bolu F Tipi Cezaevi’nde kalan siyasi tutsaklar, yaşadıklarını gönderdikleri mektupla anlattı. Tutsaklar, Nurullah Semo’nun iki yıldır bir odada tek başına tutulduğunu belirterek, Semo’nun her sabah sayım sırasında hakaret ve tehditlere maruz kaldığını söyledi. Tüm girişimlere rağmen Semo’nun yanlarına verilmediğini kaydeden tutsaklar, sistematik işkenceye maruz kalan arkadaşlarının can güvenliğinin olmadığını ifade etti.
Tabipler Birliği’ne çağrı
Hekimlerin yargılandıkları davaya göre muamele yaptıklarını belirten tutsaklar, kelepçeli muayyene dayatılmasının halen devam ettiğini söyledi. Türk Tabipler Birliğine (TTB) çağrı yapan tutsaklar, şunları kaydetti: “Yine revire çıkma talebimiz olunca istisnalara yer verilmeksizin, acı dinlemeksizin bir ay geçmeden revire çıkarılmıyoruz. Ayın birinde revire gitmişsek, sonraki ayın birine kadar revire gidemiyoruz. Acil olan taleplere bu şekilde duyarsız kalınmakta. TTB’ye çağrımızdır. Kurumlarına bağlı olan, doktor olan, Hipokrat yemini edenler dosyalarımıza bakıp yargılandığımız davadan dolayı bize karşı kin ve nefretle bakmamalılar. Ülkemizde bu tarihi yemini ağızlarına alıp da bize nefretle bakan, ellerimizde kelepçeyi her ne sebeple olursa olsun açmayan doktorun vicdanını ve ahlakını sorgulaması gerekiyor. Hasta olan insan arasına fark koymak etik değildir. TTB’nin bunu üzerinde durup gereğini yapacaklarına inanıyoruz.”
Gönderilen elbiseleri yırtmışlar
Mektuplarının sistematik bir şekilde kaybedildiğini, ailelerinden gelen kolilerin açılıp tahribata uğratıldığını kaydeden tutsaklar, mektuplarında şu ifadeleri kullandı: “Son dönemlerde mektuplarımız bilinçli olarak kaybediliyor. Eskiden ayda yılda bir tane kayboluyordu bir şey olmaz diyorduk ama artık sistematik bir hal almış. Devamlı mektuplar kayıp ya da engellenip karalanıyor. Ailelerimizden gelen koliler bizden bihaber açılıyor. Artık emniyet mi istihbarat mı açıyor bilmiyoruz ama gelen elbiselerimizi yırtmışlar. Aileye bu durumu sorunca aile bu elbiseleri yeni aldıklarını paylaştılar bundan anlaşılıyor ki koliler başka yere götürülüyor.”
Bakanlık verileri açıklamıyor
Türkiye cezaevlerinde hasta tutsakların sorununun inanılmaz boyutlarda olduğunu kaydeden İHD’den Nuray Çevirmen, Adalet Bakanlığının konu ile ilgili verileri açıklamadığını belirtti.
İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan hasta tutsaklara ulaşmaya ve tek tek bilgi edinmeye çalıştıklarını söyleyen İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Başkanı Nuray Çevirmen, “Hasta mahpusların sayısı 2017’de 137’di. Bugün İç Anadolu’daki sevklerden ve tahliyelerden dolayı 116 hasta mahpus var. Bu sayılar da bize başvuru yapabilen, ulaşabilen, bir şekilde irtibat kurabilen hasta mahpusların sayısıdır. Türkiye cezaevlerinde hasta mahpusların sorunu inanılmaz boyutlardadır. Adalet Bakanlığı konu ile ilgili verileri açıklamıyor. Sadece İç Anadolu’da 23 tutsak, kesinlikle cezaevinde kalamayacak kadar ağır hasta hasta’’ dedi.
Hasta tutsakların sağlığına erişim hakları için birçok kuruma başvurduklarını, ancak sonuç alamadıklarını ifade eden Çevirmen, şöyle devam etti: ”Ankara Tabip Odası’nın da desteğiyle 2018’de hasta tutsaklarla ilgili bir rapor hazırladık. Bu raporu Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, Adalet Bakanlığı Tevfik Evleri Genel Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı’na ilettik. En uzun süren cevap, bir ayda geldi. Bu kadar kısa bir sürede cevabın gelmesi, aslında raporların incelenmediğinin göstergesidir. O kadar insanın özel durumu, hastalıkları, tedavi erişim engelleri varken hiçbir problem yokmuş gibi kısacık bir sürede bize cevap verilmesi, aslında hasta mahpusların sorunlarına eğilmemelerinin sonucudur. Tedavi erişim engellerinden dolayı birçok hastanın yaşamını yitirdiğine tanık oluyoruz. Kalp hastalıkları, kanser hastalıkları ve başka birçok hastalıklar… Örneğin; İzmir Menemen Cezaevi’nde hijyenik koşullar, yani enfeksiyon nedeniyle 14 mahpus yaşamını yitirdi. Cezaevlerinde bu kadar ölüm varken olayın boyutunun ne kadar devasa olduğunu da görebiliriz.’’
ç
Türkiye cezaevlerinde 2016’nın ilk 6 ayının verilerine göre 2 bin 300 kişi yaşamını yitirdiğini ama ölüm sebepleriyle ilgili bil verilmediğini belirten Çevirmen, şunları paylaştı: “Cezaevlerinin kapasitesi o dönemde 194 bin, Mayıs 2019 itibarıyla 280 bin, bugün ise 290 bin civarında. Dolayısıyla cezaevlerindeki ölümler bizim bildiğimizin dışında çok çok daha fazladır. Çünkü geneli basına yansımıyor. Bu normal bir süreç gibi kabullenilmiş vaziyettedir. Oysa cezaevlerindeki ölümler engellenebilir. Biz birçok defa konuyla ilgili gerekli kurumlara başvuruda bulunduk. Her gelen vaka için ayrı ayrı yazılar yazıyoruz. Ne yazık ki herhangi bir adım atılmıyor. Neden adım atılmadığını biz de bilemiyoruz. Şu anda cezaevlerindeki hasta mahpusların durumu çok büyük bir problem olarak devam ediyor.”