Türk Genelkurmay Başkanlığı bir hafta devam eden bombardımanın sonuçlarını resmen açıkladı. Açıklamada yine belirsizlik ve olasılıklar içeren sayılar var. Maddi yalan ve yanlışlıklar içeren açıklamada vurulan hedeflerin listesi var. Liste uzayıp gidiyor. Türk Genelkurmayı’nın açıklamalarında “hedeflerin ayrıntılı bir analiz sonucu tespit edildiği ve sivil yaşamın olmadığı kesinlikle tespit edildikten sonra hava harekatının gerçekleştirildiği” yazılıyor. Yalan bu cümle ile başlıyor.
Bu bombardımanda 6 aylık bebek, dört yaşındaki çocuk, hamile bir kadının da aralarında olduğu 7 kişilik bir aile, Türk savaş uçaklarının Kandil saldırısında 21 Ağustos 2011 günü katledildi. “Kandil’e düzenlenen hava harekatında 73 barınak, 6 sığınak, 18 mağara, 8 depo, 14 tesis/bina, 1 cephanelik, 9 uçaksavar mevzii, 3 kontrol noktası vuruldu.” Kandil’i bilmeyen Türk gazete ve televizyonlarının haber merkezlerinde “aaa! Vaaa!” sesler çıkıyor. Bu da yalan. Çünkü gerillanın sabit bir kampı yok. Genelkurmay 90 ile 100 gerillanın da öldürüldüğünü iddia ediyor. Kan ve ölüm sayısını yükselterek kendisini başarılı gösterme Türk Genelkurmayı’nın hiç de değişmediğini gösteriyor. Hava saldırılarını, Kürdistan dağlarını ve dağlardaki gerillaların yaşamları hakkında hiçbir bilgisi olmayan gazeteciler ve “uzmanlar” yine “ah!.. oh!..” sesleri çıkarıyor.
Genelkurmay’ın açıklamasını gazete sayfalarına ve televizyon ekranlarına taşıyorlar. Kimse dönüp Türk Genelkurmay başkanlarının verilerine göre ölü sayısı hesaplansa, yüz binlerce gerilla şu ana kadar yaşamını yitirmiş olurdu. Ama savaşın 1984’den günümüze bilançosu ortada. Türk devleti ve medyasında ağırlıklı olarak belleksizlik geliştiği için kimse dönüp de geçmişte olanları sorgulamamaktadır.
Türk savaş uçakları 1980’lerden bu yana gerilla güçleri üzerine bombardıman yapıyor. En kapsamlıları önce Zap’ta denendi sonra 1994 yılının Ocak ayında Zele’de yapıldı. Onlarca uçak kalkmıştı. Yüzlerce bomba, füze atıldı. Gerilla kayıpları 10’u geçmedi. Dağda o dönemin tanıkları ile konuştum. 1990’larda aralıklarla uçak saldırıları sürdü. Gerillalar o dönemleri de çoğu zaman gülümseyerek anlatıyorlardı. Hele Türk medyasının abartısına diyecek laf bulamıyorlardı. Sonraki uçak saldırıları 2007’den sonra yaygınlık kazandı. Türk uçakları klasik uçak saldırıları yapmıyordu. Bu kez hedefler önceden ABD’nin insansız keşif uçakları aracılığı ile belirleniyor, uçaklar da bu hedefleri bombalıyordu. Gerilla için de bu yeni bir durumdu. Ancak gerilla yapısının bir özelliği de yeni saldırı teknik ve taktiklerine karşı hemen alternatifler yaratmasıdır.
2007’de başlayan 2008 ve 2010’da aralıklarla yoğun devam eden Türk uçaklarının saldırısı gerilla için artık rutin bir haldir. Çünkü gerilla yeni taktikleri ile ne insansız keşif uçaklarına ne de savaş uçaklarına kendisini hedef haline getirmemektedir. Gerillayı hedefleyemeyen Türk savaş uçakları ise kanatları altında tuttukları 250-500 ve tonluk kazan bombaları ve füzeleri çoğu zaman boş araziye bırakıp dönmüşlerdir. 2007’den sonraki savaş uçaklarının gerilla yerine sivil yerleşim yerlerini hedeflemesi ise yeni bir durumdur. Geçmişte de köyler bombalandı. Ancak bu dönemdeki kadar sistematik ve planlı değildi. Çünkü Medya Savunma Alanları denilen bölgede gerillanın mutlak kontrolü var. Bu bölge Türkiye-Suriye-Irak sınırından başlar İran-Türkiye sınırından Ermenistan’a uzar. Güneydoğu kolu ise Kandil dağlarının en güney hattına kadar iner. Yani İsviçre dağlık alanları kadar bir coğrafyadır.
Gerilla karakteri gereği ve kendini savunma özelliği ile kendisini coğrafyada belirsizleştirebiliyor. Yüzlerce hatta binlerce uçak bile kalksa vurabilecekleri hedefler belli ve sınırlıdır. Dolayısıyla sonuç almaları gerçekten zordur. 2008 Mayıs ayında tanık olduğum onlarca uçağın saldırısı ve 2010’daki onlarca uçak saldırısında gerilla kaybı Türk Genelkurmayı’nın söylediklerinden çok ama çok azdı. Uçak saldırılarına karşı gerillanın aldığı tedbirlere tanık olmuş ve gözlemlemiştim. Kısacası hava saldırıları gerilla için sonuç alamaz. Bunu tarih de göstermiştir. Genelkurmay açıklamasının sonunda “kara ve hava harekatlarımız devam edecek” deniliyor.
Kara harekatı konusunda en son 2008 yılının Şubat ayında Zap bölgesinde yaşananları hatırlatmak eksik kalır. Türk ordusu gerillanın kontrolündeki bölgeye kara harekatı yaparsa ne olur? KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu bu soruya Roj Tv’de yayınlanan söyleşisinde, “Türk ordusu girmeyi değil nasıl çıkacağını bilmediği için hala harekete geçemiyor” diyordu. Gerçekten de Zap’tan Kandil’e, Xakurkê’den Metina’ya Türk ordusunun olası kara harekatında büyük bir yıkım yaşayabilir. Gerillanın yıllardır yaptığı hazırlıklar, Zap harekatından edinilen son tecrübe ile Türk ordusunun operasyonlarına çok büyük darbe vurabilir. Dolayısıyla Türk Genelkurmayı açıklamasında büyük bir abartı vardır. Yanlış bilgiler var. Türk gazetelerinde yapılan haberler de manipülasyondur. Konuyu yüzeysel bilgilerle bilen “uzmanların” yorumu ve aralarına karbon kağıdı konularak üretilen polis akademisinden devşirme yazarların fikri ile oluşturulan gerilla karşıtı stratejiler kesinlikle başarısız olacaktır. Çünkü Kürdistan coğrafyası polis aklı ve düzenli ordu harekatı ile zaptedilemez. Ve bu ayın başında istifa eden Türk Genelkurmay Başkanı Org Işık Koşaner’in ses kaydı ile Genelkurmay’ın son açıklaması birlikte okuyun/dinleyin ortaya “devletin yalanı” nedir görürsünüz.