Boston’da patlayan bombalar biri sekiz yaşında bir çocuk olmak üzere üç kişinin ölümüne, ikiyüze yakınının da yaralanmasına yol açtı. Sivilleri hedefleyen bu saldırı şüphesiz terörist bir eylemdir. Her ne kadar ‘terörist’ sözcüğüne en fazla başvuranların böyle bir nitelemeyi en fazla hakkedenler olduğunu bildiğim için bu kelimeyi kullanmaktan hiç haz etmediğim halde daha iyi bir tanım bulamadım. Şimdi asıl soruyu soralım: Bu bombaların adaleti var mı?

ABD özellikle Obama’nın başkan seçilmesi ile beraber Bush döneminde fiilen işgal ettiği Afganistan ve Irak’taki savaşı farklı bir konseptle sürdürmeye yöneldi. Tam bir fiyasko halini alan ve harcanan 11 trilyon Dolara ve öldürülen bir milyonu aşkın insana rağmen Saddam’ın tasfiyesi dışında hemen hiçbir hedefine ulaşamayan savaş, üstelik tam tersi sonuçlar yaratarak Amerikan ekonomisinin artık kaldıramayacağı büyük yükler oluşturmaya başladı. Başlarda bu devasa yükü paylaşmayı sineye çeken Avrupalı ve uzak doğulu müttefikler zamanla homurdanmaya ve savaş fonları oluşturma adına göz yumulan şişirilmiş bir ekonominin başa açacağı belalara artık ortak olmama eğilimi göstermeye başladılar.
ABD’nin kendi krizini pervasızca müttefiklerine ihraç etmesine karşı giderek artan bir direnç başgösterirken ülke içinde de başlarda Amerikalıların ağırlıkla güvenlik kaygıları nedeniyle verdikleri destek de erimeye başladı. Hatta savaş çığırtkanı Neo Con’ların simgesi ‘Çay Partisi’ bile savaşın ortalama Amerikan yurttaşının refahını tehdit etmesinden bahisle ‘dünyayı biz mi kurtaracağız’ türünden özünde Amerikan toplumunun egoizminin ifadesi olan bir karşı duruş içine girdiler. Obama artık zorunluluk haline gelen bir konsept değişikliğini seçim kampanyalarının baş konusu haline getirirken en kısa zamanda fiili işgalin sona ereceğini açıklıyordu. Savaşın, asker kayıplarına yol açmadan ve daha masrafsız sürdürülmesi anlamına gelen bu yeni konsepti biraz açalım.
İlki ve en önemlisi, ABD’nin, işgal ettiği bölgelerde öngördüğü düzenler kurma iddiasından büyük oranda vazgeçerek, yarattığı etnik ve mezhepsel çelişkilerin neden olduğu kanlı bir kaosun devamına entegre olmuş yeni stratejisidir. Böyle bir strateji dolaysız askeri güç kullanımını gerekli kılmamakta, kendi teçhizatlandırdığı yerel güçlerin varlığını esas almaktadır. Diğer yandan böylesi bir strateji, kendi dolaysız işbirlikçileri de dahil hiçbir karşıt gücün bir diğerine tam üstünlük sağlayamayacağı sürekli bir çatışma halini gerekli görmektedir. Çatışan tarafların yorulup enerjilerinin tükendiği bir bıkkınlık haline kadar herhangi bir müdahale elzem değildir. Yıkıcı güçlerini birbirlerini kırarak tüketecek olan bölge halkları nasıl olsa günün birinde yeni bir düzen için kendi kapılarını çalacaklardır.
Birinin diğerine galebe çalamadığı çok taraflı bir çatışma ortamı aynı zamanda bölgenin ABD’ye olan talebini de sürekli canlı kılacaktır. ‘Kaos Yönetimi’ diye adlandırılabilecek bu konseptin diğer bir unsuru, düşman güçlerden herhangi birisinin olağanüstü güçlenmesi durumunda onu tekrar kabul edilebilir bir zayıflığa düşürecek bir müdahale gücüdür. Çatışmalı coğrafyanın üstün teknoloji ile sürekli denetimi ve ihtiyaç halinde etkili vurulması esasına dayalı böyle bir savaş gücü Obama iktidarı ile birlikte daha etkili olarak devreye sokulmuştur.
160 civarında değişik üslerde konumlandırılmış sayısı bini bulan silahlı insansız hava araçları uzun süredir bölgede büyük sivil kayıplarına yol açan hukuk tanımaz bir katliamın uygulayıcısıdırlar. Nevada’daki gizli bir askeri üste konumlanmış uzmanların binlerce mil uzaktan komuta ettiği ve komuta edenlere bir bilgisayar oyunu zevki tattırdığı bu ölümcül silahların saldırılarında ölen sivillerin sayısı son üç yılda neredeyse 3000’e yaklaşmış durumda. Son sekiz yıl içinde  bu saldırılarda Afganistan’da ölenlerin sayısı çoğu siviller olmak üzere 20000’i bulmuş durumda. Roboskî katliamı da işte bu yeni savaş konseptinin öğretisine bir örnek değil mi? ABD, uygulamaya soktuğu bu yeni öldürme metoduyla cinayetine estetik boyutlar katarken insan hayatını bir değersizleşmeye mahkum etmekte ve sayıların anlamsızlığına hepimizi alıştırmaktadır.
O zaman tekrar soralım: Boston’da patlayan bombaların adaleti var mıdır?