Antep’te Kürtlerin düğününe saldırı gerçekleştirildi. Ellinin üzerinde Kürt katledildi. Katliamın DAİŞ tarafından yapıldığını ise -yarım ağızla da olsa- AKP söylüyor. 

Başka bir durum ise Hesekê’de olup bitenlerdir. Kürtleri Suriye Rejimi uçaklarla vurdu, şimdilik durulmuş olsa da, ne olacağı halen kestirilememektedir. 

Bunlar yaşanmadan önce Türkiye, İran ve Suriye rejimleri arasında çeşitli görüşmeler gerçekleşti. Ardından ise Barzani Türkiye’ye geldi, İran’a da gideceği söylenmektedir. Dahası, Barzanilerin İran’a karşı hareket içerisinde olan oluşumlara karşı da tavır alacağı ise basına yansıyanlardır. 

Bunların tümü yaşanmadan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ise şu açıklamayı yaptı: “Eğer inkarcılıktan ve zamana yayılmış soykırım uygulamalarından vazgeçilerek, Kürt sorununu araçsallaştırma ve oylama konusu olmaktan çıkaracak bir yaklaşım açıkça ortaya konulursa, bizim de Özgürlük Hareketi olarak çözümü kolaylaştıracak adımlarla birlikte, Türkiye halklarıyla kardeşçe yaşanacak bir çözümün en büyük savunucusu ve pratikleştiricisi olacağımız açıktır.” Açıklamanın mesajı nettir; eğer TC devleti Kürt meselesini çözmek istiyorsa, çözüme varız denilmektedir. Bu aynı zamanda bir yıldan fazladır, dondurulan görüşme sürecinin yeniden önünün açılarak, savaşın durdurulması olacaktır. 

Bu açıklamaya farklı çevrelerden olumlu refleksler gelmeye başlamışken, Dilok katliamı gerçekleşti. Yine taşeronlar aranmaya, hem de kimin neden kimin adına süreci sabote etmeye dönük girişimlerde bulunduğu arayışları başladı

Gerçekten de son yıllarda ne zaman bir çözüm arayışına başlanmış ise buna karşı bir yerlerde bombalar patlatılarak sabote edilmiştir.

Kürdistan şehirleri yerle bir edildi. Birçok Kürt şehrini yerle bir ederek, taş üstüne taş bırakmadılar. Yüzlerce sivili katlettiler. Kürtler çocuklarını gömemediler ve buzdolaplarında saklamak zorunda kaldılar. Mezarlıklarının ve şehitliklerinin yerle yeksan edilmesi talimatı verilmişti. Sokaklarda çınarlık Taybet analar keskin nişancılar tarafından hedeflenerek katledildi, cenazeleri kurda kuşa yem olsun istendi. Gençlerinin cenazeleri panzerler arkasında sürüklendi. Duvarlarına Türk’ün gücünün gösterilmesi için Eseddulah Timi diye pankartlar ve yazılar bırakıldı. 

Yüzlerce insanlık suçu işlendi. Bu suçların Lahey’e gitmesi gerektiği tartışılırken 15 Temmuz darbesi gerçekleştirildi. Bu darbeye karşı ise daha etkili bir darbe gerçekleştirildi. Daha tuhaf olan ise bu kez tüm bu katliamları, yakıp yıkmaları, işkenceleri, tecavüzleri yapanlar darbeci olarak tutuklandı, hatta yargılanmaları için ise gün sayılıyor. Askeri ayak böyle yargılanmaya hazırlanırken; daha niceleri tutuklandı. Ve yapılanların tümü şimdiden birilerine yıkılarak birilerinin Taşeronları deniliyor… 

Halbuki daha yıllar önce bugün FETO diye yargılanmak istenen Fetullah Gülen Kürt katliamının iyi yapılmadığını şöyle söylemişti: “Ayıptır bu, otuz senedir bir avuç şakinin hakkından gelemiyorsun. Çoklarının dediği gibi, mensup olduğumuz Birleşmiş Milletler ve NATO içinde önemli güce, kuvvete ve mekanize birliklere sahip sayılı devletlerden biriyiz… 

Herkes bu meselenin halli için duanın gücüne de sığınmalı; her fırsatta gönüllerini Yüce Dergâh'a açıp ‘Allah'ım, birliğimizi sağla, aramızı te'lif buyur, bizi vifak ve ittifaka muvaffak kıl. Hidayet ve ıslahını murat buyurduğun insanları ıslah eyle, kalb ve kafalarına salah ver. Şayet düşmanlık yapanlar arasında ıslahını murat buyurmadığın ve kendileri hesabına ıslah istemeyen kimseler varsa, onların da altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, köklerini kurut ve işlerini bitir.” 

Zamanında FETÖ’nün en yakın arkadaşları olanlar, şimdi FETÖ’ye taşeron diyorlar. Dün Cizre, Nusaybin, Gever, Silopi, Sur ve diğer kentleri açık talimatla yakıp yıkanlar, şimdi bu kentleri yakıp yıkanları birilerinin taşeron olarak ilan ediyorlar. 

Şimdi ise Antep’te gerçekleştirilen katliamı-hem de KCK’nin görüşmelere geri dönülebileceğini ifade eden açıklaması ardından- birilerine yıkmaya çalışıyorlar, hem de taşeron diyerek. 

Her şey ayan beyan ortadayken, söylenenler belgeli iken, Antep katliamı ardından Rojava’ya saldırılar başlamış iken, Taşeronu bir yerlerde arama yerine Erdoğan’ın ve partisi AKP içerisinde aramanın daha anlamlı olacağı aşikar değil midir?