Ülke ve demokrasi yönetiminde hükümet, direksiyonu ha bire sağa, faşizme kırıyor. Seçimlerde elde ettiği oy çoğunluğunun üstüne yan gelip yatan hükümetin iktidar rehaveti, pervasızlığın ve sabrın sınırlarını çoktan aşmış bulunuyor.
Şu an itibariyle iktidarın dalkavukluğunu yapmayan her birey, potansiyel suçlu, sanık ve yarının gözaltına alınacak adayı konumundadır artık. Üç dönem arka arkaya tek başına hükümet kurma şansını elde eden bir iktidar partisinin, hırçınlığı aşan bu tahammülsüzlüğü niye?
Genel seçimler öncesi verilen vaatlerin yerine getirilmediğini, tam tersine kazanılmış bütün demokratik hakların birer birer gasp edildiğini yaşayarak seyrediyor vatandaş.  İşin en kötüsü „daha neler göreceğiz“, „bunlar iyi günlerimiz galiba“ şeklindeki bekleyelim-görelim sessizliğiyle olanları seyrediyor vatandaş…
Bu sessizliğin, teslimiyete evrilmesi tehlikesiyle, izliyor olanı biteni…
Zulümle yaşamaya alışma, kendini faşizme adapte etme halleriyle, bakakalıyor sadece…
„Ne olacak bu memleketin hali“ muhabbetini aşmıyor demokratik-sol cenahın muhalefeti de… Bundan mıdır acaba gün be gün artan baskılara paralel, kadına uygulanan zulümde de artış gözlenmesi. İmam-cemaat ilişkisi gibi yani. Devlet baba döverse, devletin oğlu da öldürür gibi yani.
Vatandaşın halleri hal değil anlayacağınız. Baksanıza; her geçen gün AKP saflarından yeni bir kadın düşmanı tavır ve söylemlerle karşılaşıyoruz.
Bu söylemlerle ilgili uyarıcı yazılar, gazetemiz sayfalarında olduğu gibi farklı basın alanlarındaki yazarların köşelerinde de defalarca yer buldu.  Anlaşılan onlar, kadınlara karşı aşağılayıcı bir tutum sergilemekten bıkıp usanmıyorlar, biz de onları ve onların bu insanlık dışı politikalarını teşhir etmekten bıkıp usanmayacağız. Gerekirse sayısız kez daha, iktidarın kadın politikasının, kadınları hangi ilkel çağlara geri götürme üzerine kurulu olduğunu deşifre eden yazılar yazmaktan geri durmayacağız.
Bütün bu velvele içerisinde en acısı ve en içimize dokunanı da „kadının kadına bu yaptığı“ sanırım.
Sema Maraşlı sözüm ona yazar, eğitim almış, konunun uzmanı bir kadınmış, kadınlara verilecek en iyi öğüt olarak „erkeğin üstünlüğünü kabul edin“ demiş. Kadınlar, akıllı olmayın, erkeklerle ilişkilerinizde eşit haklara sahip olmaya özenmeyin, erkeğin yüceliğine ve gücüne hürmet edin ki evliliğiniz yürüsün demiş. Kadının hayatı bir bütün olarak sadece evlilikten ibaretmiş ya! Evliliği götürebilmek için kendiniz olmaktan vazgeçin, gökyüzünün yarısından feragat edin, erkeğinizin ve erkek egemen sistem devletinizin selameti için ikinci sınıf insan olmayı kabul edin demiş.
Ey kadınlar, demiş;
Evde itaati öğrenip içselleştirin ki, devlete ve düzene teslim olmanız daha kolay olsun! Evinizde oturup evliliğin-ailenin devamını garantileyin ki, aileniz de kapitalizmin sacayağı olmaya devam etsin demiş. Evde kocanız sizi dövdüğünde ses çıkarmamayı, gördüğünüz şiddete ‘annenizin sizi kadın olarak doğurduğuna ah etmek’le yetinmeyi öğrenebilesiniz demiş. Sokakta polis sizi coplayıp, gazla-bombayla canınıza okuduğunda, bunu da normal görüp, kaderiniz olarak kabullenmeye alışabilmeniz daha kolay olsun demiş.
Yazarmış Sema Hanım. Yazmış. Hem de on bir kitap. Çoğunluğu masalmış. ‘Ağaç yaşken eğilir’ ya, çocuklara da çekirdekten aşılamış patolojik fikirlerini. Ama unutmuş kadın Sema Hanım; yaşamda ancak erkekle eşit koşullarda var olunduğunda tam anlamıyla kadın, tam anlamıyla insan olunabileceğini. Ve hatırlamamış Sema Hanım; kadın olarak, kendisine ve cinsine saygı duymayanın, hiçbir varlığa saygı duyamayacağını. Ve hiç aklına getirmemiş Sema Hanım; kadının kadına reva gördüğü aşağılamanın, kadınlara yapılabilecek en büyük ihanet olduğunu! Böyle buyurmuş Sema Hanım!