Tutuklu gazeteci-ressam Zehra Doğan’ın 70’e yakın eserinin sergilendiği Başka Dünyalar Festivali’nde sahne alan kadın sanatçılar “Başka dünya mümkün, hep birlikte inşa edebiliriz” mesajı verdi.

 

SABRİ BÖLEK / MORLAIX

 

Fransa’nın batısında Bretanya bölgesinde 21 Eylül’de başlayan ‘Festival des Autres Mondes-Başka Dünyalar Festivali’ ikinci haftasında devam ediyor. Tutuklu gazeteci Zehra Doğan’ın eserlerinin sergilendiği festival; sergi, konser, yuvarlak masa toplantıları, film gösterimleri gibi birçok etkinliği kapsıyor. Kedistan Derneği ve La Minoteire-A Pleine Derneği girişimiyle organize edilen festival 21 Ekim’e kadar sürecek.

Ocak 2018’de eş zamanlı yapılmış iki Zehra Doğan sergisinin devamı niteliğindeki fotoğraf sergisi tutuklu gazetecinin bugüne dek yapılan en büyük sergisi niteliğinde. Morlaix Belediyesine ait ‘Le Roudour’ salonunda Zehra Doğan’ın tutuklanmadan önceki eserleri ile cezaevi şartlarında, kısıtlı imkanlarla resmettiği daha önce görülmemiş resimleri sergileniyor. Doğan’ın 70’e yakın eseri Bretanya’nın birçok kentinde sergilenecek. Tutsak gazeteci ve sanatçı Zehra Doğan da festivalin açılışı için, tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nden telefonla kaydedilen bir sesli ileti de yolladı.

 

Zehra için besteledi

Festival kapsamında 29 Eylül Cumartesi günü düzenlenen “Zehra için kadın sesleri” konserinde ise Nolwenn Korbell, Coline Linder, Éléonore Fourniau isimli sanatçılar şarkılarını seslendirdi. Sanatçı Coline Linder Doğan için bestelediği şarkıyı ilk kez bu etkinlikte seslendirdi.

Breton sanatçı Nolwenn Korbell’de seslendirdiği Kurt Weill’e ait ‘Youkali’ adlı şarkı ardından, “Bu şarkı mükemmel bir dünyadan bahsediyor, öyle bir dünya yok. Ama bu dünyayı hep birlikte inşa edebiliriz” diyerek, Zehra Doğan’la dayanışma halinde olacaklarını belirtti. Konser ardından dayanışma amacıyla Zehra Doğan için Fransa’da basılan kitap ve kartpostal satışları yapıldı.

Zehra nasıl resim yapıyor?

Zehra Doğan’ın resim sergisini bu hafta içi birçok okul ziyaret edecek. Çeşitli yaş grubundan ögrencilerin gerçekleştireceği ziyarette Doğan’ın cezaevinde nasıl boya oluşturduğu, hangi bitkiyi kaç dakika kaynattığı gibi formülleri öğrencilere aktarılacak. Ayrıca kurulacak bir atölyede Zehra’nın formülleriyle sebze ve atıklardan boya üreterek resim yapılacak.

Rojava modeli tartışıldı

Festival kapsamında paneller de organize edildi. “Sosyal ekoloji: Rojava’dan başka dünyalara komünalist deneyimler” başlıklı panele Eğitimci Yazar Elaenor Finley (Institute for Social Ecology ISE yönetim kurulu üyesi), Murray Bookchin ve Sosyal Ekoloji adlı kitabın yazarı Floreal Romero, Fransa’nın Nantes kenti yakınlarındaki ZAD otonom bölgesinde yaşayan Camille konuşmacı olarak katıldı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin tartışıldığı panelde, Türkiye’deki baskı ve ihlaller ile cezaevlerindeki tutsakların yaşadıkları anlatıldı.

“Türkiye ve Kürdistan’da LGBTIQ olmak” başlıklı panele ise LGBTIQ aktivisti Rosida Koyuncu, İnterseks aktivist, sosyolog ve Uluslararası-Avrupa Interseks örgütü (OII) kurucusu Vincent Guillot’un konuşmacı olarak katıldıkları etkinlikte, kadın üzerindeki cinsel şiddet ve LGBTIQ’li bireylere önyargılı bakışlar ele alındı.

“Rojava: Ulus devlete bir alternatif” paneli ise gazeteci Raphaël Lebrujah moderatörlüğünde düzenlendi. Panele, devlet hukuku uzmanı ve yazar Pierre Bance ile bağımsız gazeteci ve fotoğrafçı Yann Renoult konuşmacı olarak katıldı. Rojava devriminin ve modelinin tartışıldığı etkinliğe ilgi oldukça genişti.

 
 

Zehra Doğan’dan festivale mesaj: Pes etmeyeceğim

 

Tutsak gazeteci ve sanatçı Zehra Doğan, Fransa’da gerçekleşen Başka Dünyalar Festivali’nin açılışı için, Diyarbakır cezaevinden telefonla kaydedilen bir sesli ileti yolladı. Zehra Doğan’ın “Tutsak 50 kadın adına” gönderdiği mesaj şöyle:

“Direnişiyle tarihe adını yazmış Amed zindanından sizleri, burada bulunan 50 kadın tutsak adına selamlıyorum.

Susturulmak istendiğimiz bu yerden yine sizlere ulaşıp sesimizi duyurabiliyorsak eğer, bu dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa karşı kolektif mücadelenin, sizlerin sayesindedir.

Tutsaklığımın tek nedeni bir çocuğun barış istemini haberleştirmek ve yıkık Nusaybin’i resmetmemdir. Yani anlayacağınız hukuk ve adaletin ne demek olduğunu bilmeyen cühela ailesi tarafından hapsedildim. Oysa gözlerimizin önünde yapılan zulme karşı tavır sergilemek insan doğasında olması gereken en büyük sorumluluktur. Zulme karşı duramıyorsak eğer, vicdana, iyiye, adalete ve değişime inanmıyoruz demektir. Yani en başından kaybetmişiz demektir.

 

Yenik düşmedim

Kendimi hiçbir şekilde yenik düşmüş hissetmiyorum.

Asıl yenik düşenler katledilenleri, bombalanarak öldürülenleri, izlemekle yetinip çaresizliğe gömülenlerdir. Kazananlarsa her nerede ve ne koşullar altında olursa olsun direnmeyi elden bırakmayanlardır.

Bugün Kürtler işte tam da bunu yapıyor, adaletsizliğe karşı varolma mücadelesi veriyor. Kürt kadınları tüm zorluklara rağmen mücadeleyi elden bırakmıyor. İşte bu nedenledir ki, en çok da Kürt kadınlarına yöneliyorlar. Çünkü baskılayıp, bedenlerini kilitleyerek yok saydıkları kadınların öz güvenliklerini gerçekleştirmesinden korkuyorlar.

Emeği yeniden, üretiminin makineleri haline getirip, üretmemize dahi artı değer olarak yaklaşan meta beyinli eril yönetimlere karşı tarihten bu yana söyleyecek sözümüz hep vardı, var olacak.

 

Kendimizi tutsak görmüyoruz

Şu an Türkiye’de benim gibi yüzü aşkın gazeteci, sanatçı ve binlerce siyasetçi tutuklu. Milletvekilleri hapiste. Ama asla kendimizi gerçek anlamda tutsak olarak görmüyoruz. Çünkü düşüncelerimizin sarmaşıklarının dışarı taşıp, güzel çiçekler açtığını biliyoruz.

Güzeli arayışımız burada da devam ediyor. Tarkovsky’nin dediği gibi “Güzel gerçeğin peşinden koşmayandan kendini gizler” (Mühürlenmiş Zaman). İşte bu yüzden düşüncelerimizde gizli güzeli aramayı elden bırakmıyoruz.

Kürt kadın mücadelesinden beslenen bir kadın olarak, kanla kirletilmiş toprağımızı, yazdıklarım ve sanatımla arındırma çabası içerisindeyim. Tüm yaşananlar unutulup kaybolmasın, tuvalime takılsın tüm gerçekler istedim. Bu yüzden hapsedildim.

 

Zılgıtlarla selamlıyorum

Şimdi burada boya malzemeleri vermiyorlar. Vermedikleri gibi atık yiyeceklerden elde ettiğim boyalara ve resimlere de el koyuyorlar.

Fakat bunları gerekçelendirerek pes etmek gibi bir seçeneğim yok. Tanıklığım böyle bir lüksümün olmadığını söylüyor bana. Mücadelem bana, üretmeye karşı gerçek anlamda hiçbir engelin olmadığını, eğer varsa bir engel, onun kendinden başkasının olamayacağını öğretti.

Ürettiklerimi anlamlandıran desteğiniz, benim öz benliğimi bulmamı sağladı. Var oluşumun inkarının en büyük sembolü olan bu yerden kendim olarak çıkacağım. Bu mücadele sayesinde, sizlerin sayesinde…

Bu programı düzenleyen Kedistan’a, Naz Öke’ye, Minoterie’ye ve birçok kişiye teşekkürlerimi sunuyorum.

Sizleri Kürt kadınların direniş zılgıtlarıyla selamlıyorum.”