Dünyanın Sokakları


Dünya Kupası Futbol karşılaşmaları ve Olimpiyatlar müsabakaları Brezilya’da da devam ediyor. Herkesin, binlerce seyircinin, bir avuç sporcunun ve onlardan biraz daha az hakemlerin, çok fazla olan ve çok boş konuşan futbol yorumcularının ve bir avuç sporcu, hakemler ve futbol yorumcularını oturma odamızın köşesine sokan dünya televizyonlarının yayınları biteli yıllar oldu ama müsabakalar devam ediyor. Son müsabaka aylardır kamu çalışanlarının maaşını veremeyen Rio de Janerio hükümetine karşı gösteri yapan işçilere polislerin kiliseden ateş etmesiyle sonuçlandı. Bunları televizyonlarda eskisi kadar çok görmemiş olabilirsiniz ama sokaklar bugünlerde futbol anlatıcısı terimiyle, işçileri ağırlıyor. 

Dünya Kupasının ve Olimpiyatların, kan ve kar emicisi büyük şirketlerin yaptıkları inşaatlar devasa beton yığını olarak kalıp gitseydi belki kaldırılabilirdi ama onlardan geriye devasa borçlar yüzünden batan eyalet hükümetleri ve ödenemeyen borçlar kalınca, müsabakalar sokaklarda uzun bir zaman daha sürecek gibi. Brezilya içinde bulunduğu ekonomik dilimde en azından kapitalist finans analizcilerine göre Türkiye’ye yakın gösterildiğinden, biraz daha yakından incelediğimizde başka benzerlikler de görüyoruz. 

Türkiye egemenleri çok istemelerine rağmen Dünya Kupası ve Olimpiyatları kapamadıklarından sırtımızda futbol karşılaşmalarını ve maraton ekonomisini (!) taşımıyoruz, ama bir başka yönden de olsa ekonomik krizin politik kriz ile derinleşmesi benzer bir şekilde söz konusu. Fakat vurgulamalıyım ki bu benzerlik sadece politik krizin ekonomik krizi derinleştirmesi değil; aynı zamanda, halkçı bir figür, özgürlükler vurgusu ve uygulaması ile Dilma hükümeti ile her geçen gün baskı ve şiddetten beslenen Erdoğan rejiminin ortak yönü sadece ‘politik kriz’in adı. 

Uzun bir analizi diğer bir zamana bırakıp benzerlik ve ayrıklık anlamında bir başka noktaya dikkat çekmek istiyorum: „Polislerin kiliseden göstericilere ateş etmesi.“ İktidarın iktidar gibi davranma refleksidir bu. Hiçbir hükümet görevlisi polislere „kiliseye girin de ateş edin“ dememiştir, çok muhtemel polis genel müdürü de... Bu hamle muhtemelen bir polis şefinin zekice (!) askeri dehasıdır ama gerek saydığım gerekse saymadığım bütün iktidar aparatlarının ve başka ülkelerin de; tabii ki bizim iktidar simgelerinin ve aparatlarının da tavrı tamamen aynı olacaktı. Değişik olan ise sadece kilise, cami ya da bir başka isimle ama aynı nitelikte bir yer olacağıdır. Yani bütün iktidarlar nihayetinde aynı şeyin soyudur.

Ancak farklı nokta Katolik kilisesi mensuplarının polisin işgalini protesto etmesiydi. Bizde böyle bir şey olur muydu sizce? Kurumsal İslam’ın herhangi bir mensubu devletin camiden ateş etmesine karşı çıkar mıydı?