Evet tam anlamıyla Britanya ikiyi bölündü. İngiliz hükümetinin, özellikle Başbakan David Cameron’un önerisiyle meclise taşınan DAİŞ’e havadan saldırı yapılması önerisi ülkeyi ikiye böldü. Hava saldırılarını destekleyenler ve saldırıya karşı çıkanlar. Muhafazakar partililerin tamamı saldırıları savunurken, İşçi Partililerin de tamamı saldırılara karşı çıkmadı. Aksine, bazı muhafazakar partililer saldırıyı ret ederken, bazı İşçi Partililer saldırıların tam destekçisi oldu. İşçi Partisi'nin bazı önde gelenleri sırf liderliğinden memnun olmadıkları Jeremy Corbyn’e muhalif olmak için hükümeti destekledikleri düşünülüyor. Örneğin İşçi Partisi'nin dışişlerinden sorumlu üst düzey üyesi Hilary Benn'in hava saldırılarını destekleyen ateşli konuşması sayesinde onlarca oy kazandı Başbakan Cameron. 

Savaş naraları atan Benn’in konuşması ucuz sömürgeci sloganları kokuyordu. Meseleyi İngiliz halkının gücünün ve kimliğinin küçümsemesi boyutuna indirgedi. DAİŞ’i faşist liderler Hitler ya da Mussoloni ile savaşmaya benzetti. Yani sanki DAİŞ insanlığı yok etmek için değil de İngiliz halkının itibarını zedelemek için ortaya çıktı. Elbette ki İngiltere’nin, Ortadoğu’yu yüzyıllarca yönetirken ya da bölgeye silah satarken itibarı zedelenmiyor, tam tersine itibarı artıyor. 

Hava saldırılarının oylamadan geçeceği kesindi. Önemli olan bir grup kesimin İngiltere hükümetin Ortadoğu politikalarına şüpheyle bakıyor olması. Irak ve Afganistan’dan ders çıkartılması gerektiğini savunanların gittikçe artmış olması. Büyük çoğunluk, bu hava saldırılarının DAİŞ’i bitirmek için yeterli olmayacağını düşünüyor. Mesela Rakka’yı DAİŞ’ten temizlemek için geri hava saldırıları yeterli olacak mı? 40-50 bin civarlarda kadar karadan asker desteğiyle ancak Rakka’nın kurtulabileceği düşünülüyor. Ancak İngiliz hükümeti havadan sadece düğmeye basarak savaşmak istiyor. Belli ki hava saldırıları kararı, sadece AB’ye hoş görünmek için sembolik bir jest. 

Öte yandan Başbakan Cameron’ın gelmiş geçmiş en büyük savaş karşıtlarından olup tam pasif direnişçi olarak adlandırılabilecek İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’e sırf hava saldırılarına karşı çıktığı için ‘terörist sempatizanı’ demesi kabul edilemez bir tavırdı, ancak Başbakan özür dilemeyi ret etti. 

Yine Başbakanın hava saldırılarını teşvik etmesi açısından Fransa’yı kastederek ‘müttefiklerimizi desteklemeliyiz’ ifadesi de iki yüzlülüğün daniskası. Suriye’de şu ana dek binlerce sivil hayatını kaybederken, destek vermek için neyi bekledi acaba. Tabi bütün mesele İngiltere ile müttefik olabilmekte. Bütün mesele Suriyeli mültecileri Türkiye’de hapis tutabilmekte. 

Parlamentodaki oylama sonucunda Muhafazakar hükümeti Tornado tipi savaş uçaklarını Suriye hava sahasında uçurma yetkisini elde etmiş oldu. Havadan saldırılar sivillerin canına mal olacağı gibi, DAİŞ’i bitireceği anlamına da geliyor. Karadan bir destek olmadan, savaşan YPG gibi yerel güçlerle iş birliği ya da iç savaşı sonlandırmak için bir diplomasi çalışması olmadan, Suriye birer Afganistan ve Irak vakasından farklı olmayacaktır. Hadi diyelim DAİŞ bitti peki ya Esad ne olacak? Peki DAİŞ’le savaşmak yerine Kürtlerle savaşan Türkiye’ye ne olacak?