Avrupa Birliği’nin sığınmacı gündemli mini-zirvesi geçtiğimiz pazar günü yapıldı. Toplam 10 AB ülkesi ve 3 dışardan ülkenin katıldığı zirveye Türkiye davet edilmedi. 

Toplantıya Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa Komisiyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Birleşmiş Milletler Sığınmacılar Yüksek Komiserliği (HCR) ve Avrupa Sınırları Gözleme Ajansı Frontex’ın yanısıra Almanya, Bulgaristan, Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Lüksemburg, Hollanda, Romanya, Hırvatistan ve Slovanya katıldı. Ayrıca Birliğe üye olmayan fakat göçmen sorunlarıyla en çok boğuşan ülkeler olan Arnavut, Makadonya ve Sirbistan da bu görüşmelerde yer aldı.

Avrupa basınına yansıyan haberlere göre tansiyonun yüksek olduğu bu mini-zirevede zaman zaman tartışmalar yaşandı. Gerilimi düşürmek için, Avrupa Komisiyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in sık sık müdahale etmek zorunda kaldığı ileri sürüldü. Özellikle ırkçı söylemleriyle tanınan Macaristan Başbakan’ı Victor Orban, Yunanistan Başbakanı Çipras’ı ülkesinin Türkiye ile olan sınırlarını yeterince kontrol etmemekle suçladı ve gelen sığınmacıların kayıt işlemlerinin eksik tutulduğunu öne sürdü. Zirvede Orban’ın "sınırları kapatma" önerisi Hırvatlar tarafından desteklendiğini, fakat Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerin böyle bir planı kabul etmedikleri belirtiliyor. 

Toplantıda konuşan Yunanistan Başbakanı Çipras, mültecileri Yunanistan’a ulaştıran koridorun diğer ucunun Türkiye’de başladığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü; "Kaynak orası. Türkiye ile birlikte yürütülmeye çalışılan "aksiyon planı" hala tartışma aşamasında. Bu plan çerçevesinde 3 milyar Euro gibi bir yardım ön gürülüyor ve bunun karşılığında Türk vatandaşlaranın küçük bir kısmı için vize kolaylığı sağlanmayı hedefleniyor. Fakat bu konuda şu an bir gelişme beklemek fazla olanaklı değil. Zira muhafazakar-İslamcı Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisi için hayati öneme sahip 1 Kasım seçimlerine kilitlenmiş durumda. Seçimlerden önce adım atamayacağı anlaşılıyor."

Konu hakkında Slovanya Başbakanı Miro Cerer, 10 gün içinde 60 binden fazla insanın ülkesinin sınırlarından geçtiği, eğer acil olarak önüne geçilmese, AB büyük bir felaketle karşı karşıya kalacağını savundu. Lüksemburg göçmenler Bakanı Jean Asselbron ise, Balkanlarda artık bir ülkenin perspektifleri bu göç sorununa yetmeyeceği, tamamen bir ‘Avrupa çözümünün’ devreye girmesi gerektiğini belirti.

Katılımcılar tarafından toplantı sonunda ortak bir deklarasyon yayınlandı. Bu sonuç bildirgesinde, toplantıya iştirak eden ülkeler arasında doğrudan bir telefon hatının kurulması, kapasiteleri 100 bin olacak ‘sığınmacı kabul merkezleri’nin tesis edilmesi, bu kabul merkezlerinin 50 bini Yunanistan topraklarında, geri kalan 50 bini de Balkanlardaki mültecilerin geçiş güzergahlarında kurulması, uzun zamandır mülteci geçişine karşı zor durumda olan Slovanya sınırına 400 polisin gönderilmesi, gibi kararlar yer alıyor. 

Ayrıca toplantıya katılan Frontex’in hem Yunanistan-Makedonya, hem de Yunanistan-Arnavut sınırında kontrollere katılması ve kayıtların tutulmasına yardımcı olması ön görülüyor.

İnsan Hakları Kuruluşu Human Rights Watch, yaklaşan kış şartlarına dikkat çekerek bu yeni durumun sığınmacıları olumsuz etkileyeceğini savundu. Human Rights Watch, eğer sınırlarda mültecilerin geçişlerine karşı bir blokaj söz konusu olursa, çok ciddi ölümlerin olabileceğini belirti.

AB bu planıyla, sığınmacıları Batı Avrupa topraklarından uzak Balkan kapılarında durdurmak istiyor. Bu yeni kararlar hem sığınmacılar için, hem de Balkan ülkeleri için önemli bir tehlikeye işaret ediyor gibi. Buralarda kurulacak merkezlerde mülteciler kayıt altına alınıp iltica başvurusuna zorlanabilirler. Böylece ilticası red edilmiş bir sığınmacı, artık başka bir ülkeye geçme şansı bulamaz. Bu yeni duruma karşı Balkan ülkelerinin endişeleri de söz konusu. Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissov, böyle bir durumda, Avusturya ve Almanya’nın sınırlarını kapatmaları halinde Balkan ülkeleri sığınmacılar için bir "tampon bölge" konumunu alır ve altında kalkamaz duruma gelir" iddasında bulundu.