SİDAR DERSİM / HABER / ANALİZ

Nihayet İzmir’de 2 yıldan fazla bir süredir tutuklu ve Temmuz ayından beridir de ev hapsiyle Türk devletinin rehin aldığı Rahip Andrew Brunson, Cuma günü gerçekleşen ‘yargılamanın’ ardından serbest bırakıldı ve ilk uçakla ABD’ye döndü.

Brunson olayı, Türk yargısını ve Türk devletinin yürüttüğü diplomaside Erdoğan ile birlikte yükselen değer haline gelen rehine politikasını yeniden gündeme getirdi. Bütün dünya, ‘bağımsız Türk yargısı’ ve Erdoğan’ın ‘Monşer diplomasisi’ yerine ikame ettiği rehine, şantaj ve Kasımpaşa diplomasisini hayretle izliyor. Rehine diplomasisi, müttefiklerinin vatandaşlarını rehin alarak muhataplarından taviz koparma politikası, Türkiye’yi geleceği belirsiz bir girdaba sürüklüyor.

Cuma günü İzmir’de görülen davadan önce herkes, Brunson’ın bırakılacağını biliyordu.

Zaten serbest bırakılacaktı

Diktatör olma yolunda büyük bir kurumsallaşma yakalayan Erdoğan’ın dava öncesi “Bağımsız Türk yargısı ne karar verirse” saygı duyacağını söylemesi, topu tam bir komediye dönüşen yargıya attığı anlamına geliyordu. Yani ‘Eyyy Amerika’dan eser kalmamıştı. Erdoğan’ın ‘Minbic’e gireriz’i, Arda Turan’ın soluk kesen maceraları, işte “Geliyorum” diyen bu rezalet öncesi devreye konuldu.

Yine ABD basını, Brunson’ın bırakılacağı hatta ilk uçakla ABD’ye uçacağını, bırakılması yönünde iki ay önce Türkiye ile ABD arasında bir anlaşmanın olduğunu belirtiyordu.

Cuma günü ise yargı denilen ucube devreye konuldu. Önce, gizli tanıklar ve onlara bilgi veren kişiler, daha önce verdikleri ifadeleri geri aldı, birbirlerini yalanladı.

Brunson’ın ev hapsi ve yurt dışı çıkış yasağı kaldırıldı, aldığı 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ise yattığı zamana sayıldı. Bu kararla Brunson, serbest kaldı.

Türk yargısı zaten her zaman siyasal iktidarın hizmetinde olan bir silahtı. Öyle söylendiği gibi ‘bağımsız’ bir tarafı da yok. Ne AKP öncesi ne de AKP-MHP iktidarı döneminde yargı bağımsızdı. Türk yargısının bu defolu hali onun genlerinde var. Farkı ise şu; AKP ve Erdoğan bu durumu daha pervasızca kullandı.

Ancak Brunson olayı, Türk yargısını bütünüyle gözler önüne serdi. Artık ne olduğu bütün çıplaklığı ile ortada.

Sonuçta ABD, Türkiye’yi tehdit etti, Türk devleti de yargıdan böylesi bir karar almasını istedi.

Trump Türkiye’yi aşağladı

Brunson, ABD gibi süper bir gücün doğrudan tehdidiyle hakkında 35 yıl hapis istenen bir davadan paçayı kurtardı. Ve nihayet ABD Başkanı Donald Trump, seçmenlerine verdiği “Brunson’ı buraya getireceğiz” sözünü doğrudan Türkiye’yi tehdit ederek yerine getirdi. Brunson’ı Beyaz Saray’da karşıladı. Türkiye hakkında söyledikleri ise öyle yenilir yutulur cinsten değil. Trump, Brunson’a bütün basın mensupları önünde şunları söyledi: “Uzun zamandır müzakere ettik, kesinlikle fidye ödemeyeceğimizi söyledik. Serbest bırakılmazsa çok kötü şeyler olacak dedik. Erdoğan’a teşekkür etmek istiyorum. Kendisiyle çok iyi ilişkimiz var. Bu olayın daha önce çözülmemiş olmasına çok şaşırdım. Obama yönetimi bu olayı çözemedi.”

“Fidye vermedik” demekle Trump, Türkiye’nin rehine politikasına, tehditle karşılık verdiklerini - öyle diplomatik bir dille de değil- açık seçik bir şekilde söylüyor. Erdoğan’a teşekkür ederek de ‘Türkiye’de bağımsız yargının’ Türk patentli bir hikaye olduğunu herkese gösteriyor.

Tabii ki diplomasinin o soğuk ve labirentli yollarında ne pazarlıklar yapıldığını bilemiyoruz. Çılgın bir şekilde Kürt düşmanlığına bulaşmış, bu düşmanlık karşısında kendisini her an pazarlamış bir siyasal iktidarın Brunson karşılığında bazı tavizler alması olasılık dahilinde.

Tehdit sonuç verdi

Trump’ın, Brunson’ı kabulündeki “Türkiye ile ilişkilerimiz mükemmel olabilir ve olan da bu yönde atılmış bir adım” ifadesi, bundan sonraki süreçte ortaya çıkacak olan Türk-Amerikan ilişkilerini daha yakından takip etmeyi gerektiriyor.

Ancak ne olursa olsun Erdoğan’ın rehine politikasının bütünüyle deşifre olduğunu, diplomaside kullandığı bu argümanın artık çöktüğünü görmek mümkün.

Türkiye ile ABD arasında Brunson krizi çözülse bile ABD konsolosluğu çalışanları Metin Topuz, Hamza Uluçay ile ev hapsinde bulunan Nazım Mete Cantürk’ün serbest bırakılması da ABD ’nin Türkiye’den talepleri arasında yer alıyor.

Yine Brunson’ın 18 Temmuz’da bırakılmayıp, ev hapsine alınmasıyla birlikte F-35 yeni nesil savaş uçaklarının Türkiye’ye teslimatı durdurulmuştu. ABD’nin bu kararı halen sürüyor.

İran’a yaptırımları deldiği gerekçesiyle Halk Bank eski yöneticisi Hakan Atilla şu anda ABD’de tutuklu. Halk Bank’a da büyük bir parasal cezanın gelmesi bekleniyor. Türkiye halen bu tedirginliği yaşarken, ABD 4 Kasım’da İran’a petrol ambargosu uygulayacak. Bu durum, Türkiye-İran ilişkilerini de büyük oranda etkileyecek. Ayrıca, Suriye’de Türk devletinin Rusya ile ilişkileri de ABD tarafından mercek altında tutuluyor.

ABD, ayrıca Türkiye’nin 2019’da Rusya’dan teslim almayı düşündüğü S-400’lerden bir an önce vazgeçmesini istiyor.

Bütün bu manzara içinde Türkiye’nin sarıldığı rehine politikası ve savaş mağduru mültecileri Avrupa’ya karşı bir koz olarak kullanılması kendisini de rehine durumuna getiriyor.

Herkes, ABD’nin Türkiye’ye yönelttiği tehditten fazlasıyla sonuç aldığını gördü.