Kürdistan ülkesi, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zulümkar devletin-diktatörlüğün tarihinde görülmeyen ablukalardan daha derin, kapsamlı ve büyük bir abluka altındadır. Yüzyıllık kuşatma daralmış, sıkışmış ve gelip Botan ve Amed’in bazı kentlerinde en faşist haliyle zuhur etmiştir. Bu kentlerde dışarıyla her türlü bağlantının engellenmesi, TBMM vekillerinin üye oldukları meclisleriyle dahi bağlantı kuramayışları, sağlık ve su başta olmak üzere temel insani ihtiyaçların giderilmeyişi de bu kuşatmanın yansımaları olarak, 21.yüzyılın en vahşi, barbar ve yalancı diktatörlüklerine karşı direnen Kürt insanına dayatılmaktadır.
Diktatörlüklerin en temel özellikleri yalancılıklarıdır. Her an yalan söylemeyi en doğal halleri olarak sergilemeleri, diktatörlüklerin varolma biçimleri oluyor. Yalan söylemek insanın kutsallığını bozan en büyük hakarettir. Beyaz adam, Afrikalı bir kabileye "yalan söyleme" eylemini anlatıyormuş ama Afrikalı kabile üyeleri bir türlü anlamıyormuş. Beyaz adam ısrarla tekrarlıyor çabalıyormuş ama nafile. Belleğinde sözün kutsallığına dair bir bilgi olan insanlar yalan kavramını anlayamıyorlarmış. Tabi beyaz adam ise bu işte ustalık dönemini yaşamaktaymış. Ustalık dönemleri, bugün de diktatörlüklerin yalanı ahlaki ve politik toplum karşısında bir silah olarak en ustaca kullandıkları dönemlerdir.
Bugün Türkiye devleti hükümeti pratiğinde yalanın kurumlaştığını görmek zor değil. Tüm basın, yayın, medya kuruluşlarının yalana odaklanması, yalanın söylenmesi kadar, tüm kutsallığına rağmen bir sürü olarak görülen toplumların bu yalanları nasıl anlaması gerektiği de diktatörlüklerin amaç ve eylemleri kapsamındadır. Bugün abluka, işgal, katliam ve her türden ezici saldırı vatan kavramına yüklenmiş bir şekilde sürdürülmektedir. Tersine dair tek kelime, kelepçeyle, hakaret kampanyasıyla, kara propagandayla ve hayat karartma saldırılarıyla karşılık bulmakta, kitleler korkutulmaktadır.
Türk devletinin jandarmalığında gerçekleşen bu ablukalar Cizre’de rehine olarak tutulan yaralı insanların kurtarılması için yapılan başvuruların sonuç almayışında da gösterdiği gibi AİHM’in dahi engellendiğini ve dolayısıyla ablukanın genişliğini, derinliğini gösteriyor. 20.yüzyılın başında oluşturulan sistemle birlikte geliştirilen abluka bu yüzyılın başında yok edilmesi başarılamayan Kürtler tarafından dağıtılmaya, kırılmaya çalışılıyor. Kürtler, tüm dünyanın zorbalarına, dünya emperyalizmine karşı tek başlarına direniyorlar. Ve buna rağmen direnişlerinde özgürlüğü görüyorlar. Özyönetim işte budur. Barikatlarda direnmek budur. Kendisi olmanın canı pahasına direnişini vermek tam da budur.
Direniş sürüyor. Barikatlarda, sokaklarda, evlerde ve mahallelerde Kürdistan halkının özyönetim direnişi sert geçen bir kış mevsiminin tüm zorluklarına rağmen sürüyor. Anlı şanlı Türk devleti birkaç Kürdistan kentindeki bir grup direnişçi karşısında yenilmiştir. Her gün yüzlercesini öldürdüğünü söylemekte, yine de bitirememektedir. Devrim literatüründeki "öldükçe çoğalırız" sözünün doğrulanışına ve özel savaş yürüten devlet çeteleri üzerinde güçlü bir etki yarattığına 2015-2016 yılı tanıklık etmektedir. Devletin en güvendiği komando tugayları, ortada bir deniz olmamasına rağmen getirilen deniz komandoları, her renkten berelilerin getirildiği Kürdistan kentleri direniyor.
Kürdistan direniyor. İnsanıyla, doğasıyla, taşlarıyla ve her türlü maneviyatıyla… Kentler yıkılıyor, yağmalanıyor ancak direnişçiler toprağa düşerken dahi direniş sürüyor, çoğalıyor ve büyüyor. Kendi direnişinde bir bahar büyütüyor toprağa düşenler. Cizre, bugün Kürdistan’ın kalbinde bir direniş doğuruyor. Sur, yeni özgür Kürt bireyi olmanın sınavını veriyor tarihsel mekânda.
Sağlık emekçileri Cizre’de sağlık koridoru açılmasını istiyor. Cizre’de Türkiye devleti yasalarına, toplumsallığına ve kurumlaşmasına rağmen bir darbe sistemi hüküm sürmektedir. Bir emperyalist imalat olan DAİŞ adlı kuruluşun Rojava işgal girişimine benzer bir işgal vardır Bakurê Kürdistan’da, ki, koridor açmaktan söz ediliyor. Zira bu "koridor açma" adı verilen eylem DAİŞ’in Rojava’da yürüttüğü savaş sırasında ortaya çıkan bir kavramdı. Tabi Rojava’da açılmaya çalışılan her bir koridor için ne kadar Kürt gencinin can verdiği de bilinmektedir. Yoksa öyle BM güvencesinde uluslar arası toplumun baskısıyla oluşan bir insani aralık değildir sözü edilen. Çünkü söz konusu Kürdistan olunca verili tüm siyasetler, işleyişler ve oluşumlar tükeniyor, tüketiliyor.
Kürdistan halkı küllerinden kendini yaratmasını acıyla öğrenen bir halk. Mart ayıyla, Newroz bayramıyla başlayan direniş artık Şubat ayıyla başlıyor. Önder Abdullah Öcalan’a yönelik geliştirilen komplonun protestolarını halkımız bu yıl en güçlü bir şekilde geliştirecektir. Önderliğimize ve halkımıza, halkımızın öz yönetim direnişine yapılan komployu, darbeyi ve her türlü saldırıyı reddetmenin baharı yeşeriyor. Baştanbaşa Kürdistan direniş kalelerine dönüşmeye hazırlanıyor. Ve her direnişçinin yüreğinde bahar coşkusuyla oluşmuş bir hakikat yükseliyor: Bahar gelecek. Kara bulutlar dağılacak. Yalan ve kötü söz sahiplerini vuracak. "Bu abluka dağılacak."