Televizyon ekranlarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ı dinliyoruz. Brüksel’den konuşuyor. Siyasi gündeme ilişkin dinleyenlere ve topluma görüş belirtiyor. Tabi Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en önemli gündemi Fethullahçılarla yaşadığı çatışma. Bu temelde devlet içinde paralel yapılara asla izin ve fırsat vermeyeceklerini ifade ediyor.

Söylenenleri içerik ve üslup olarak insan onaylamasa da, yine de Başbakan’ın kendi gündemi açısından buraya kadar söylenenlere pek bir şey denemez. Fakat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sözleri bunlarla sınırlı kalmıyor. Konuşma içinde birden “Biz PKK ve PYD terörüne karşı mücadele ederken” diyerek adeta Fethullahçıların arkadan hançerlediklerini belirtiyor.
Peki bu sözler ne anlama geliyor? Burada Kürt Özgürlük Hareketine karşı Fethullahçılarla birlikte mücadele ettiklerini açıkça belirtme var. Dahası Kürtlere karşı ortak mücadele etmeye hala çağrı var. Çünkü Fethullahçıların kendilerine karşı yaptıklarını başka şeylerle eleştirmiyor, Kürt Özgürlük Hareketine karşı mücadeleyi zayıflattığı için eleştiriyor.
Bir de açıkça PKK ve PYD’nin adını ifade etme var. Halbuki İmralı’da PKK Lideri ile çözüm görüşmeleri yürütüyor. Veya en azından kamuoyu İmralı’da böyle bir görüşme ve çözüm çalışmasının olduğunu biliyor. Bu durumu kamuoyuna PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşen BDP heyeti ifade ettiği gibi, aynı zamanda Başbakan Tayyip Erdoğan ve başka AKP yöneticisi de çokça ifade etmiş bulunuyor.
Tüm bunlara rağmen diyelim ki, AKP Hükümeti resmen ve fiilen PKK ile savaş halinde. Bu nedenle PKK’ye karşı söz konusu ifadeler bu savaş durumuna bağlanabilir. Peki PYD için söylenenlere ne demeli? Başbakan Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti PYD ile niçin mücadele ediyor? AKP’ye ne ki PYD’ye “Terörist” diyor?
Tabi Kürtler de kamuoyu da bu konuda artık bilinçli. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın PKK ve PYD için söylediği bu sözlerin Kürt karşıtı olmasından kaynaklandığını biliyor. PKK ile çözüm görüşmesi yaparken bile bu sözleri sarf etmesi, Başbakan’ın ne kadar derin bir Kürt karşıtı olduğunu açıkça gösteriyor. Suriye’deki diğer muhalefet güçlerine karşı genelde destekleyici olurken, PYD’ye karşı bu kadar düşmanca yaklaşması, yine Tayyip Erdoğan’ın ne kadar derin Kürt karşıtı olduğunu ortaya koyuyor.
Peki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın esas aldığı bu ağızla çözüm olur mu? Kürtlerin özgürlük mücadelesi veren örgütlerine hala “Terörist” diyen üslupla “Çözüm süreci” yürür mü? Hem terörist deyip hem de PKK ile çözüm görüşmeleri yürütülebilir mi? Kürtlerin kalbinin attığı yer olan Rojava’nın özgürlük partisine düşmanca yaklaşılarak Kürtlerle dostluk kurulabilir mi?
Bu soruların hepsinin cevabının “Hayır” olacağı açık. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzıyla çözüm sürecinin gelişmeyeceği ortada. Herkes, özellikle Kürtler bu gerçeği zaten böyle görüyor. Kimse de AKP’nin toplumsal sorunlara çözüm üreteceğine inanmıyor. Buna rağmen Başbakan sık sık çözüm sürecinin yürüdüğünden söz ederek kendini ikna etmeye çalışıyor.
Bu ağız ve üslup Başbakan Tayyip Erdoğan’ın demokratik bir zihniyete sahip olmadığını da gösteriyor. Dolayısıyla günler, aylar, yıllar geçiyor, ama ülkemizde ciddi bir demokratikleşme gelişmiyor. Demokrasimiz hala üçüncü sınıf demokrasiler arasında sayılıyor. Çünkü anti-demokratik hukuk sistemi düzeltilmiyor. Sadece Fethullahçılarla yargı sistemi üzerinde etkinlik kavgası yürütülüyor.
Dahası geçmişin faşist-askeri saldırılarının yarattığı katliamlar aydınlatılmıyor. Yakın tarihle yüzleşme hareketi yürütülmüyor. Katiller yakalanıp adalet önünde hesap sorulmuyor. 12 Eylül 1980 faşist-askeri darbesinin yargılanması yönünde sözde bir dava açıldı. Fakat ciddi bir dava görülmediği gibi, henüz ciddi bir sonuca götürülmüş de değil. 12 Eylül kayıplarının bulunması için hiçbir çaba yürütülmüyor. Kayıp yakınlarının yoğun çabalarına ciddi bir cevap verilmiyor.
Gerçek durum bu iken, 12 Eylül darbesi bile doğru dürüst yargılanmazken ülkemizin demokratikleşmesi ve başta Kürt sorunu olmak üzere temel sorunların çözülmesi mümkün mü? Tabi bir de 12 Eylül 1980’den beri Kürtlere karşı yapılanlar var. 12 Eylül öncesindeki katliamlar aydınlatılamadığı gibi, 12 Eylül darbesi sonrasında yaşanan sayısız katliam da aydınlatılmış değil.
Sayısı 17 bin olarak ifade edilen “Faili meçhul” katliamın hiç biri aydınlatılmıyor. Cizre katliamlarının, Şırnak katliamının, Lice katliamının, Diyarbakır’da yaşanan katliamların, hemen hemen tüm Kürt il ve ilçelerinde gerçekleşmiş olan katliamların üzerine gidilmiyor. Vedat Aydın’ın, Musa Anter’in, Savaş Buldan’ın katilleri bulunmuyor.
Peki bu kadar katliam ortada dururken ve bunların hiç biri aydınlatılmazken, sorumlularından adalet önünde hesap sorulmazken Türkiye’ye demokrasi gelir mi? Örneğin Musa Anter’in katledilmesinin davası görülüyor. Fakat ortada ne katiller var ve ne de ciddi bir yargılama! Elbette bu durum tüm Kürtlerin ve demokratik güçlerin yüreğini kanatıyor.
Yine 1993’te yaşanan Lice katliamı sözde mahkeme edilmeye çalışılıyor. Fakat burada da ciddi bir yaklaşım yok. Halbuki onlarca vatandaşın katledilmesi ve yaralanması, yine üç gün içinde Lice’nin adeta yok edilmesi yanında Ordu’nun savaşa sürülmüş bir generali de katledilmiş bulunuyor. Tuğgeneral Bahtiyar Aydın da bu katliamın kurbanı durumunda. O zaman “PKK öldürdü” denilirken, şimdi bunun doğru olmadığı kanıtlanmış bulunuyor.
O halde Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı öldüren kim? Devlet ve onun yargısı bunu araştırmıyor. Savaşa sürdüğü bir generalin nasıl öldüğünü bile açığa çıkarmıyor. Peki böyle bir ülke demokratikleşebilir mi? Bu kadar katliam ortada aydınlatılmamış ve hesabı sorulmamış olarak dururken Türkiye demokratik olabilir mi?
Bunların gerçekleşemeyeceği, yani mevcut AKP politikalarıyla ülkemize demokrasinin gelemeyeceği açık. Demokratikleşemeyen bir ülkede de Kürt sorunu gibi çok ciddi toplumsal sorunların çözülemeyeceği ortada. O halde AKP’den katliamları aydınlatmasını ve yargılamasını beklemek beyhude.
Peki ne yapmak lazım? AKP’den beklemeden katliamların üzerine gitmek ve onları aydınlatmak için gereken çalışmaları yapmak lazım. Belki zor bir iştir, fakat sorunların demokratik çözümü için de başka bir yol yoktur. AKP’nin çözümsüzlüğü ve engelleyiciliği ancak böyle aşılabilir. Kürt sorununun ve diğer temel toplumsal sorunların çözüm yolu da ancak böyle açılabilir.
Bu temelde Kürt sorununda ciddi bir çözüm yolu gösteren Rojava’daki demokratik özerklik ilanını selamlıyor ve kutluyoruz! Kürtler ve tüm halklar için hayırlı olmasını diliyoruz!