‘Erdoğan başkan seçilince Kürt sorununu çözecek“ diyen müzmin teslimiyetçilerin- ihanetçilerin gözü aydın. Kürtlerle anlaşmak yerine Kürtlerle savaşı seçen Erdoğan şefliğindeki devlet saldırılarını azgınlaştırıyor.

Kuzey Kürdistan’da halkın seçtiği vekiller, belediye başkanları zindanlara dolduruldu. Hatta bazı muhtarlar bile zindana atılıp yerlerine kayyım atandı.

Kuzeydeki katliamlar yetmedi. Rojava’ya ve Şengal’e yönelik işgal provaları yapılırken havadan bombardımanlar başladı bile.

Askeri harekatlar kadar ağır ve tehlikeli olan, onlara paralel olarak artan bir diğer saldırı da, Kürt medyasına yönelik saldırılardır. Türk devletinin isteği üzerine Avrupa’nın birinci operatörü Eutelsat şirketi 14 Nisan günü dağıtıcı şirketler aracılığı ile News Channel, Stêrk Tv ve Ronahi Tv’nin yayınlarının durdurulması talimatını verdi.

İlk günden beri yazılı ya da görsel Kürt medyası üzerinde ağır baskılar var. Türkiye’de yüzlerce gazeteci zindanlarda. Geçmişte gazete binaları bombalandı, dağıtım yapan çocuklar satırlarla parçalandı.

Bu kadar zulüm sadece bu yayınları çıkaranlara yönelik değildir. Esas olarak bu yayınlara ihtiyacı olan halk cezalandırılmaktadır.

Halkın haber ve düşünceyi yayma özgürlüğü kadar, haber ve düşünceye ulaşma özgürlüğü de gasp edilmektedir.

Devlete ve özel sektöre ait yüzlerce Tv, Gazete ve internet sitesiyle halka saldıranlar üç beş gazete ve Tv yayınından ölesiye korkmaktadırlar.

Çünkü onların yalana dayalı, ırkçı-faşist balonları gerçeğin kıvılcımlarına değince patlayıp gitmektedir.

Ne kadar baskı ve zulüm yaparlarsa yapsınlar yalanları ortaya çıkmaktadır.

Kirli savaş politikalarını, katliamları ve zulmü gizlemek -süslemek yalansız olamaz. Bu nedenle Erdoğan çetesi her türlü muhalefeti ve özgür basını susturmak istiyor. Halkı yat borusu halindeki yandaş medyaya mahkum etmek istiyor.

Erdoğan çetesi Kürdistan Özgürlük Hareketini tasfiye etmek için herkesle işbirliği içindedir.

Sadece DAİŞ-Hizbullah vb. çetelerle değil bütün emperyalist güçlerle pazarlık ve ittifak içindedir. Eutelsat vb. şirketlerle de, bu gibi şirketler aracılığıyla birçok devletle de suç ortaklığı yapmaktadır.

Erdoğan çetesi bu kadar geniş çevreyi işin içine soktukça, kendisi de onlara bağımlı hale gelmektedir. Artık Erdoğan sadece ırkçı-gerici devletin değil, tüm uluslararası gerici odakların da kuklası durumundadır.

Erdoğan, sadece içerideki katliamlarıyla değil, dışarıdaki saldırılarla da savaş suçlusu durumundadır. Türkiye, resmen tanıdığı iki devletin yani Irak ve Suriye’nin topraklarına hangi hukuka göre askeri müdahalede bulunmaktadır? Sivil halkı niçin katletmektedir? Bugün pek sorulmayan bu soru, yarın savaş suçları mahkemesinde ciddi olarak sorulur.

Yarın bir başka devlet de, „DAİŞ, TC sınırları içinde üsleniyor“ diyerek Konya’yı bombalarsa ne yapacağız?

Türkiye Kürtlerle anlaşmak yerine savaşmayı tercih ettikçe bataklığa batacaktır.

Bu da hayatın her alanında savaşın şiddetlenmesi, yaygınlaşması demektir.

Şiddetlenen savaşın yükünü de her zamanki gibi can ve kan olarak emekçi halklar çekecektir.

Emekçi halklar „HAYIR! Sizin çıkarlarınız ve iktidarınız için ölmek istemiyoruz.“ deyip sokağa dökülmedikçe bir çözüm ve aydınlık günler görünmüyor.

Sadece kanlı iktidar sahipleri değil, tüm ezilenler de bunu iyi düşünmek zorundadır.

Hala daha Kürtleri yok sayan ve yok etmek isteyen, onların eşit-özgür yaşam hakkını tanımayan politikalar iflas etmiştir. Artık bu terazi bu sikleti çekmez ve bu sistem böyle gitmez! Bütün Tv’leri yasaklasalar da gerçekler gizlenemez, gerçeklerden kaçılamaz.