AKP ile cemaat birbirine girmiş durumda. İktidar mücadelesinin neler yaptırdığına bir kere daha şahit oluyoruz. Dünün sarmaş dolaş kirli işler yapan koalisyonu, şimdi de birbirlerine karşı kirli mücadele içine girmiş bulunuyorlar. Özellikle de Kürtlere karşı tam bir şer ittifak kurmuşlardı. Şimdi Kürtlerin ahı her ikisinden de çıkmaktadır.

Ancak bu olayda şu gerçek görülmelidir: Kürdistan’da bu kirli ittifak hala sürüyor ve sürecektir. Çünkü Kürdistan’da birbirinin kirli işlerini açığa çıkarsalar her ikisi de Kürdistan’da bitecektir. Hatta Kürdistan’daki kirli işleri açığa çıktığında her ikisi de siyasi alanda tutunamayacaktır. Bu nedenle Ergenekon davaları devletin menfaatleri düşünülerek nasıl ki Fırat’ın doğusuna geçmediyse, AKP ve cemaatin birbirinden hesap sorma durumu da Fırat’ın doğusuna geçmeyecektir. Zaten Fırat’ın doğusunu AKP bizzat cemaate bırakmıştı. Valiler ve Emniyet Müdürlerinin çoğu cemaatten seçiliyordu.
Dikkat edilirse buna rağmen Kürdistan’daki hiçbir Emniyet Müdürü görevden alınmıyor. Eğer Emniyet Müdürleri görevden alınacaksa ilk önce Kürdistan’dakilerin görevden alınması gerekir. Eğer rant ve rüşvet ise bu da en çıplak biçimde Kürdistan’da vardır. Türkiye’de her konuda yasa ve hukuka dikkat edilse de Kürdistan’da hiçbir yasa ve hukuka dikkat edilmeden işler yapılmaktadır. Kürdistan’da tek ölçü Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı olup olmamadır. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı olduğunda her türlü kirli iş, yol ve yöntem mubah olur. Kürt Özgürlük Mücadelesine karşı yapılmışsa ya da yapılanlar Kürt Özgürlük Mücadelesine karşıysa ister rüşvet, ister hukuk dışı işler yapılsın, görmezlikten gelinir. Kürdistan’da hala ölçü, ilke, hukuk böyledir.
AKP ile cemaat arasındaki kavga, Kürdistan dışındaki alanlarda ve konularda gelişmiştir. Kuşkusuz Kürt sorunu konusunda da aralarında fark vardır. AKP daha çok oyalarım, içte ve dışta ittifak geliştirerek tasfiye ederim derken, cemaat bu konuda daha sert yöntemlerden yanadır. Ancak AKP de, cemaat de Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme konusunda ortak zihniyettedirler. Yöntemde farklılıklar vardır. AKP iktidar olduğu için riskli yöntemler yerine daha zengin yol ve yöntemlerle Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek istiyor. Hatta psikolojik savaşı daha fazla kullanan ve sahte politikalarla Kürt halkının büyük bedellerle yarattığı birikimi boşa çıkaran, talepleri yozlaştıran yaklaşımıyla daha tehlikeli pozisyondadır.
Kürtler şunu bilmeli; Türkiye’de zihniyet değişmezse, demokrat olmayan siyasal partiler ve siyasetçiler kendi aralarında kavga etseler de sıra Kürtlere geldiğinde birleşir ve ortak davranırlar. Kendilerine İslamcı diyenler son yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaşı kirli biçimde birlikte yürütmediler mi? İslamcı basın Ergekoncu basından aşağı kaldı mı? Birbirleriyle savaşanlar Kürtleri ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni hedef aldılar. Hatta hepsi de Kürtlere karşı en etkili savaşı biz yürütüyoruz, en iyi yurtsever ya da milliyetçi biziz demişlerdir. Hatta birbirlerini PKK ile ilişkili olmak üzerinden vurmuşlardır.
Cemaat bile AKP’yi vurmak isterken “Bizim PKK kadar da mı değerimiz yok” argümanına sarılmıştır. AKP CHP’yi vurmak isterken “Sen PKK ile uzlaştın, Hakkari’de bayrak açmadın” demektedir. Bu açıdan hiç kimse bu çatışmadan Kürtler hayrına bir sonuç çıkacağını sanmasın. AKP de cemaat de demokratik zihniyete sahip değildir. Bu nedenle birbirleriyle savaşırken daha fazla PKK ve Kürt düşmanlığı yapacaklardır. Ne AKP Kürt sorununda çözüm adımı atar demokratik karakteriyle toplumun desteğini arar; ne de cemaat AKP’ye karşı savaşırken Kürt’ün iradesini, özgürlüğünü tanıma doğrultusunda bir yaklaşım gösterir.
Cemaat bir paralel devlettir. Ancak AKP de zihniyet değiştirmeyen ve genlerinde hala Kürt düşmanlığı olan bu devletin yürütme gücüdür. AKP, devletin asıl sahibi benim diyerek Kürtler üzerinde kültürel soykırımcı hegemonyayı sürdürmek istemektedir. Özcesi aralarındaki mücadele demokratikleşme mücadelesi değildir.  Çatışmaları bu konudaki farklılıktan gelmiyor. Her ikisi de devletin yeni bir hegemon gücü olmak istiyor.
Kuşkusuz yolsuzluk kötüdür, ahlaksızlıktır, tutum alınması gereken bir durumdur. Ama cemaat yolsuzluk kötü olduğu için mevcut hamlesini yapmamıştır. Bu rejimin yolsuzluk ve rüşvet düzeni olduğu zaten bilinmektedir. Yeni keşfedilmiş gibi bir durum yoktur. Tabii ki somut olduğu için demokratik güçler açısından bu rejimi teşhir etmek daha kolay hale gelmiştir. İktidar gücünün tümü de, koalisyon olan cemaatin tümü de bu yolsuzluk ve rüşvet düzeninden fazlasıyla nemalanmışlardır. AKP’liler de, cemaat de bu 12 yılda servetlerine servet katmışlardır. Amiyane deyimle çulsuzlar bile parayla oynar hale gelmişlerdir.
Şu anda tabii ki bir güç mücadelesi sürmektedir. Kapitalist modernite düzeninde başka türlü olması da düşünülemezdi. AKP “Cemaat bize komplo kurdu, tezgah kurdu” diyor. Zaten Türkiye gibi ülkelerde hükümetlerin çok temiz yöntemlerle gelip temiz yöntemlerle gittiği pek görülmemiştir. Erdoğan ABD’ye gidip onay alıp vaftiz edildikten sonra iktidar olmuştur. Topluma dayanmayanlar bu tür yollarla iktidar olurlar. Topluma dayanmak da demokratik zihniyette olmak, demokratik siyasetle iş yapmak, toplumu ve ülkeyi demokratikleştirmekle olur. AKP Türkiye’yi demokratikleştirmedi ki topluma dayanarak ayakta kalsın! AKP’nin şu andaki korkusu, topluma dayanmadığı için ayağının kaydırılmasınadır. Kürt sorununda hızlı biçimde radikal adımlar atmazsa korktuğu başına gelecektir; korkunun ecele faydası olmayacaktır.
AKP yapılan yolsuzlukları komplo diye geçiştiremez ve üstünü örtemez. Aslında ortaya serilenler buzdağının görünen yüzüdür. Cemaat AKP’yi vuracağı en zayıf yerinden yakalamıştır. Yani boğayı boynuzundan tutmuştur. Doğru, bir komplo vardır, ama bu komplo bu sistemin doğasına uygundur. Komployu yapan da 12 yıllık suç ortağıdır. Cemaat bu hamleyi bir komplo olarak geliştirmiştir, ama yolsuzluk da komplo söylemleriyle gizlenerek örtülemeyecek bir gerçektir.
Bu durum karşısında demokrasi güçleri hem yolsuzluğu görecekler, hem de bu çatışmanın diğer tarafını da iyi tanıyacaklar. AKP iktidarı demokratik değildi, ama cemaat de demokrat değildir. Hatta demokrasi güçleri açısından en az AKP kadar tehlikeli pozisyondadır. Bu nedenle demokrasi güçleri açısından bu çatışmada her ikisini de zayıflatacak ve demokrasi güçlerini güçlendirecek bir strateji ve taktik geliştirmek daha doğrudur. Bu çatışmada CHP’nin güçlenmesi de demokrasi güçlerinin çıkarına değildir. Artık halk AKP-CHP kıskacından kurtulmalıdır. Demokrasi güçleri CHP’yi de bu düzenin bir parçası olarak görmeli ve bağımsız demokrasi hareketi geliştirmelidirler.
Kürtler de bu çatışmanın Kürdistan ve Kürt sorunu konusunda olmadığını ve olmayacağını bilmelidirler. Bu çatışma da, bu rüşvet operasyonu ve yargılamalar da, Emniyet Müdürlerini ve bazı görevlileri görevlerinden almalar da Fırat’ın doğusuna geçmeyecektir. Çünkü Kürdistan’daki tüm kirli işlerde ortaktırlar. Bu kirli işler Batı’da olduğu gibi açığa çıkarılamayacak kadar ağırdır. Bu vesileyle Kürtler Kürdistan’da yürütülen kirli savaşın karakterini bir daha görmelidirler.