
Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi söz konusu olduğunda Türk devleti acımasızdır. Toplumu da çok şovenist biçimde Kürt düşmanı haline getirmiştir. Bu nedenle Hrant Dink’in eşinin dediği gibi “bebeklerden en cani katiller yaratabilmektedirler”. Paris katliamı ancak böyle bir düşmanlıkla izah edilebilir. Yeşil Ergenekon’un cinayet kararı veren odaklar için kadın-erkek fark etmez. Bu nedenle “yeter ki önemli yönetim ve kadrolar olsun, öldürün” emri vermişlerdir. Zaten AKP Hükümeti kadar devrimci kadın düşmanı bir hükümet de görülmemiştir. Öyle ki Kürt kadınına karşı kirli psikolojik savaşı en başta da Başbakan yürütmektedir. Bakanları da Başbakanı örnek alıyor olacaklar ki, her fırsatta kadın siyasetçilere saldırmaktadırlar.
AKP Hükümetinin temel politikalarından biri kadın devrimcilere saldırıp ürkütmektir. İdeolojik yapıları da buna uygundur. Kadının evde oturmasını isteyenler tabii ki özgürlük için savaşan kadına da düşman olurlar. Fethullahçı Ali Bulaç erkeklerin kadınları dövmesinin nedeni olarak evinde oturmayıp dışarıda çalışması olarak göstermedi mi? Böyle bir zihniyette olan iktidarın tetikçisi de kadına karşı acımasız olur ve silahındaki tüm mermileri kadının kafasına boşaltır. Öyle bir düşmanlıkla silahını sıkmıştır ki, hem Kürt hem de kadın düşmanlığının bu katliamla ne düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır.
Eğer şu anda İmralı süreci olmasaydı AKP Hükümeti de MHP gibi dolaylı yoldan bu cinayetlere sahip çıkacaktı. Hatta Başbakan’ın “nereye giderlerse gitsinler bulup öldüreceğiz” söylemi yandaş basın tarafından işlenirdi. Bu cinayetler AKP’nin başarısı olarak yansıtılırdı. Hiçbir iktidar PKK yöneticilerini bulup öldürmemişti, bunu sadece AKP başardı diyerek AKP’nin teröre karşı mücadelesinin artısı olarak dillendirilirdi. Hatta gizli mahfillerde AKP’lilerin böyle konuştuklarını söylemek de abartı olmayacaktır. Bir iki yıldır yandaş medyada örgüt liderlerine ulaşamamak en büyük eksikliktir denilmiyor muydu? Böyle diyenler bir PKK kurucusu bulduklarında tabii ki öldürtürler. Bu cinayet kesinlikle AKP yapımıdır. Bunun dışındaki olasılıkları gerçekçi görmüyoruz. Hatta AKP’yi bu işten sıyırmaya yardımcı olur ki, bunu yanlış buluyoruz.
AKP bu tür eylemlerle Kürt Özgürlük Hareketi’ni en iyi ben ezerim tezini güçlendirip iktidarını pekiştirmeye çalışmaktadır. Şu anda AKP Hükümetinin en temel yoğunlaşma ve planlarından biri, hatta en önde olanı PKK yönetimi ve kadrolarına ulaşıp katletmektir. Bu yönlü birçok kişiyi de hazırlamışlar ve sağa sola göndermişlerdir. Ailesinin şovenist faşist çevreden olduğu netleşen katil zanlısı da bunlardan biridir. Tutuklanan katil zanlısı cinayet işleyenlerden biridir. Yanlarında başkaları var mıydı, yok muydu bunu da Fransa polisi bilmektedir.
Şu anda en önemli konu bu tetikçinin arkasındaki gücü ortaya çıkarmaktır. Daha doğrusu Türk devletinin bu cinayetin arkasında olduğunun açıklanmasıdır. Fransa netleşen bu gerçeği neden açıklamıyor, bu da ayrı bir konudur. Fransa da aklı başında olan herkes de bilir ki, böyle planlı sızmalar uzun vadeli çalışma yürütüp cinayet işlemeler ancak istihbarat örgütlerinin işi olabilir. Herhangi bir faşist kişilik böyle planlı bir eylem içinde olamaz. Bu kadar planlı olması, istihbarat örgütünü, dolayısıyla Türk devletini gösteriyor. Bunun dışında katilin arkasındaki gücü aramak topu taca atmak olur. Katilin kimliği de arkasındaki gücün de ne olduğu bellidir. Yeter ki araya siyasal çıkarlar girmesin. Fransa devleti kesinlikle bu katiller ve cinayeti işleyenlerin arkasındaki gücü bilmektedir. Eğer bu kısa sürede açıklanmazsa ya Türkiye ile Fransa arasında bir uzlaşma olmuştur ya da Fransa Türkiye’yi sıkıştırmak istediği süreçte bu durumu kullanacaktır.
Ancak Kürt kadınları ve aileleri buna fırsat vermeyecektir. Kesinlikle bu cinayetlerin peşini takip edecek ve Fransa’yı bu cinayetin arkasındaki gücü açıklamaya zorlayacaktır. Çünkü Kürt Halk Önderinin dediği gibi bu cinayet aydınlanmazsa Kürt sorununun çözümü kolay olmaz. Bazılarının Fransa şimdi bu açıklamayı yaparsa İmralı’da yapılan görüşmeler zora girer bakışı da çok yanlıştır. Aksine açıklanmazsa sorununun çözümü zorlaşır. Bu cinayetin arkasında Türkiye olduğu söylenirse Türkiye’nin tasfiye politikası önemli darbe yer. Böylece AKP tutumunu netleştirmek zorunda kalır. Ya bu cinayeti işleyen zihniyeti sürdürür ya da bundan vazgeçerek çözüm doğrultusunda adım atar.
Bu cinayeti başta Kürt kadınları olmak üzere tüm kadın örgütleri takip etmelidir. Avrupa’daki tüm kadın örgütleri bu cinayetin arkasındaki gücün açığa çıkması ve açıklanması için çalışmalıdır. Bu kurşunlar sadece Sara, Rojbîn ve Ronahî’ye sıkılmamıştır; tüm kadınlara, kadın özgürlük çizgisine sıkılmıştır. Böylece kadın özgürlük mücadelesinde öncü konumda olan Kürt kadınları katledilerek kadınlar bu mücadeleden uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Bunun tüm kadınlara saldırı olduğu açıktır. Bu nedenle etnik kökeni, inancı ve ülkesi neresi olursa olsun tüm kadın hareketleri bu cinayet davasına sahiplenilmeli ve peşi bırakılmamalıdır.
Kürt kadınları Fransa’da işlenen bu cinayetlerin arkasındaki gücün açıklanması için nöbet eylemi yapacaklar. Her hafta toplanıp eylem yapacaklardır. Bu davayı takip etmenin bir yönü bu olurken bir yönü de kadın hareketleri ve aileler etkili bir hukukçu grubu oluşturmalı ve böylece bu davaya çok yönlü müdahil olmalıdır. Bu ölümlere ucuz yaklaşılmayacağı gösterilmelidir. Kesinlikle unutulan ve unutturulan bir cinayet olmamalıdır. Gerçekler tüm çıplaklığıyla açığa çıkana kadar bu işin peşi bırakılmamalıdır.
Bu dava kadın Özgürlük Mücadelesi yürütenler için onur ve namus sorunudur. Bu davaya sahip çıkıp üzerinde ciddi durulmadan Özgürlük Mücadelesini geliştirmek de zordur. Kadınların kolaylıkla öldürülemeyeceği, öldürenlerin başına kadınların bela olacağı gösterilmelidir. Çünkü bu cinayet milyonlarca, yüz milyonlarca kadını öldürmek gibidir. Aynı zamanda kadın örgütlenmesine, Özgürlük Mücadelesi vermesine karşı yapılmış bir cinayettir. Bu cinayet böyle anlaşılmazsa yüzeysel yaklaşılmış olur.
Bu cinayetlerle Türk devletinin Kürt düşmanlığı yanında kadın düşmanlığı da tescillenmiştir. Bu cinayetler kesinlikle AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme ve bu temelde yönetim ve kadrolarını katletme konsepti gereği işlenmiştir. Kadın-erkek Kürt devrimcilerin kim tarafından hedeflendiği bilinmektedir. Kürtlere karşı kim kirli savaş yürütüyorsa bu cinayetleri de o işlemiştir. Bu cinayetlerin arkasında o vardır.
Türk devletinin gericiliğini kadın Özgürlük Mücadelesi çözecektir. Bu derin gericilik ancak çok derin özgürlük çizgisiyle çözülebilir. Derin bir özgürlük tutkusu ve mücadelesi olmadan Türk devletinin gericiliği çözülemez. Bu gericiliğin temeli de Kürtleri yok etme stratejisine dayanmaktadır. Kadın düşmanlığının derin olması da Kürt düşmanlığındaki derinlikle bağlantılıdır. Çünkü kadının doğasındaki hak, adalet ve eşitlik duygularından korkmaktadırlar. Çünkü bu duyguların olduğu yerde Kürtleri soykırım sistemi içinde tutmak mümkün olmaz. Bu nedenle kadın Özgürlük Mücadelesi AKP Hükümeti tarafından tehlikeli görülmektedir. Bu özgürlük ruhunun hiçbir yere sirayet etmesini istememektedir. Bunu kendi gericiliklerinin varlık yokluk sorunu olarak görmektedir.
AKP bu nedenle Kürt düşmanlığı ve kadın düşmanlığı yapıyorsa, tüm kadın örgütleri ve demokrasi güçleri bu davayı kendi davaları olarak görüp sahiplenmelidirler. Fransa devletinin bir faşist bunu yapmış gibi bu cinayetleri bir kişiye yüklemesinin önüne de böyle geçilir. Kürtlerin ve kadınların kaderi onur ve namusu, devletler arası siyasi ilişkilerin kurbanı edilemez.