Ben 1995’te devrimci geleneğe sahip bir duruşu olan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde birinci sınıf öğrencisiydim. O zamanlar sıklıkla harç eylemlerimiz oluyordu ve her seferinde devlet şiddetiyle karşılaşıyorduk. Bizler meydanlarda çil yavrusu gibi koştururken, halkımız işyerlerinin kapılarını kapatırdı, hatta polise öğrencilerin ne tarafa doğru kaçtıklarını gösterip, polisi yönlendirirdi. O zaman bizim yürüyüşlerimizin ana sebebi ne Kürtlerdi ne de “Öcalan’a özgürlük” talebimiz vardı. En doğal ve anayasada da yeri olan parasız eğitim hakkımızı talep ediyorduk ve yine bölücülükle suçlanıyorduk. Şimdi dönüp bakıyorum o halk, ne sosyal anayasal haklarımızı talep ederken, ne vatandaşlık taleplerimizde hiçbir zaman, hiçbir haklı davamızda bize destek olmadı.
Önceki başbakanlar gibi Recep Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı da pervasızlığını, o hiçbir politik vicdani ve ahlakı kalmamış, apolitik, kendi tarihine tümden cahil, sosyal yapısı dejenere olmuş bu sessiz yığından alıyor işte. Elbette günlerdir sokaklarda olan Kürt halkına destek olan dostları dışarıda tutarak genellememi yapıyorum. Ne yazık ki bugünkü Avrupa ülkelerinin tüm dikkatlerinin kendi ekonomik sorunları üzerinde toplanmış olması da Erdoğan’ın çılgınlığına çılgınlık katıyor. Maalesef Avrupa’nın önemli ülkelerinde sağ partiler iktidarda ve yine maalesef ki, ellerinde ne olacağı belli olmayan Suriye meselesi var. Her halükarda her an AKP’ye ihtiyaç duyabilirler. Bu tür çıkarlar söz konusu olunca, Erdoğan’a dur demiyorlar, diyemiyorlar. Şu an ki durum, doksanlardan daha vahim, Çünkü insan haklarını önemseyen, ilk sırada gören ve Türkiye’ye arada bir kendine çeki düzen vermesini isteyen bir Batı da mevcut değil.
Ben annesi Kürt, babası Türk biriyim ve açıkçası bu Türk tarafımdan çok uzun zamandır fena halde sıkıldım ve artık katlanamıyorum. O ülkede Kürtler katlediliyor; Türklerden ses yok! Türkler ölüyor, yine Türklerden ses yok! Aleviler, Hıristiyanlar, Êzîdîler öldürülüyor, Türklerden ses yok! Kadınlar öldürülüyor, çocuklar tecavüze uğruyor, öldürülüyor; Türklerden ses yok! Sosyalistler, Komünistler öldürülüyor; Türklerden ses yok! Eşcinseller, Travestiler seks işçileri öldürülüyor; Türklerden ses yok! Tersanelerde işçiler iş kazalarında ölüyor, Türklerden ses yok. Türkiye’ye gezmeye gelen turistler tecavüze uğrayıp, cesetleri orada burada bulunuyor; Türklerden ses yok! Ses yok yok yok!
O insanlar şimdi yine sessizler: Ne olumlu ne de insani bir duruşları, tavırları var! Çünkü ölen herkes, onlara göre ölümü hak ediyor. Öyle alışmışlar ki haksızlık etmeye. Hak ve adalet içi bos kavramlar onlar için. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar ‘dindar’ ama bu kadar ahlaksız insanları bir arada bulamazsınız! En az başbakanları kadar cahiller, Kürtlerin taleplerini bilmiyor, anlamıyorlar. Kürtlerin sayesinde daha çok katılımcı olacakları bir yönetime sahip olacaklarını yaşadıkları teknolojik ortaçağdan belki kendi modernitelerini kurma şansı yakalayabileceklerini bilmiyorlar. Ortadoğu’da bir demokrasi tarihi yazabilecek şansını kibirlerinden dolayı nasıl da ellerinin tersiyle itiyorlar.
Korkum şu ki, Kürtler politik ve eylemlilik anlamında Türk halkından o kadar öndeler ki, onların cezaevlerinde ve meydanlarda ortaya koydukları bu iradeyi, Türkiye’nin yine anlamayacağı. Türkiye’nin batısı kamuoyu falan oluşturabilecek olgunlukta ve eğitimde bir halk mı ki bunu yapsın! Ben bu sıkıldığım Türk tarafımı, bu sefer ölümler olursa, kesinlikle atacağım, sanırım bu son nokta. Herkes için, hepimiz için diliyorum bu sefer başka olsun. Diliyorum, bu defa başka bir dil gelişsin Türk halkında. Yoksa artık herkes için çok geç olacak. Ben susup kalan bu insanların yüzüne bakacak, konuşacak gücü bulamayacağım kendimde. Cezaevlerinde direnenlerin yanı sıra Türklerin de B1 vitaminine ihtiyaçları var. Sadece Başbakan’ın değil, o toplumun tamamına psikolojik destek vermek, yeni bir bilinç inşa etmek lazım. Hangi psikolog insanlara adaleti, vicdanı öğretebilir ki, asıl sorun mantıklarında, yüreklerinde bir yerlerde!..
Bu defa son