HDP Büyük Kongresi Türk medyasında da yankılandı. Olumlu yorumlar var. Hem HDP’nin, hem de BDP’nin Türk medyasıyla ilişkilerinde yeni bir canlanma yaşanıyor. Gezi Direnişinden bu yana, “yarı-ulusalcı” ya da “ılımlı ulusalcı” medyada çalışan genç gazeteciler AKP’ye karşı “muhalefette” Kürt halkının öncülüğünde yürütülen mücadeleye her geçen gün daha canlı bir ilgi duyuyor.

Yalnız gençler değil… Nazlı Ilıcaklı‘dan, Sedat Ergin’e, Kadri Gürsel’den Cengiz Çandar’a ve elbette Hasan Cemal’e kadar önemli isimler geçmişle kıyas kabul etmez bir “nesnellikle” Kürt sorununa yaklaşıyor.
Bu basit gözlem bile, HDP deneyiminin zamanlaması bakımından bize iyimser ipuçları veriyor. Şimdi Kürdistan’da boy veren mücadeleyi, Türkiye’ye “tercüme” etme ve bunu “Türkiye renginde” bir mücadeleye dönüştürme olanağı karşımızda somut olarak duruyor.
İlk bakışta, pek çoğu 12 Eylül darbesinden sonra hemen hemen hiçbir ciddi gelişme gösterememiş, bir kısmı defalarca bölünmüş, bir kısmı tam birleşirken bir daha bölünmüş sol parti ve grupların varlığı, HDP’nin gelişme süreci bakımından bir “olumsuzluk” gibi görülebilir. Eski alışkanlıkların bu yeni deneyi de başarısızlığa sürükleyeceği düşünülebilir. Türkiye nüfusu içinde etkili olamasalar da, bir kitlesel parti içinde küçük ama örgütlü böylesi çevrelerin yaratacağı olumsuzlukları aşmanın zorluğu da ortadadır.
Ama unutulmaması gereken husus şudur: Sol partilerdeki olumsuzluklar, bu partileri yönetenlerin ve onlara destek verenlerin doğasından kaynaklanan olumsuzluklar değil. Olumsuzlukların asıl kaynağı, 12 Eylü darbesinden bu yana bu hareketlerin, “yükselen halk denizinden” mahrum kalması. Bu partileri birer gemiye benzetirsek şöyle diyebiliriz: 12 Eylül’de “halk denizi” büyük bir hızla Metropollerden Kürdistan’a doğru kaydı. Reel sosyalizmin çöküşünden sonra bu “deniz”, neredeyse kurudu. Solun bütün gemileri karaya oturdu. Ve artık küreklere ne kadar büyük azimle asılırsa asılsınlar, sosyalistler “eski gemileri” bir milim ileriye götüremez hale geldi… Hemen hemen bütün gemilerde isyanlar patladı. Herkes bir diğerinin gemisini “yağmalamak”, azalan “tayfa” sayısını diğerinin “tayfalarını“ transferlerle karşılamak, karaya oturmuş gemiyi yüzdürmek için “safra” sayılanları tasfiye etmek isteyince ağır sonuçlar ortaya çıktı.
HDP’de birleşenler bu durumu gördüler. Ve bu durumdan çıkışın bir “Nuh’un Gemisi” inşa etmekten geçtiğini anladılar. Şimdi Kürdistan’da yükselen “deniz suları” adım, adım; ve Gezi Direnişinden sonra artan bir hızla Batıya doğru akmaya başlarken, tam zamanında yeni Gemi’yi tersaneden, şimdilik hala “sığ“ da olsa, “denize” indirmeyi başardılar.
Eğer suların yükselmesi devam ederse ve Gemi’nin “kaptanları”, “çarkçıları”, “kamarotları” ve “tayfaları“, dümeni doğru rotada tutabilirse, HDP deneyini yaratan tüm öznelerin, eski sol grup ve partilerin, kendi içlerinde büyük bir yenilenme ve canlanma süreci yaşayacağından kuşku duyulamaz. Kendi dar dünyasında çürüyen siyaset, bir kere milyonlara açıldığında, her türlü olumsuzluğu ortadan kaldırma imkanı verir. Karaya oturmuş bir gemide, “rota” hakkında tartışmalar hiçbir sonuç vermez. O nedenle yıllardır tüm solu birleştiren tek bir program bile yazılamamıştır. Ama denize açılmış bir gemide, “rota” hakkında yapılacak tartışmalar, er ya da geç sonuç verir.
Dünya devrimci sürecinin bütün programları, “halk denizinde yüzen gemilerde” yazılmıştır. 1848 devrimi, Marks ve Engels’in “Manifestosuna”, sonra 1871 devrimi bu programda büyük düzeltmelere, 1905 Rus devrimi “İki Taktik” adlı programatik belgeye ve 1917 Şubat devrimi “Nisan Tezleri”ne yol açmıştır. Ve Kürt Özgürlük Hareketinin “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Ulus, Demokratik Özerklik, komünal eşitlikçi, cinsiyet özgürlükçü, ekolojik toplum ve Konfederal Ortadoğu-Kafkasya Ortak Evi” programı, kırk yılı bulan büyük bir devrimci sürecin içinden çıkarılmış bir program olarak şu anda önümüzde durmakta. Bu programı Gezi isyanının “program” ipuçlarıyla yeniden “okumak” iyi olacak...
Hep birlikte göreceğiz. Geçmişin deneyimli potansiyeli, işte bu program tarihini yeni koşullara uygulama ve denize indirilen HDP Gemisine sağlam bir rota çizme konusunda herkesi şaşırtan bir kolektif yaratıcılık gösterecek.
Karaya oturmuş bir gemide en “müthiş” “yol haritası”, en hassas “pusula”, en yetenekli “amiral” beş para etmez. Yüzen bir gemide ise bütün “yanlış yol haritalarının” yanlışlığı er ya da geç ortaya çıkar; “bozuk pusula” Kuzey Yıldızı gökte belirince çöpe atılır, en tecrübesiz “kaptan”, ilk büyük fırtınadan sonra işini öğrenmeye başlar.  
O halde “vira bismillah”!