Kimse pek bu yanına değinmiyor ama üzerinde çok konuşulan hendekler Kürdistan'ın savunma hattını oluşturuyor. Hem de son savunma hattını. Aynı 627’de on bin asker ve 600 atlı ile kuşatılan Medine'de olduğu gibi, bugün de on bin kişilik silahlı gücü tankı, topu, uçağı, helikopteriyle Kürdistan'a sefer düzenleyen AKP iktidarına karşı kazılıyor hendekler. Medine, on bin kişilik kuşatmaya karşı üç bin kişilik bir güçle savunma yaptı. Kürdistan şehirleri de NATO’nun en büyük ikinci ordusuna karşı bir avuç direnişçiyle savunuyor kendini. 

Kürdistan'ı ayakta tutan tüm değerlere saldırıyorlar. Tankı, savaş uçağı, helikopterleriyle şehirleri kuşatma altında tutuyorlar. Örgütlü toplumu yok etmek istiyorlar. Yurtsever Kürt halkını teslim almak istiyorlar. Kürt halkı ile dostları arasındaki bağları koparmak amaçları. Camileri kurşuna diziyorlar. Yetmiyor yakıyorlar, bombalıyorlar. Mütedeyyin Kürtleri korkutmak istiyorlar. Hendekler onlara Kürdistan'ın teslim olmayacağını gösterdiği için bu kadar öfkeleniyorlar.  

Ya farkında değiller ya da değilmiş gibi yapmak işlerine geliyor. Ancak bu hendekler Kürdistan öz savunma gücünün son meşru müdafaa hattı. Kürdistan direnişi çok açık bir şey söylüyor. "Çok geç olmadan ya layıkıyla bir müzakere süreci için üstünüze düşeni yapın ya da Kürdistan'dan çekilin." Görünen o ki aksi taktirde Kürdistan direnişi meşru müdafaanın ötesine geçecek. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan'ın son süreci değerlendirirken sarf ettiği, “Ateşle oynuyorsunuz. Böyle yapmaya devam ederseniz, gerilla da daha da fedaice katılacaktır. Ve artık Kürt halkı ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki bağ tamamen kopacaktır. Siz tank ve toplarla halkımızı ezerseniz, biz artık beraber yaşayamayız” sözleri gelinen noktayı anlamak açısından hayati uyarılar içeriyor. 

Kürdistan'da geçen yüzyılın başında yoğunlaşıp, seksenlerde en örgütlü biçimini alan mücadelenin hedefi özgür, eşit, gönüllü bir birlikteliği yaratabilmekti. Çok açık ki bugün Ankara egemenliğinin Kürdistan'da silah zoruna dayalı varlığını sona erdirmek bu hedefe ulaşabilmek için zaruri görünüyor. Aksi taktirde silahlı zor kendi iktidarı için savaşı tek seçenek olarak halklarımıza dayatmaya devam edecek. 

Bugün dayatılanı da salt bir sokağa çıkma yasağı gibi algılamak ve tartışmak gerçeği gizlemekten başka hiçbir şeye hizmet etmez. AKP iktidarı açık bir savaş halinde. On bin askerle şehir içinde "operasyon" yapıldığını konuşmak dahi bu savaşta iktidarın yanında durmak anlamına geliyor. Kürt gençlerinin öz savunma refleksi ile açtığı hendekleri bu "operasyonun" gerekçesi gibi göstermekse savaşın ortaklığı olmak anlamına gelir. 

Kürdistan sokaklarında şehirleri savunmak üzere kazılan hendekleri her fırsatta hedefe koyan iktidarın son MGK bildirisinde bu konuya değinmemesi de bundan. Oysa bu toplantıda 2016'nın savaş kararını aldılar. MGK bildirisinde yer alan şu ifadeye dikkat edin, "Ülke genelinde kamu düzenini bozmak amacıyla terör saldırıları ve provokatif eylemler gerçekleştiren; bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde mukim vatandaşlarımıza yönelik baskı ve şiddet uygulayan bölücü terör örgütüyle mücadeleye, terör sona erdirilinceye kadar kararlılıkla devam edileceği, terörle mücadeleden bölgede yaşayan vatandaşlarımızın olumsuz etkilenmesine müsaade edilmeyeceği vurgulanmıştır."

Buradaki, "Ülke genelinde kamu düzenini bozmak amacıyla terör saldırıları ve provokatif eylemler gerçekleştiren..." ifadesi baştan sona bir yalan değil mi? 

Kürdistan'da sürmekte olan devlet terörü dışında ülke geneline yayılan “terör saldırıları” nerede yaşanıyor. Burada söylenmek istenen batı illerinde yaşayan Kürt nüfusun da devlet terörünün hedefi haline getirildiğidir. Kürdistan'da başlatılan savaşın batı illerinde yaşayan Kürtleri ve dostlarını hedef alacağıdır. Savaşın tüm bölgelere yayılacağının habercisidir bu ifade.

Nitekim MGK toplantısının ertesi günü (19 Aralık) Türk Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, (HYPERLINK "http://www.hurriyet.com.tr/index/deniz-kuvvetleri) Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal, (HYPERLINK "http://www.hurriyet.com.tr/index/jandarma) Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi ve 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti ile Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’na gelmesinin nedeni nedir? Çok açık ki Türk Ordusu’nun tüm komuta kademesi savaşın yeni bir boyuta taşınacağına ilişkin MGK kararının gereği olarak buradalar. Silahlı güçlere savaşta tam kadro arkanızdayız diyorlar.  

Yine aynı gün İçişleri Bakanı Efkan Ala, beş bin yeni köy korucusu kadrosunu valiliklere gönderdiklerini açıklayarak savaşta ne denli ısrarlı olduklarını-olacaklarını bir kez daha vurguluyor.

Tüm bu saldırganlık karşısında sokak aralarına kazılan hendeklerle öz savunmasını ayakta tutmaya çalışan direnişi işgal ordusunun eylemleri ile denk tutup tavır almak alenen insanlık suçudur. 

Öz savunmanın meşruiyetini tanımamak savaştan yana olmaktır. Medine’de yaşanan Hendek Savaşı Kuran'da şöyle geçiyor, “Hani onlar, hem yukarı tarafınızdan, hem aşağı tarafınızdan üzerinize geldiler, gözler kaymış, yürekler boğazlara dayanmış ve Allah hakkında türlü şeyler düşünmüştünüz! İşte orada insanlar bir sınavdan geçmiş ve ağır bir sarsıntıyla sarsılmışlardır.”

İktidar son dört günde “102 terörist” öldürmekle böbürleniyor. Bugün Kürdistan’da yaşananlarla halklarımız büyük bir sınavdan geçiyor. O büyük sarsıntı ile parçalanmadan herkes bu savaşın sona ermesi için üzerine düşeni bir an önce yapmalı. Yoksa çok geç olacak.