Halkların değil iktidarın savaşının olduğu yer ve zamanlarda kavramlar korkunç bir hoyratlıkla kullanılıyor maalesef! Hakkari’de yaşamını yitiren 29 yaşındaki polisin Hassa’daki evine gece yarısı giden kaymakam, emniyet müdürü, belediye başkanı, garnizon komutanı, muhtar yani bilumum devlet erkanı, yaşlı anne-babaya kameralar huzurunda veriyorlar korkunç haberi. Bir anne, geceyarısı evine gelen bu erkanı görmekteki şaşkınlığını atamadan kaymakam: "Ne mutlu evladınız şehit oldu. Peygamberimize komşu olacak" haberiyle evlat acısıyla çığlıklar atıyor. Kameralar dakika dakika her şey görüntülüyor. Devlet medyası da çok kutlu bir habermiş gibi çektiği görüntüleri servis ediyor. Bu nasıl bir aymazlık, nasıl bir vicdan körlüğü, nasıl bir utanmazlıktır! Neden mutlu olayım ki evladım öldüğü için! Bu kimin mutluluğu! Gençlerin kaybı üzerinden bir anne-babaya "ne mutlu size" denildiği bir başka ülke var mıdır acep?
Medyanın yaptıklarının dahası da var: son 40 yıllık savaşta yaşanılanı ters yüz etme, failleri çarpıtma, devlet içi karanlık organizasyonların ve JİTEM’in tüm sivil katliamlarını ya gizleme ya da PKK’nin üzerine atma gibi "haberlerde" imzası olan etik yoksunu medya, aynısını iki aydır fazlasıyla yapıyor. Üstelik başta 1994 Güçlükonak, Lice ve Şırnak katliamı olmak üzere birçok katliamın aslında devlet tarafından yapıldığı AİHM’in kararlarıyla da sabitten aynı yolu izlemek, olsa olsa akıl-etik ve vicdandan nasibini almamaktır.
Sadece Cizre’yi ele alsak bile, 8 gün boyunca yerle bir edilen ve 23 sivilin ağır silahlar, keskin nişancılar ya da hastaneye götürülemediğinden yaşamını yitirdiği olaylarda haberlerin veriliş tarzına bakın: Neymiş, Cizre’de tek bir sivil öldürülmemişmiş. Doğru ya, onlara göre beşiktekinden 75’ine kadar tüm Kürtler düşman! Azılı terörist! İnsan en azından 35 günlük bebeğin kendi gibi minicik tabutuna bakar da azıcık utanır…
Daha dün bile Erdoğan kalkıp Cizre’de ölenlerin tümünü "terörist" olduğunu söylerse, iktidardan beslenen medya da kalkar katliamlarda devletin sorumluluğunu gizler.
Buna hukukta düpedüz "suç ortaklığı" denir. Bir ülkede nasıl ki rejimin değiştirilmesi anayasal suçsa, sivillerin katledilmesi, evlerin yakılıp yıkılması, yaralıların hastaneye götürülmesi insanlık suçu ise; bu suçu gizleyen de gerçekleri saptıranlar da suç ortağıdır. Faillerin yargılandığı gün, bu suçu gizleyen de Türkiye halklarını manipüle edenler de onlarla birlikte yargılanacaktır…Tarih satır satır tüm bu olan biteni kaydetmektedir.
Bunun gibi, iktidara muhalif haber yapan yayın organlarını susturmak, gece yarısı operasyonlarıyla basmak, internet sitelerini ve ekranları karartmak, gazetecilere saldırmak ve gözaltına almak da suçtur. Halkın haber alma hakkına saldırıdır. İfade özgürlüğünün yerle bir edilmesidir. Tek millet-tek devlet-tek din-tek dil vurgusuyla tekleyen AKP’nin, kendisine muhalif olan ya da gerçekleri yazan herkesi "düşman" ilan etmesidir. Bu ülkede 17 yaşındaki bir çocuk bile attığı twitter mesajı edeniyle tutuklanabiliyorsa, ceza alabiliyorsa, halimizi siz düşünün!
Yani kral çıplak diyenin sesinin susturulmak istendiği günlerden geçiyoruz!
Çok ama çok zor günlerden…
Ama unutulmasın ki, kim ederse etsin bilinmez; tarih asla affetmez!