
Yazar Vedat Türkali, HDP’nin 70’in üzerinde milletvekiliyle oturacağı Meclis’in önemine dikkat çekerek, demokratik bir sıçrama yapılacağını söyledi.
“Bitti Bitti Bitmedi” kitabını vesile yapıp usta kalem Vedat Türkali ile güncel konular üzerine bir söyleşi yapmıştık. Söyleşi yayınlandıktan sonra Vedat Hoca, sekreteri Nermin hanım vasıtasıyla arayarak seçimler ve HDP’nin ittifak arayışları üzerine birşeyler söylemek istediğini iletti. Biz de bir kez daha Vedat Hoca’nın Cihangir’deki evine konuk olduk.
Hesaplar Kürtsüz Meclis üstüne yapılıyor. Kürtsüz Meclis meşru olur mu?
Ben bunu vaktiyle Devlet Bahçeli’ye söyledim. Bahçeli akademik kariyerden bir adam. Kürt milletvekileri dağda rastlantı olarak PKK’lilere rastlaşmışlar. Ve kucaklaşmışlar. Basın da bunu verdi. Bahçeli hemen tutturdu ‘Bunları derhal Meclisten atalım’ dedi. ‘Yav bırak. Sen kariyer yapmış bir adamsın. Kürtler atılırsa o Meclisin dünya demokratik cepheler içerisinde bir yeri kalır mı? Acaba dünyada, ‘Türkiye’de demokrasi var’ yalanına inanacak kimi bulabilirsin. Bunu kendiniz için yapmayın, bizim için değil’ dedim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan mutlak çoğunluk ve başkan olmak istiyor. CHP takatsiz ve MHP ile sarmaş dolaş. Bu durumda HDP hevesleri frenleyici, Türkiye’yi demokratikleştirici en etkili dinamik olarak görülüyor. Siz nasıl görüyorsunuz?
Bu adama başkanlık sistemi verilmez. Çünkü dünya için tehlikelidir. Çünkü adam diyor ki ‘öyle kitaplar vardır ki silahtan daha tehlikelidir.’ Bunu diyen adam başkanlık sisteminin başına oturtulmaz. Selahattin (Demirtaş) yüzde 10’a yakın almıştı. Bugün yapılacak en iyi iş Selahattin Demirtaş’ın verdiği mücadele yoluna vargücümüzle destek vermek. O Kürtleri temelinden yok etmek isteyen bir zihniyete karşı çok iyi bir çıkış yaptı. Bir risk taşımıyor mu? Taşıyor. Ama eğer bu riski göze alamazsanız sosyal kavgalarda hiçbir şey yapamazsınız.
Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’ni markaja alarak yüzde 10 barajını iptal ettirmedi...
Yüzde 10 barajı, ta Kenan Evren, Özal zamanından kalma. Dünyanın hiçbir demokrasisinde yüzde 10 barajı olmaz. Yüzde 10 baraj demokratik anlayışla beraber götürülemez. Selahattin’in yaptığı iş çok önemliydi. Niye önemliydi? Çünkü Selahattin’in kendisi halkla konuşabilecek kadar sade ve açık-seçikti. Nerdeyse yüzde 10’u aşıyordu. (cumhurbaşkanlığı seçiminde) Şimdi ona da güvendi. Ben de güveniyorum. Selahattin ‘Barajı aşacağız. Meclise 70 küsur milletvekili seçeceğiz’ diyor. Bu olursa harikulade bir şey olur. 70 küsur milletvekiliyle barajı aşmış, engelleri durdurmuş bir Kürt Hareketi’ni bir daha durdurmak kolay değildir. Mecliste böyle bir varlık Yunanistan’daki solcuları da etkiler. Onlara da bir anlamda destek olur. Umuyorum ve inanıyorum. Yalnız en büyük tehlikelerden biri eski solcu geçinenler hala başka yol tutturmaya çalışıyorlar. Bir ekonomi profesörü var, babasını da tanırım. Üniversiteden kovulanlardandır. Pertev Naili Boratav vardı, onun çocuğu Korkut Boratav. Diyor ki ‘Kürtler girmesin. Girerlerse çok yanlış yaparlar’ diyor kendince. Ben de aksini söylüyorum. Kürtleri sokmamaya çalışmak her bakımdan çok yanlış. Kürtler mutlaka parti olarak seçime girmelidir. Bilhassa da eski sollar sanıyorlar ki Kürtler girmezse Kemalist sol bu herifleri devirecek! Bu herifleri o Kemalist sol deviremez. İkincisi eğer Kürtler parti olarak girmezlerse bugünkü iktidar ve o felsefe, bu yalancı sahte solu yer bitirir. Türkiye’nin umutlarını da heba ederler. Kürtler mutlaka parti olarak girmelidirler. Tek tek kişiler olarak girmesinler. Partinin adayları olarak birlikte zafer kazanılırsa Türkiye’de çok ileri bir adım atılmış olur. Ama eski solcu geçinenlerin çizgisi tutturulursa iktidarı bugünkülere tekrar hediye etmek olur. HDP sağlam bir parti ve halka dayalı bir parti. Selahattin’in tahmin ettiği gibi 70 küsur milletvekiliyle otururlarsa meclis gerçekten bir meclis haline gelir. Gerçekten demokratik bir sıçrama yapmış olur.
HDP ile ÖDP ititfak görüşmeleri henüz noktalanmadı...
ÖDP daha çok eski Komünist Parti mensuplarından oluşuyor. Ben eskiden takılıyordum, Ödü Patlamışlar Partisi diye. Ama bugün HDP’nin büyük sayıda aday götürmesinde etkili olacaklarını zannediyorum.
ÖDP, CHP ile de görüşüyor...
Eğer bu hareket CHP içerisinde namuslu, gerçekten vicdan sahibi adam varsa onları da alırsa HDP’nin 70-80 milletvekili çıkarmasına yararı olur. HDP… ÖDP… Beraber destekleyelim cepheleştirelim. O zaman iyi birşey yapmış olurlar. Yunanistan hareketi çok önemli. Halklar uyanıyor. Dünyada hep kötü şeyler yayılmıyor. İyi şeyler de yayılıyor. Bakın Yunan sağı bir laf etti. Dedi ki ‘Ege’deki balıklar Yunanlılarındır.’ Hemen solun Başbakanı ‘Ege denizi balıklarındır’ dedi. CHP’li biri de atıldı hemen ‘Hayır Ege’deki balıklar Türklerindir’ dedi. Bunlar arasında hiçbir fark yok. En doğruyu solcu Başbakan Alexis (Tsipras) söyledi: “Denizler balıkların.”
Türkiye’de Teşkilat-ı Mahsusa ya da MİT dendiğinde insanlar tedirgin olur. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın AKP’den milletvekili adayı yapılmasının hem siyasi parti hem toplum için anlamı nedir?
“Çok eskiden MAH idi. Milli Amele Hizmet ya da Milli Emniyete Hizmet anlamına geliyor. Sonra MAH’ı MİT yaptılar. Uzun yıllar askerlerin etkisi altındaydı. Sonra Demokrat Parti zamanında askerlerden siviller aldılar. Ama 27 Mayıs’ta patladı, hiçbirşey yapamadılar yani. Memleketin sırrı o adamın ağzında, elinde, dilinde. Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne diyor? ‘Benim herşeyimi biliyor. Ben onu seçsem oraya bütün gizli işlerimin hepsini şu veya bu şekilde açığa vurur, bunu göze alamam’ diyor. Gayet de doğru diyor. Korkuyor. Aslında bunun üstünde fazla durmuyorum.
İtalya Komünist Partisi Lideri ve milletvekili Antonio Gramsci için faşizm rüzgarı estiren Mussolini ve savcılar “Bu beynin işlemesini 20 yıl durdurmalıyız” deyip hapse attılar. Türkiye’de Kürtlere karşı aynı siyaset uygulanıyor. Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin 16. yıldönümü. Çözüm ısrarlarına rağmen devlet aklı 16 yılı heba etti. 2015 stratejik seçimleri sonrası Türkiye’nin izdüşümü nasıl görülüyor?
Biliyorum. Antonio Gramsci zamanında yaşadım. Gramsci’yi hapse attılar ve adamın da bağırsak hastalığı var. Her yemeği yemiyor. Buna salt zararlı olsun diye en zararlı yemekleri verdiler. Erken ölsün diye. Bugün yapılacak en güzel şey Abdullah Öcalan’ı bırakmak. Bugün Öcalan’ı adada tutmak Kürtler için bütün Türkiye için çok yanlış ve zararlı bir yöntem. Öcalan’ı derhal serbest bırakmaları lazım. Normal olan o. Ve zannediyorum bu çizginin tutturulmasında onun da desteği olacaktır. Öcalan’ı tutarsan ne olur? İktidar aklı sıra bişey kazanacağını zannediyor. O biraz zor. Dağdakilerle haberleşmesini kontrol altında tutmak istiyor. Bunların hepsi küçük ve adi oyunlar. Ve Türkiye’ye zarar. Şunu söyleyeyim. Remzi Kartal geçen dedi ki “Bu işi dostça, kardeşçe çözecek tek kuşak biziz. Eğer bizi kaçırırlarsa yazık olur memlekete.” Çok doğru bir laf. Öcalan’ı mutlaka bırakmaları lazım. Bıraksınlar evine gitsin yav. Etrafıyla rahat konuşsun. Gazetecilerle konuşsun. ‘Öcalan şöyle bir bildiri yayınladı‘ diyorlar. Bırakın bildiriyi kendi dağıtsın gelen gazetecilere. Öcalan olmak suç mu yani?
KCK liderleri ‘bizimle de doğrudan görüşmeli’ diyor...
Karayılan aklı başında bir adam. Karayılan doğru diyor. Öcalan’ı da alsınlar hep beraber görüşsünler. Sen Türkiye nereye gidecek diye soruyorsun. Birşey anlatayım. Tavus kuşunu gördüm. Kanatlıdır, güzel hayvandır. Bu hayvan çok süslü. Hele erkeği... Hotozu var. Tüyleri parlak. Herşeyi mükemmel, harika. Gördüğün zaman da hayran olursun yani. Fakat rivayete göre bu hayvan kendine mağrur bakıyor. Hatta kibirleniyor. Fakat o hotozlu mağrur hayvan ayağına bakıyor ki ayakları çok çirkin. O zaman ‘eyvah eyvah eyvah’ diye bağırıyor. Gerçekten sesinde acayip bir acılık var. Şimdi iktidar bir gün ayaklarını görecek o zaman ‘eyvah eyvah eyvah’ diye bağıracak. Biz de buna alkış tutacağız.
Bereket ki Kürtler var
Kürtler Rojava-Kobane direnişiyle ilgili ne söyleyeceğinizi merak ediyor...
IŞİD var ama, bereket ki Kürtler de var. IŞİD’i önleyen Kürtler oldu. Eğer olmasaydı o da ayrıca başımıza belaydı. IŞİD belasında kurtulmada bunların yaptığı kavga çok önemli oldu. Kobanê‘de bizden bir genç delikanlı da vardı. Bu vesileyle Ermenilere dokunalım biraz. Ermeniler bu memlekette çok önemli işler yapmıştır. Ermeniler bu memlekette mimarlığın ustalarıdırlar. Mimar Sinan gibi. İstanbul’da yapılan binaların çoğu Ermeniler tarafından yapılmıştır. Kayseri’nin Ağırnas köyü Ermeni köyüdür. Vaktiyle Ağırnaslı diye bir milletvekili vardı. Onun oğlu da Ağırnaslı soyadını koyuyor. Aynı zamanda idam edilen büyük bir Ermeni, Paramaz var. Delikanlı onun adını almış. Ve o mücadelede öldü. Çok büyük acı bu bizim için.
Türkiye solu eleştirildi, Filistin, Vietnam, Küba diye yumruk kaldırırken, Kobane için aynı şeyi yapmadı diye...
Türkiye solu dediğin kim? Kim sol? Türkiye solu yok ki. Türkiye solu dediğin hareket PKK hareketidir. PKK hareketi Türkiye soludur. Vaktiyle bir arkadaş tutturmuştu, solu toparlayacaklardı. Çatı parti çatı parti diye gelip gidiyorlar. Akın Birdal vardı. ‘Akın boşuna konuşma. Senin bugünkü Türkiye’nde çatı partisi olmaz’ dedim. Zaten çatıdan parti olmaz. Parti temelden olur. Bir gün geldim, burda oturuyorlar. Birisi Akın Birdal, biri de Kürt kadın milletvekili vardı. Avukat Aysel Tuğluk galiba. Dedim ki nereye? “Biz çatı partisini kurmaya gidiyoruz’ dedi. ‘Keşke yapsanız da sevinsek’ dedim. Gittiler. Tabii tutmadı. Ne vakit ki dağda Öcalan ve arkadaşlarının hareketi yerleşti. O zaman ‘ha şimdi olur’ dedim. İşte HDP aşağı yukarı böyle bir partidir. Yani çatı değildir, aşağıdan gelmiştir. ‘Şimdi olur, yapmaya çalışın’ dedim. HDP’nin ve Öcalan’ın çizgisinin güzelliği ve büyüklüğü şurda: Çeşitli milletlerin tüm haklarına sahip olması; herkesin toplum içinde dayanışmayla, birbirini severek ve destekleyerek yaşamalarını sağlamak için kavga veriyor.
Hocam merak ediyorum. Türkali soyadını nasıl aldınız? Biri mi önerdi, siz kendiniz mi seçtiniz...
Benim adım Abdülkadir Pirhasan. Abdülkadir Demirkan. Askeri lisede hocaydım. Edebiyat hocasıydım. Sonra yakalandık. Adnan Menderes döneminde. Hapse attılar. İş yok. Mektepten de kovuldum. Ne yaparım? Ben dedim senaryo yazayım. Filmi çok seviyorum. ‘Sen film diyorsun ama senaryo yazacaksın. Senaryolar da mutlaka sansüre gidiyor. Ve polis sansürü hiçbirşey kaçırmaz gözünden, yakalar’ dediler. Sonra biri vardı, ‘O kolay, her defasında başka bir uydurma isim korsun’ dedi. Ben birkaç isim koydum, olmadı. Sonra tanınmaya başladım. Sinemada ağırlığı olan bir adam oldum. Bana hoca diyorlardı. ‘Sürekli bir soyadı uydur da sürekli onunla gitsin sansüre’ dediler. Sansüre Ankara’ya gidiyor. Ne etsek ne yapsak falan derken hemen aklıma rahmetli eşimin çalıştığı bankada Türkömer diye bir adam vardı. Ben de tuttum ‘Türkömer oluyor da Türkali niye olmasın’ dedim. En sevmediğim ad Vedat’tı. Vedat vaktiyle ihanet etmiş bir adam. Vedat, Türkiye Komünist Partisi’nde ihanet etmiş kabul ediliyordu. Ondan nefret ettiğim için de o adı koydum. Oldu Vedat Türkali. Nice sonra Ankara’da notere gittim bir iş yapmak için. Dedi ‘siz Beşiktaşlı mısınız?’ ‘Yo nerden çıkardınız’ dedim. Beşiktaş’ta Türkali Mahallesi varmış, orda öğrendim. Sonra soyadımı değiştireyim dedim. Nazım’ın şiirleri vardır. Demirkan hoşuma gitmiyor. Babam Ahlatlı. Çok yobaz bir adamdı. Bize Ahlat’ta Pirhasanoğulları diyorlar. Abdülkadir Pirhasan diye koydum soyadımı. Mahkemeden karar geldi, hakim okudu: “Abdülkadir Pirhasan. Ne o beyefendi tarikat mı kuracaksınız?”
M. ALİ ÇELEBİ/İSTANBUL