‘Bu savaş hiç göründüğü gibi değil’

Forum Haberleri —

12 Ağustos 2020 Çarşamba - 07:11

  • Savaşta elbette ki insan ölümlerinin çokluğu ya da azlığı başarı veya başarısızlığın tek kriteri olmaz. Ki bizim savaşımızda tek kriter hiçbir zaman bu olmadı. Ama başarı kriterlerini yansıttıkları kayıplarımıza dayandıran bir ordu ve devletin bu noktada da başarılı olduğu söylenemez.

Rojhat MALAZGİRT

Türk devletinin savaş değerlendirmesi ve başarı kriteri nedir, kendi kriterlerine göre bu savaş ele alınacaksa başarılı mı değil mi? Eğer başarılı ise nasıl bir başarı, eğer başarılı değilse nasıl bir başarısızlık?

Önderliğin esaretinden sonra Türk ordusunu yöneten generallerin o süreçte emekli olanlarından televizyona tartışmacı olarak katılıp değerlendirmelerde bulunan birisi aynen şu tespiti yapmaktaydı; “PKK gerilla savaşında bize karşı başarılı değildir. Çünkü planladıklarını ve hedeflediklerini gerçekleştiremedi. Gerilla savaşı başlatırken yaptıkları tespit ‘başarı için her bir gerillaya karşı 40 askerin öldürülmesi’ idi. PKK gerilla savaşında başarılı olamadı. Çünkü tüm savaş süreci boyunca her bir gerillaya karşı ancak 8 askerimizi öldürebildiler. Hedeflerini tutturamadılar.”

Nedense bu tespit yapılırken tüm zamanlarda gizlenmeye çalışılan savaş bilançosunu farkında olmadan deşifre ettiğini her halde düşünmüyordu. Resmi söylemin (Türk ordusunun verdiği rakam: 5.000 Mehmetçiğimiz öldürüldü. Bunun karşısında 30.000 terörist etkisiz hale getirildi.) çok fazla dışına taştığını fark etmiyordu. Ya da bir uzman bir analizci kimliğine bürünüp kendi başarılarını, gerillanın başarısızlığını ikna edici verilerle izah etmeye çalışıyordu. Gerekçesi her ne olursa olsun bir gerçek itiraf ediliyordu. Savaşın ekrana yansıyan ve yansımayan yüzü birbirinden oldukça farklı olmuştu. Bu durum 2011 yılında CHP’li Görsel Tekin’in Bingöl’deki açıklamasıyla çok çarpıcı bir biçimde dile gelmişti. Bir soru üzerine şöyle demişti. "Ne beş bini (5.000) beş bin beş bin diye tutturulmuş. Yüz bin (100.000) yüz elli bin (150.000) belki de daha fazla asker kaybımız var. Tam sayısı bilinmiyor. Araştırılmalıdır.” Generalin televizyonda yaptığı değerlendirme ve Görsel Tekin’in yaptığı açıklama yan yana geldiğinde bir savaşın topluma nasıl yansıtıldığını ya da düzeltmek gerekirse yansıtılmadığını çok çarpıcı bir şekilde görmek mümkün.

Generalin yapmış olduğu açıklama doğru kabul edilir ve baz alınırsa 30.000 gerilla ve her bir gerilla karşılığında 8 asker kaybı. Bu şu anlama gelir. 1999 yılına kadar süren savaşta en az 240.000 asker kaybı yaşanmıştır. Ki verileri düzeltme ihtiyacını duyuyoruz. O sürece kadar tüm savaş zorluklarına rağmen ARGK’nin tespit edebildiği 20.000 gerilla kaybını baz alırsak, bu en az 160.000 askerin ölümü demektir. Her iki durumda da CHP’li Görsel Tekin’in yapmış olduğu açıklama bir gerçeğin itirafıdır. “Bu savaş hiç göründüğü gibi değil.”

Savaşta elbette ki insan ölümlerinin çokluğu ya da azlığı başarı veya başarısızlığın tek kriteri olmaz. Ki bizim savaşımızda tek kriter hiçbir zaman bu olmadı. Ama başarı kriterlerini yansıttıkları kayıplarımıza dayandıran bir ordu ve devletin bu noktada da başarılı olduğu söylenemez. Düzenli orduların karşı karşıya geldiği bir cephe savaşı yaşansaydı ve savaşan güçlerin sayıları bir birine yakın olsaydı belki savaşta kayıpların çokluğu kader belirleyici olabilirdi. Ki böyle cephe savaşlarında bile bu düzeyde kader belirleyici değildir. Bu tür durumlarda bazen karşı karşıya gelen iki gücün tek bir çarpışmada savaşın kaderini belirlediği ve yenen yenilenin anlaşıldığı durumlar çok olmuştur. Ki çoğunlukla, tarihte bu durum yaşanmıştır. Ama 20. Yüzyıl savaşları ve 21. Yüzyıl savaşları oldukça farklılık arz etmektedir. Devletlerarası savaşlarda bile artık bu durum aşıldı. Gerillacılık ve gerilla savaşı yürüten halklarda bu durum zaten ilk günden itibaren tek kriter olarak hiç esas alınmadı.

Zaten çok sınırlı bir sayıyla, kıt kanaat imkânlarla, en ilkel teknik ve silahlarla işe başlamak bu işin doğası gereğidir. Çoğu zaman tek bir insanın tarihi sorumluluğu omuzlaması kimi zaman da çok küçük bir grubun harekete geçmesi ile başlayan bu mücadele somut koşullara ve düşmanın elindeki teknik, imkan ve yönelim biçimlerine göre esnemiş ve farklılık göstermiştir. Genel ilkeler hep aynı olsa da(zayıf ve az olanın, güçlü ve çok alana karşı savaş mecburiyetinden kaynaklı) özgün koşullara göre oldukça farklılık göstermiş ve zenginleşmiştir.

1993 ateşkesinin ardından Demirel-Çiller-Güreş ekibinin Özal’ı öldürerek giriştikleri kapsamlı saldırı ile 2013 ateşkesinin ardından Erdoğan-Bahçeli ekibinin ellerini öptükleri hoca efendilerini de tasfiye ederek giriştikleri amansız saldırı bu açıdan birbirine oldukça benzemektedir. Neredeyse aynı vahşi güdülerle hareket eden ekip ve onların çömezleri. O zaman yapılan tüm saldırılar ve bugün yapılan saldırılar çok yönlü ve karşılaştırmalı bir analizi gerektirmektedir.

Kürdistan dağlarına yapılan operasyonlar, (ki bu operasyonlarda gerilla için yeni olan tekniklerle desteklenmekte, yürütülmekteydi.) binlerce köyün yakılması, on binlerce insanın katledilmesi, milyonlarca insanın yerinden yurdundan göçertilmesi… Tüm bunların sonucu ABD ve İsrail’in Ecevit’in yaşarken hiçbir zaman anlayamadığı bir şekilde Önderliğimizi yakalayıp Türkiye’ye teslim etmesi… Yıl 1999. 6 yıllık NATO onaylı ve destekli savaşın kazanmış olduğu başarı!..

Bunun üzerinden neredeyse 21 yıllık bir zaman dilimini geride bıraktık. Türk devletinde ne değişti. Operasyon üstüne operasyon. Kuzeyde gerillaya karşı geliştirdikleri operasyonlar 94-99 arası yürüttükleri 50 bin kişilik operasyonları ne kadar aşıyor? O zamanda tüm güneye 100 binleri bulan asker ve korucularla operasyonlar yapmadı mı? Zagroslardan Xakurkê ve Heftanîn’e kadar tüm alanlara girmedi mi? Aylarca kalmadı mı? Güney de bile şehirlerde PKK gerillasına karşı savaşmadı mı? Tüm bunları 1999 öncesi yapmadı mı? Yaptı. O zaman şimdi yapılanlar ne kadar yeni. Ve niye sonuç alsın.

Bu alanlara yönelik operasyon yapabilmenin kendisini zafer olarak değerlendirmiyorsa tabi. Hayallerin ve hayal edenlerin farklılaşması gerçeğin değişmesi için ne kadar yeterli olur. Osmanlıcılık zihniyetine sahip ve yayılmacılığı esas alan Erdoğan ve Bahçeli ikilisinin diğerlerinden farklı olarak yaptıkları yeni bir şey var mı?

Sadece Heftanîn’de bir aylık devam eden savaş bilançosunu Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan açıkladığında çok çarpıcı bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık. 24 kaybımıza karşılık 236 asker kaybı. Ki bu gerilla tarafından sonuçları tespit edilebilenler. Yapılan ama sonuçları netleştirilemediği için bu sayılara dahil olmayan eylemlerde ki onlarca belki de yüzlerce asker kaybı buna dahil değil. Savaş meydanında yaşananlar ve yansıtılanlar. Ya da Erdoğan ve Bahçeli tarafından yansıtılmayanlar… ki artık haberleştirmek bile istemiyorlar.

2015-2020 yılı arasında giriştikleri Kürt halkını yok etme ve halk adına direniş gösteren tüm odakları imha ve dağıtma operasyonları gerçekten ne kadar başarılı oldu? Sormak lazım. Gerçekten bu savaş ekrana yansıttıkları gibi mi yürüyor. Yoksa hiç göründüğü gibi değil mi? Değilse o zaman nasıl yürüyor?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.