Pakistan, Afgan semalarını yırtıyor

Forum Haberleri —

foto:AFP

foto:AFP

  • Mevcut savaşın odağı, hem mecazi hem de gerçek anlamda Durand Hattı’nda yoğunlaşıyor. 1893’te sömürge döneminde İngilizler tarafından aceleyle çizilen Durand Hattı, Peştun ve Beluç topraklarının tam kalbini kesiyor.

* FAZELMINALLAH QAZIZAI-Çeviri: Yeni Özgür Politika

Bu Ramazan’da horoz ötüşleriyle ya da ezan sesiyle değil, savaş uçaklarının sesiyle uyandık. Yıllardır ilk kez Kabil’in karanlık dağlarının üzerinde uzanan mavi gökyüzü çatısı yeniden yırtıldı. Bu kez İngilizler, Sovyetler, Amerikalılar veya NATO tarafından değil. Bu uçaklar Pakistan’a ait.

İlk saldırı, 22 Şubat gece yarısı geldi; Afganistan’daki aileler sahur öncesi uyurken 7 nokta aynı anda vuruldu. Hiçbiri askeri bir tesis değildi. Hiçbirinde patlama duvarları ya da silahlı nöbetçiler yoktu. Bunlar evlerdi; sanki yere “beni tut” diye yalvarır gibi toprağa yaslanmış alçak kerpiç evlerdi. Normalde erken saatlerde mutfaklarında olan anneler, artık enkazdan çocuklarını çıkarmaya ya da iftar öncesi mezarları sıralamaya çalışıyordu. Bu evlerden biri, doğu Nangarhar ilinin Celalabad dışındaki Behsud’da yaşayan Şabuddin’e aitti. Şabuddin, bir zamanlar döşenmiş bir evin, bir hayatın enkazı önünde dururken “Bomba geldi ve her şeyi aldı” dedi. Arkasında, erken karanlıkta köylüler ve ekskavatörler enkazı karıştırıyor, hâlâ kayıp olanları arıyordu. Şabuddin, “Yengem ve çocukları o odada uyuyordu. Babam buradaydı. Kızlarım ve oğullarım... Sanırım dördümüz hâlâ hayattayız. Geri kalanların hepsi gitti” diye devam etti. Pakistan hükümeti saldırıları kabul etti; sınır bölgelerinde ülkelerine tehdit oluşturan militanları hedef aldıklarını iddia etti. Halbuki Behsud’da yalnızca enkaz ve ailesinin neden öldüğünü anlayamayan bir adam vardı.

Savaş artık dağları terk etti

Taliban güçleri, iki ülkeyi ayıran tartışmalı Durand Hattı boyunca koordineli gece yarısı misilleme saldırıları başlattı; Pakistan askeri karakollarını ve gözetleme kulelerini hedef aldı. 26 Şubat’ta Pakistan jetleri geri döndü; bu kez sınır değil, şehirler vuruldu: Kabil, Kandahar ve Kunar. Savaş, artık dağları terk etmiş ve yayılmıştı. Pakistan yetkililerinin dediği gibi yalnızca askeri tesisleri hedef almıyordu. Bir patlama, Kabil’in güneyindeki tarihi Reş Hor askeri üssünü vurdu; nesiller boyu Afgan askeri tarihine demir atmış bir yer. Son komünist başkana karşı darbede komuta merkezi, 1990’ların iç savaşında kale, daha sonra ABD destekli Afgan özel kuvvetlerinin üssü. Üs, benim mahalleme yaklaşık 48 kilometre uzaklıkta ama şok dalgası camları titretti, kapıları sarstı. Ambulans sirenleri uzaktan yükseldi. Birkaç saniye boyunca bütün şehir sessizliğe gömüldü.

Savaşı sürdürmeye yeminli gibi

Afgan hükümet yetkilileri, Pakistan’ın güvenlik kurumlarıyla sık sık karşı karşıya geldi. ABD öncülüğündeki savaş sırasında Pakistan, Afgan Talibanı’nı isyanı sırasında desteklemişti. Ama şimdi Pakistan, 2021 Amerikan çekilmesinden sonra iktidara dönen grubu, İslam Devleti Horasan Vilayeti (ISKP) ve Pakistan’da son yıllarda yüzlerce saldırı düzenleyen Tehreek-e-Taliban Pakistan’a (TTP) sığınak sağlamakla suçluyor. Pakistan ve Afganistan, Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu’na (UNAMA) göre en az 75 sivilin ölümüne ve 115 bin Afgan’ın yerinden edilmesine yol açan bir savaşı sürdürmeye ant içti.

Kırılgan ruhların öldürülmesi

Savaş, batıda İran ve doğuda Çin ile birlikte bölgede daha geniş bir güvensizliği tehdit ediyor. Pekin, 16 Mart’ta iki tarafı da geçen yıl sonlarında duran müzakerelere dönmeye çağırdı. Saatler sonra Pakistan, Ramazan’ın 27. gününde (İslam takviminin en kutsal gecelerinden birinde) şimdiye kadarki en ölümcül saldırısını başlattı. Pakistan ordusu, Kabil’deki uyuşturucu bağımlıları rehabilitasyon merkezi Omid Kampı’nı (Umut Kampı) bombaladı; kırılgan ruhların iyileşmeye çalıştığı bir yer. Taliban, 400’den fazla kişinin öldüğünü ve yüzlercesinin yaralandığını söyledi. Sabah olduğunda aileler, bir zamanlar terk edilmiş NATO üssü Camp Phoenix olan kampın önünde toplanmıştı. Duvarlara çivilenmiş listelerin etrafında  parmaklarını isim dolu sayfalarda gezdirerek kalabalıklaştılar. Kabil’den genç Sahil, Acil Hastane’nin önünde onlarla birlikte duruyordu. 25 yaşındaki kardeşi Mohammad Yehya orada hasta yatıyormuş. Kardeşinin adını listede bulamayan Sahil, bir yetkilinin, ranger kamyonunun arkasında durup ‘Akrabanızın adı burada listede yoksa Aghosh kampına bakın. Orada da yoksa Acil Hastane’ye, Wazir Akbar Khan Hastanesi’ne ya da askeri 400 yataklı hastaneye gidin' dediğini aktardı.

Açmaya cesaret edemedi

Sahil, hepsini denedi ve geriye yalnızca bir yol kaldı: Kimliği belirsiz ölülerin tutulduğu morg. Onunla birlikte gittim; Acil Hastane’nin sağındaki beton yolda yürüdük. Kapının yanında, pamuklu kumaşla kaplı bir tabut yerde duruyordu. Morgda üç metal yatak vardı. Her birinde beyaz örtülü bir ceset. Ölülerden biri, aramaya gelen biri tarafından tanındı. Hâlâ ergenlik çağındaki Sahil, diğerlerinin yüzlerini açmaya cesaret edemedi. Ben onun yerine açtım. Biri kömür gibi simsiyah yanmış ve tanınmaz haldeydi. Diğeri de yanmıştı ama tamamen değil. Yüzü ve başı yoktu. Hiçbiri kardeşi değildi.

Gökyüzü bize ağlayacak gibi

Sahil, gözlerinde keder ve korkuyla ayrıldı. Etrafımızda kadınlar küçük çocuklarla duruyor, birbirlerine sesleniyor, isimler haykırıyordu. Bazıları diğerlerine içeri girip cesetlere bakmalarını söylüyordu. Başka yol yoktu. Sahil’den ayrılırken gökyüzü karardı. Geceyle değil, bulutlarla. Yakında yağmur yağacak. Sanki gökyüzü bizim yerimize ağlayacak gibi görünüyor.

Afganların size söyleyeceği üzere, bu çatışmayı önceki çatışmalardan farklı kılan şey düşmanın niteliği. “Sovyetler topraklarımızın içindeydi, onları görebiliyorduk” dedi Kabil’deki eski bir savaşçı. Dört on yıl boyunca hem Sovyet hem Amerikan güçleriyle savaşan bu kişi, şunu ifade etti: “Amerikalılar köylerimizdeydi. Yüz yüze savaşabiliyorduk ama Pakistan, jetleri üstümüzde uçuyor. İHA’ları her şeyi izliyor ama hiçbir asker çiti geçmiyor. Ateş edecek kimse yok. Buna nasıl savaşılır?”

İngilizlerin kalbe attığı kesik

Mevcut savaşın odağı, hem mecazi hem de gerçek anlamda Durand Hattı’nda yoğunlaşıyor. 1893’te sömürge döneminde İngilizler tarafından aceleyle çizilen Durand Hattı, Peştun ve Beluç topraklarının tam kalbini kesiyor; kabileleri, toplulukları ve aileleri sınırın iki yakasında ayırıyor. 1947’te modern Pakistan devletinin kurulmasından beri hiçbir Afgan hükümeti Durand Hattı’nı meşru bir uluslararası sınır olarak resmen tanımadı; hattın kaldırılması ya da yeniden müzakere edilmesi talepleri ülkede derin duygusal ve siyasi hassasiyet taşıyor. Pek çok Afgan, bunu sömürgecilerin uydurduğu hayali bir sınır olarak görüyor.

Çözümsüz sınır sorunu, daha büyük bir askeri çatışma tehdidini yükseltiyor. Mart başlarında Taliban’ın Savunma Bakanı Muhammed Yaqup Mucahid, Pakistan’ın Durand Hattı’nı resmi sınır olarak tanıma talebini reddettiğini söyledi. Afgan yayıncı TOLOnews’e verdiği röportajda, “Onlara bunun ne mevcut hükümetin ne de önceki hükümetlerin çözebildiği tarihi bir mesele olduğunu söyledik ve gerilimi tırmandırma nedeni olmamalı” dedi.

Taliban'ı aşan bir sorun

Bugün pek çok Afgan, özellikle etnik Peştunlar, sınırı tartışıyor. “Bu yalnızca Taliban ya da TTP ile ilgili değil. Durand Hattı ile ilgili, yüz yıl önce bizden alınan toprakla ilgili” diyen eski savaşçı, gökyüzüne bakarak, “Pakistan’la savaşmak, ulusumuz için savaşmak gibi hissettiriyor. Taliban için değil” diye ekledi.

Bu savaş, son Afgan hafızasında az sayıda çatışmanın başardığı bir şeyi yaptı: Birlik mesajı yarattı. 6 Mart Cuma günü, Kabil ve diğer şehirlerde büyük protestolar düzenlendi. Kalabalıklar, ince minareli Eidgah Camii önünde toplanıp Pakistan’a karşı sloganlar attı. Burası, 1919’da Kral Amanullah’ın İngilizlerden bağımsızlığı ilan ettiği yer. Dört yıl önce Taliban tarafından devrilen önceki hükümetin yetkilileri, basın toplantıları düzenleyerek Taliban liderliğindeki devlete desteklerini açıkladı. İllerden âlimler cihat çağrısı yapan fetvalar yayınladı.

Badahşan ilinden gelen bir videoda, beyaz sakallı yaşlı Abdulbasir açık bir alanda oturuyor, arkasında yeşil bahar otları, Pakistan’a karşı dini hüküm veriyor. Video saatler içinde sosyal medyada yayıldı. “Afganistan, tüm cesur Afganların ortak yurdudur” diyeh cumhuriyet döneminden eski eğitim bakan yardımcısı Mohammad Sediq Patman, tereddüt etmeden şunu söyledi: “Bir işgale karşı birlikte dururuz.”

Afganistan’ın kuzeyinden etnik Özbek eski vali Latfullah Azizi daha basitçe, ülkenin karşı uçlarındaki iki yeri karşılaştırarak “Paktika’da bir köy bombalanırsa, sanki Badahşan bombalanmış gibi olur” şeklinde ifade etti.

Nangarhar’ın Celalabad’ın hemen güneyindeki küçük Samarkhel ilçesinde 1 Mart’ta 12 yaşındaki bir çocuk öldürüldü. Hızla raporlar geldi: Bagram hava üssü vuruldu; Kandahar’daki bir mülteci kampı vuruldu, üç kişi öldü; Nangarhar’daki bir çarşı hava saldırısına uğradı, yangın pazarı kül etti. Evleri yıkılan Afgan aileler çadırlarda barınıyor, başlatmadıkları bir başka savaşın sonunu bekliyordu. Doğu Kunar ilinden gelen bir video aklımdan çıkmıyor: Pakistan hava saldırısında öldürülen küçük çocuğunun sarılı cesedinin yanında bir baba. Çığlıkları insanı bırakmıyor.

Kabil’in nesiller boyu öğrendiği

Yine de bugün Kabil pazarlarında yürürseniz, şehir yüzeyde kendine benziyor. Meyve satıcıları fiyatlar üzerinde tartışıyor. Çocuklar portakal ve nar dolu arabalar arasında koşuyor. Trafik her zamanki gibi tıkanık. Sokağımda çocuklar toz kararmış duvara futbol topu atıyor. Fırıncı ekmeği fırından çıkarıyor, koku sıcak ve tanıdık. Kadınlar gün batmadan sebzeleri eve taşıyor. Bu, Kabil’in nesiller boyu öğrendiği bir şey: Savaşı ve sıradan hayatı aynı elde tutmak. “Ne yapabiliriz ki?” diye soran Mirwais Meydanı ticari alanına yakın bir manav, “Kaçsak nereye gideriz?” diye sordu.

Sessizliği hikayelerle doldurmak

Kabil’deki siyasi sınıf, Pakistan’ın motivasyonları hakkında teoriler üretiyor. İslamabad’ın ordu komutanı Asim Munir’in Washington’a, geride kalan Amerikan askeri teçhizatını kontrol edebileceğini sinyal verdiği; iç siyasi ve ekonomik baskıların saldırıyı tetiklediği; bunun Afgan militanlığından çok Pakistan’ın iç krizleriyle ilgili olduğu. Kimsenin kanıtı yok. Afganistan’da kimse bize gerçekten neler olduğunu söylemediğinde, sessizliği kendi hikâyelerimizle doldururuz. İnsanların daha sessizce, Afganların tarihi gerçekten duyurmak istediklerinde konuştukları şekilde söyledikleri şey şu: Hava gücü burada hiçbir şeyi çözmedi; ne İngilizler için, ne Moskova için ne de 20 yıl boyunca vuruşlar ve taarruzlarla Amerikalılar için. Uzak başkentlerde bu toprağı tanımayan insanlar tarafından çizilen planlar, onunla temas ettiğinde hayatta kalamaz.

Kabil’de öfke var; yüksek sesli değil ama biriken türden istikrarlı. Bu sabah, Ramazan’ın son haftasında şehir artık tanıdık olan uçaksavar ateşi çatırtısıyla uyandı. Yaklaşık 20 dakika boyunca silahlar karanlığa yukarı ateş etti. Sonra şehir yeniden kendi haline döndü. Gece aileler yeniden sahur için uyandı. Gökyüzünün sessiz kalması umuldu. İntikamın yalnızca daha fazla intikam üretmemesi için dua edildi. Pakistan gücü tonlarca mühimmatla ölçer. Afganlar ise ne kadar dayanabildiğimizle. Bu ülkede, bunca yıllık savaştan sonra bunun ne kadar olduğunu zaten biliyoruz.

* “Gece Mektupları: Gulbuddin Hikmatyar ve Dünyayı Değiştiren Afgan İslamcıları” kitabının ortak yazarı Afgan gazeteci Fazelminallah Qazizai'nin News Line Magazine'deki yazısı, çevrilerek düzenlendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.