Savaşın sadece gerilla ve Türk ordusu arasında olmadığını, Kürdistan halkına karşı topyekun bir savaş yürütüldüğünü belirten Halk Savunma Merkez Karargah komutanlarından Bahoz Erdal, şunları söyledi: Biz milletiz, tarihimiz ve bin yıllara dayanan kültürümüz, dilimiz, bu coğrafyada köklerimiz var.
Özellikle Müslüman Kürtlere sesleniyorum; Allah seni Kürt olarak var etmiş, dilin Kürtçe, ülkense Kürdistan’dır. Devlet bu topraklar üzerinde yaşayan bu kadar kadim bir halk olmamıza rağmen soykırımdan geçirmek istiyor. Sen de çocukların gerillaya katılmasın diye sağır ve dilsiz büyütüyorsun.
DİCLE FERAT / ANF / BEHDİNAN
Halk Savunma Merkez Karargah komutanlarından Bahoz Erdal, Türk devletinin topluma karşı en tehlikeli yöneliminin özel savaş olduğunu belirterek, Kürt aileleri duyarlı olmaya çağırdı.
Halk Savunma Merkez Karargah komutanlarından Bahoz Erdal, Stêrk TV’de katıldığı bir programda, Türk devletinin yürüttüğü özel ve psikolojik savaşı değerlendirdi. Erdal, bu savaşın geçmişten günümüze nasıl yürütüldüğünü, bugün yol açtığı sonuçlar ve gerilla mücadelesine ilişkin önemli tespitler ve uyarılarda bulundu. Savaşın Türk ordusu ile gerilla arasında olmadığını belirten Erdal, ambargoya, ajanlaştırma faaliyetlerine, tutuklamalar, korku iklimine ve ailelere düşen sorumluluklara dikkat çekti. Erdal, her Kürt ailesinin bir savaş cephesi haline geldiğini kaydetti.
Özel savaşla yıldırma
Erdal, Türk devletinin özellikle özel savaşla, halk arasında kuşku oluşturmayı amaçladığına dikkat çekti. Aç bırakma, tutuklama ve öldürmeye varan bir yıldırma kampanyası yürütüldüğünü belirten Erdal, şöyle konuştu: “Halkımızı özgürlük mücadelesine karşı inançsızlaştırmak, kendi gücüne karşı inancını kırmak, çaresizlik psikolojisini yaratmaktır. Aynı şekilde halkın gözünde devleti ‘büyük ve yenilmez, zayıflatılamayan’ bir güç olarak gösterip, insanlarımızın zihinlerinde devleti bu şekilde yenilmez bir güç olarak resmetmek ve böyle bir algı oluşturmak istemektedirler. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar, halkımız üzerinde soykırım eksenli özel savaş, sistemli olarak uygulanmaktadır. Kürt insanının yüreğinde ve beyninde korku yaratılmak istenmektedir.”
2015’ten beri yaptığı
AKP’nin halkı, güçlü ve yoğun bir şekilde verdiği mücadelesinde gevşetip ‘Kimliğimizi kabul eden bir hükümet var’ diye kendi iktidarına karşı umut oluşturmak istediğini belirten Bahoz Erdal, bu algı operasyonun 2014- 2015’e kadar, sistematik olarak sürdüğünü kaydetti. AKP’nin 2015’ten beri arkasına almış olduğu devletin tüm gücüyle, bu sefer “Ben devletim ve güç sahibiyim, büyük bir ordu ve gelişmiş savaş tekniğine sahibim. Sizin bize karşı savaşma gücünüz ve imkanınız yoktur” gibi algı oluşturmaya çalıştığını vurgulayan Erdal, kuşkusuz her iki süreçte de bazı insanların bu özel savaş saldırılarından etkilendiğini söyledi.
Savaş tekniğinin etkisi
“Son üç yıldır Türk devletinin özellikle Erdoğan iktidarının tüm umudu, savaş tekniğidir” diyerek, teknik yoğunluklu yürütülen savaşa dikkat çeken Erdal, şunları ifade etti: “Bu savaş tekniği içerisinde, özellikle savaş uçakları ve keşif uçaklarına güvenmektedir. Kuşkusuz bu teknik, gerillanın hareketi ve tarzı üzerinde bir etki yaratmakta ve bazı engeller de oluşturmaktadır. Bu bir gerçektir. Fakat Kürdistan gerillası bir savaş gücü olarak, 35 yıllık savaş sürecinde kendisini, taktik ve tarzını her türlü koşul ve imkana göre değiştirebilip yenileyebildiğini ispatlamıştır. Bunun fazlasıyla örnekleri vardır. Nasıl ki Kobra helikopterin, F-15’lerin, termal kameranın ve termal takılı tankların savaşa ilk girdikleri süreçte savaş üzerinde etkiler olduysa, hiç kuşkusuz bu uçakların da bir etkisi vardır. Fakat gerillanın kendini yenileme kabiliyeti ve yaratıcılığı bunu etkisizleştirebilmektedir. Gerilla son dönemlerde, güçlü eğitim ve yenilenme süreçlerini yaşadı. Geliştirdiği savaş tecrübesinin birikimi yol ve yöntemdeki yaratıcılığıyla, atacağı adımlar ile bu tekniği de etkisizleştirip Türk faşizminin tüm umutlarını da boşa çıkarıp havada bırakacaktır.”
Gerilla dava insanıdır
Türk devletinin savaş çakarı ile sonuç alamayınca yine klasik yöntemlere başvurduğunu, “Kürdistan halkı ve bölgesine ambargo uygulayacağız, gerillayı aç bırakacağız” dediğini hatırlatan Bahoz Erdal, şöyle konuştu: “Yani bu ahmaklar, gerillanın büyük dava insanı olduğunu, mücadelede büyük bir bağlılık ve inanç temelinde savaştıklarını daha anlamamışlar. Bu yoldaşlar, özgürlük davasının savaşçıları, halkının ve ülkesinin fedaileridirler. Devrim için canlarını her an vermeye hazırdırlar. Gerilla ağaç yapraklarını da toprağı da yese, ayakkabısız kalıp karın içinde battaniyesiz de kalsa tüm bunları yenecek güçlü irade ve kararlılığıyla, işgalci güçlerin tüm planlarını altüst edecektir. Bu hakikati düşmanın da anlaması gerekiyor. Gerillayı lojistiksiz bırakma bahanesiyle Kürdistan’a ambargo uygulamak istiyorlar. Bu ambargoyla, esas olarak halkımızı cezalandırmak istiyorlar. Halkımızı tutuklama ve katletmeyle teslim alamayacaklarını gördükleri için bir kez daha aç bırakmaya çalışarak iradesini teslim almaya çalışıyorlar.”
Yurtseverlerden ajan devşirme
Türk devletinin yoğun bir şekilde ajanlaştırma faaliyetlerine işaret eden Erdal, şunları anlattı: “Koruculuk sistemi Kürdistan’da yenildi ve şu anda Türk devletinin omuzları üzerinde bir yük durumundadır. Zaten son süreçte, birçoğunu da koruculuktan attılar. Şu anda, ailesi korucu olan ama kendisi düşmana karşı gerilla saflarında savaşan arkadaşlar bulunmaktadır.
Türk devleti MİT, jandarma ve emniyet işbirliğiyle son dönemlerde, özellikle istihbarat üzerinde durmaktadır. Devlet, şunu iyi biliyor ki eğer ellerinde yüzde yüz netleşmiş bir istihbarat yoksa, o tekniği tümden etkisiz ve anlamsızdır. Yani bu tekniğin bir işlevinin olabilmesi için, onlara gerilla kampları ve hareket tarzına yönelik somut bilgilerin gitmesi gerekiyor. Bu savaşı istihbarat ve teknik üzerinden yürütmek istiyorlar. Peki istihbarat onlara nasıl gider? Gerillayla bir ilişkisi olmayan kişiler, onlara somut bilgiler götüremezler. Gerillayla yakından alakalı ve iletişimi olan kimlerdir? Yurtsever insanlarımız, milislerimiz, gerilla aileleri ve şehit aileleridir. Bundan dolayı düşman da özellikle bu aileler üzerinde durmaktadır. Bu aileler içerisindeki bireylerin bir zafiyetini yakalayıp, daha sonra da onları çağırıp tehdit ediyorlar. Onlara ‘Ya bize bilgi verirsiniz, ya da biz sizin bu zayıflığınızı biliyoruz buna göre yaklaşırız’ diyerek onları korkutup ağır cezalar ile tehdit ediyorlar. Bunun gibi örnekler yaşanmıştır. Bunun için yurtsever ailelere büyük sorumluluklar düşmektedir. İnanıyoruz ki; halkımız tüm bunları görüyor, gereken duyarlılığı ve tedbiri de geliştirecektir. Legal çalışma alanından tutalım, sivil toplum kurum ve kuruluşlarına, köylülerden muhtarlara kadar herkes bu konuda duyarlı olmalıdır. Bu son süreçte bu kadar muhtarı görevden almalarının temel nedeni işte budur. Koruculuktan fayda kalmadığı için köy muhtarlarını ajanlaştırmak istiyorlar. Kabul etmeyenleri ise görevden alıyorlar. Halkımızın buna karşı duruş ve tavrı yurtseverliğin bir gereği olmakla birlikte, değerli ve anlamlıdır. Çünkü ajanlığı kabul etmemiş, kendi halkının kanında elleri olmasını istememiş ve buna karşı da tavır sahibi olmuşlardır.”
Türk ordusu gerillayı yenemez
Türk devletinin askeri ve siyasi saldırılarının bütünlüğüne dikkat çeken Erdal, askeri olarak 5 yıllık bir savaş tecrübesine sahip olduklarını hatırlatıp “Yer yer zorlanmalar yaşasak da herhangi bir bölgede bir birliğimiz darbe yese bil özgürlük gerillası bugün sadece Kürdistan gerillası değil, tüm Ortadoğu’nun gerillasıdır. Gerilla öyle bir güce ulaşmış ki, Türk ordusunun gücü gerillayı zayıflatmaya yetmemektedir. Siyasi anlamda da Kürt halkının belli bir tecrübesi oluşmuştur. Bazen sorunlar ve yanlışlar oluşuyor olsa da, Kürtler siyaseti de öğrendi. Fakat halkımız için şu anda en çok tehlikeli olan şey, sistematik bir şekilde yürütülmekte olan özel savaştır. Bu özel savaş, toplum üzerinde yürütülmek istenen en tehlikeli yönelimdir. Halkımızın en çok bu konuda duyarlı olması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Çocuklarınızı sahiplenin, koruyun
Kürt aileleri çocuklarına sahip çıkmaya ve korumaya çağıran Erdal, şunları söyledi: “Ailelerimiz doğru bir şekilde sahip çıkmalıdırlar. Mesela katılan gençlerden bazıları, ‘Anne ve babalarımız Kürtçe kanalları izlememize izin vermiyorlardı’ diyor. Neden? Çünkü öyle düşünüyorlar ki, eğer çocukları Kürtçe kanalları izlerlerse, gerilladan ve özgürlük mücadelesinden etkilenir ve katılabilirler. Hatta bazı anne ve babalar vardır ki, evin içinde çocukları ile Türkçe konuşuyorlar. ‘Türkçeyi erken öğrenip ileride okulda başarılı olsun ki iyi bir üniversiteye gidebilsin’ diye düşünüyorlar. Yani bu şekilde aileler, belki iyi bir niyet ile bunları yapıyorlar. Fakat tüm bunlar birer büyük günahtır. Bu yaklaşımla aileler çocuklarına ve kendi kimliklerine karşı büyük bir ihanet içindeler. Yani bu şekilde çocuklarını koruyamaz, ileriye dönük bir gelecek vaat edemez. Kendi isteğin ile çocuklarını Türkleştirmek iyi bir niyetle düşmana hizmet etmektir. Bir anne, bir baba kendi çocukları ile Türkçe konuşarak, onlara kendi dillerini unutturarak ne dünyada ne de ahirette kabul edilmeyen bir suç işlemektedir.”
Kürt diline karşı duyarlı olun
Türk devletinin Kürt kültürü ve dilini yok etmeye yönelik saldırılarına karşı, ailelerin duyarlı olması gerektiğini vurgulayan Bahoz Erdal, “Her anne ve baba için bu görev ve sorumluluk birer dini, yurtseverlik ve insanlık görevidir. Her aile çocuğuna düşmanın geçmişteki ve şu anda yapılan saldırıları anlatmalı, onları düşman karşısında güçlendirecek tarihsel bilinçten yoksun bırakmamalıdır. Çocuklarını doğru tarih, toplumsal sorumluluk ve ahlaki ilkeler temelinde yetiştirmelidirler. Düşman şu anda fiziki bir soykırımdan ziyade, bu şekilde Kürt kültürünü ve dilini yok etmeye çalışarak, kendi kendine karşı yabancılaşmış bireyler ve kendi tarih ve dilini unutmuş bir toplum yaratmak istemektedir.”
Savaş sadece askeri değil
Savaşın sadece gerilla ve Türk ordusu arasında olmadığını, bir bütün olarak Kürt halkına yönelik bir savaş yürütüldüğünü belirten Erdal, şöyle devam etti: “Mevcut durumda savaş, sadece gerilla ve Türk ordusu arasında gerçekleşen bir savaş değildir. Savaş bir bütün olarak, Türk işgalci devletinin halkımız üzerinde yürüttüğü topyekun bir savaştır. Çünkü Kürtlerin varlığını kabul etmeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Biz bir halkız, kendi topraklarımız üzerinde yaşıyoruz.
Türkler gelmeden vardık
Türkler bu coğrafyaya gelmeden önce de Kürt halkı burada kendi dili ve kültürüyle yaşıyordu. Şu anda Kürt’ün kendi diliyle konuşmasına bile tahammülleri yok. Kürt ve Kürdistan adına ne varsa, ortadan kaldırıp yok etmek istiyorlar. Türk devletinin tek amacı sadece PKK gerillasını şehit edip PKK’yi tasfiye etmek değil, bir bütün olarak Kürt ve Kürdistan adına ne varsa yok edip tarihten Kürtlüğü silmek istemektedir. Yani bir Kürt insanı bunu nasıl kabul edebilir? Doğada yaşayan en küçük canlının yuvasına dokunulduğunda, küçük bir canlı olmasına rağmen bir refleksi bir tepkisi vardır. Biz bir halkız, bir milletiz, tarihimiz ve bin yıllara dayanan bir kültürümüz dilimiz var. Halk olarak bu coğrafyada köklerimiz var.
Daha büyük ihanet yoktur
Türk devletinin Kürt karşıtlığına ve soykırım saldırılarına karşı koyulması gerektiğini kaydeden Erdal, Müslüman Kürtlerin de refleks göstermesini istedi. Erdal, şunları dile getirdi: “Herhangi bir insanın bu kültürel soykırıma karşı bir refleksi yoksa insanlığını yitirmiştir. Allah seni Kürt olarak var etmiştir. Dilin Kürtçe, ülkense Kürdistan’dır. Sen nasıl bir Müslümansın ki, kendini bu düzeyde inkar edebiliyorsun. Bu devlet ki Kıbrıs’taki Türkler için ‘devlet haktır’ diyor. Yine Moldova’dakiler için de ‘özerklik’ diyor. Fakat biz milyonlarca nüfusa sahip, kendi toprağı üzerinde yüzyıllarca yaşamış bir halkız. Devlet bu topraklar üzerinde yaşayan bu kadar kadim bir halk olmamıza rağmen soykırımdan geçirmek istiyor. Sen de tüm bunların üzerine ‘Ben çocuklarımı seviyorum, onların başı belaya girmesin’ adı altında ya da bazı aileler çocukları gerillaya katılmasın diye sağır ve dilsiz büyütüyorsun. Tarihi kökleri olan kimliğinden koparıp Türkleştiriyorsun. Bundan daha büyük yaşanacak bir ihanet durumu yoktur. Bu yoğun ve zorlu mücadele sürecinde, her Kürt ailesi, bir savaş cephesi durumundadır. Bu yönüyle onlara da büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.”
ANF/BEHDİNAN