Bugün bir vahşetin 99.yıldönümü…

İttihat ve Terakki hükümetinin Ermeni Soykırımı için düğmeye bastığı 24 Nisan 1915 tarihinin üzerinden 99 yıl geçmiş. Yıllar geçmiş ama vahşetin etkisi bugün hala varlığını koruyor.
Bu tarih, "Kızıl Pazar" olarak ifade edilen ve Ermeni toplumundan 235 Ermeni aydınının –ki aralarında rahip, öğretmen, avukat, politikacı, gazeteci bulunan- İttihat Terakki hükümetince tutuklanıp bilinmeze sürüldüğü tarih. Bu tarih aynı zamanda milyonla ifade edilen bir katliamın başlangıç tarihi.
Evet. Asırlardır bu ülkenin diğer halkları ile birlikte yan yana yaşamakta olan Ermeni halkının; kadın, çocuk, ihtiyar, hasta ayırt edilmeksizin, yurdundan, evinden, tarlasından, işyerinden, mesleğinden devlet zoruyla koparılıp yüz binlercesinin öldüğü, öldürüldüğü, sürüldüğü ve her türlü zulme maruz kaldığı felaketin başladığı tarihtir.
O tarihten bu yana devlet ve hükümetler, bu korkunç olayın üstünü örtmeye, olmadı hafifsetmeye, dahası meşru göstermeye çalıştı. Oysa hiçbir gerekçenin haklı gösteremeyeceği bir gerçek var ortada.
"Soykırım" ya da "Büyük felaket" adına ne dersek diyelim bir vahşetin yaşandığı tarih… Tarihin herc û merc olduğu en uzun yıl 1915… Bunca yıl geçmiş ama hala kanıyor.
***
Gerçekler, birtakım yaftalarla ve manüplasyonlarla inkar edildi ya da çarpıtıldı. Çünkü yüzleşemediğimiz şeylerin bir dehşet yanı vardır. Bunu bilir ve o dehşetle yüzleşmekten korkarız. İster birey, ister toplum katında olsun daha iyi bir gelecek için geçmişle yüzleşmek gerektiğini söyler konunun uzmanları.
Tarihsel ve toplumsal gerçeklikten kopuk tartışmalar ve atışmalarla hiçbir sorun çözülmez. Tarihiyle yüzleşemeyen, parazitlerinden arınmamış bir ülke, bünyesinde hala birçok hastalığın hüküm sürdüğü bir ülkedir.
Bugün artık biliniyor ve ifade ediliyor ki; Türkiye’de burjuvazinin zenginliğinin büyük kaynağı Ermeni malları ve ganimetidir. Buna kimi Kürt aşiretleri de ortaktır.
Korku ve paranoyalarımız, önyargı ve ezberlerimiz kimliğimizi kemirmeye devam ediyor. Önyargılarımızı sorgulamaktan kaçınmak, gerçeklerden ve kendimizden kaçmak anlamına da gelir... Kendinden kaçış ise kabullenilmesi zor bir fatura koyar önümüze.
***
Sokrates, 'sorgulanmamış yaşam yaşanmaya değmez' diyor asırlar öncesinden... Sorgulamalı ve yüzleşmeliyiz.
Kafamızdaki ezberlerin değişikliğe uğrayacak oluşu; yeni düşünceler, yeni tarzlar bizde önce tedirginlik uyandırır. Çünkü değişiklik hayatımızda sahip olduğumuz devamlılık ve bütünlük duygusunu bozar. Ancak bir değere bir gerçeğe varılmak isteniyorsa bu tedirginliği yaşamak zorundayız. Çünkü aslolan, adil ve insani olan, bu tarihsel gerçeğin kabul edilmesidir.
Asıl anlaşılmaz olanı, yargımızı çürüten ve bizi onu değiştirmeye zorlayan daha sonraki tecrübelere rağmen o yargıda ısrarlı olmamız, gerçeği görmek ve kabul etmek istemeyişimizdir. Bu kabul ve isteği gerçekleştiremediğimiz sürece bireysel ya da toplumsal dünyamızda hayatı güzelleştiremeyeceğiz.
Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek de sağlıklı bir toplum oluşturamayız. Artık papağan gibi tekrarlayıp durduğumuz hamasi ezberleri bırakıp başımızı ellerimiz arasına alarak düşünmemizin zamanının geldiğini anlamamız gerekir.
Kanama 99 yıldır devam ediyor…
Bu acı hepimizin, bu yas hepimizin yası.