AKP Hükümeti bir yandan ‘çözüm süreci’ tabirini kullanmaya devam ederken, bir yandan da İç Güvenlik Yasa paketini, adeta diktatöryal bir tarzda meclise ve topluma dayatıyor. TBMM’de yasayı oylamadan geçirme tarzı, demokrasi adına tam bir diktatörlüktür.
İktidar çoğunluğunun hakimiyetini özgürlük sayan, azınlık düşünceleri ise yok sayan tarz, AKP tarzı demokrasi oluyor. Geniş bir kültürel ve inançsal mozaikten oluşan Türkiye toplumuna, kendisini tek düşünce olarak dayatan yönetim anlayışı, Türkiye’nin başına adeta bela olmuş durumda. AKP düşüncesi şu anda bütün Türkiye’de tek düşünce geçerlilik hakkına sahip kılınmış. Aslında AKP içinde de Erdoğan düşüncesi, Erdoğan çizgisi... Diğer tüm düşünceler, diğer tüm muhalif görüşler, yok sayılıyor. TBMM’de başka partiler, başka düşünce ve görüşler yokmuş gibi davranılıyor.
Birbirinden farklı kaygılardan ötürü de olsa, bütün muhalefetin red ettiği bir yasa paketini, iktidar partisi tek başına oylarını kullanarak geçiriyor. Üstelik muhalefetin mecliste gösterdiği onca tepkiye rağmen. Yine meclis dışından da, sivil toplumun gösterdiği bütün tepkilere rağmen. Dışarıdan da AB’nin iki kez uyarmasına rağmen...
2013’ün başlarından beri İmralı ile yapılan görüşmeler sonucunda, herkes artık anlamlı bir demokratik çözüm paketi beklerken, AKP’nin günah çantasından çıka çıka koca bir kültürel soykırım paketi çıktı, koca bir zulüm paketi çıktı. İç güvenlik yasa paketi olarak adlandırdıkları şey, aslında yeni bir kültürel soykırım projesi oldu.
Buyurun bakalım; modern kaşkol takmayı, kültürel puşi bağlamayı, geleneksel kıyafetler giymeyi yasaklıyor. Puşi bağlayan, kaşkol takan gençleri, daha paket yasallaşmadan tutuklamaya başladı bile. Sözde yasayı yürürlüğe koymaya dönük, kararlılığını göstermek için tutuklama üzerine tutuklama yapıyor. Böyle korkutarak yönetmeye çalışıyor.
Ama nereye kadar?
Kürtleri korkutmayı becerselerdi, herhalde geçen acı dolu kırk yılda becerirlerdi. Ama kırk yıldır beceremedilerse, bugünden sonra hiç beceremezler.
Ne yapacaklar? Öldürecekler mi, tutuklayacaklar mı?
Kürtler zaten bugüne kadar, durmadan öldürüldüler ve tutuklandılar. Kürdistan’da son iki kuşağın hayatı, zaten böyle kıskaçlı bir aralıktan geçti. Kürdistan’da bir istatistik yapılırsa ne iyi olur. Acaba Kürdistan’da hiç öldürüleni, tutuklananı olmayan kaç aile var? Devletin, polisin, askerin dayağını yemeyen, işkencesini çekmeyen, şiddetini görmeyen kaç kişi var?
Eskiden insanları, binlerce yıllık kültürel renklerinden dolayı, sarı kırmızı yeşil renklerinden dolayı tutuklarlardı. Şimdi de asırlardır giyilen geleneksel, kültürel elbiselerini giyiyor diye tutuklayacaklar. Ninelerimizin, dedelerimizin gündelik geleneksel kıyafetlerini, üzerlerinden çıkarıp onun yerine ne giydirmeyi düşünüyorlar, insan merak ediyor doğrusu. Yılın son moda elbiseleri diye podyumlarda sergilediklerini mi?
Çok ayıp… Çok günah… Çok zalimce… Çok rezilce bir uygulama olacak.
Bu paket, devlet ve hükümeti topluma karşı koruma ve gerekirse toplumu devlet ve hükümete kurban etme projesidir. Devlet ve hükümeti, toplumdan bu şekilde koruyacaklar.
Peki, toplum kendini devlet ve hükümetin bu düşmanca uygulamalarına karşı nasıl koruyacak? Toplumun kendini koruma ve savunma hakkı nerede? Nasıl elde edecek? Hani toplumun, halkın koruyanı, kolluyanı, güvenlikçisi?
Türkiye artık bunları tartışmalı. Maalesef toplum, devlet ve hükümetlerin uyguladığı zulüm ve şiddete karşı oldukça savunmasız ve korumasız. Eski ortaçağ toplumlarında bile kabile ve aşiretlerin kendini savunma ve koruma olanakları vardı. Şimdi o da yok. Modernlik adına toplum adeta teslim alınmış, savunmasız, korumasız bırakılmış. Dersim ve Maraş katliamları ortada. Madımak ve Roboski vahşetleri taptaze belleklerde duruyor. Gezi olayları, Hevsel olayları ortada. Tarihin görülmemiş bir zulüm biçimi olan Pozantı işkence gerçeği, hepimizin yüreğini dağlamaya devam ediyor. Yine Özgecanlar şahsında yaşanan kadın katliamları bitmek bilmiyor. Kısacası Türkiye’de toplum adeta tutsak alınmış durumda.
Devlet ve hükümet, toplumsal yaşamı güvenlikli ve yaşanılır kılmak için değil, adeta zulüm çektirmek ve hayatı tehdit altında tutmak için var. Zindanlar boşalmak bilmiyor. Sokaklardaki direniş susmuyor. Dağlar gençlerle dolup taşıyor.
AKP’nin Kürt sorununu çözmeye niyeti olsaydı, bu iç güvenlik paketi denen rezaleti, halkın kafasına vura vura çıkarmayı sürdürmezdi. İptal ederdi. Bu paket, çözüm sürecine atılan büyük bir çelmedir. Kendini sözde çözümcü gösterip, çözümün önüne de böyle çelme atarak kanatan bir politika, çözümsüzlük politikasıdır. İkiyüzlü bir politikadır. Toplumu yanıltma, kandırma politikasıdır.
Kürtler, bu sözde iç güvenlik yasalarını AKP’ye uygulatmamalıdırlar. Örgütlü davranılıp hep beraber karşı durulursa, uygulama gücünü gösteremez. Ama tepkiler lokal kalırsa, tam da uygulama zemini bulur. Dolayısıyla başta tüm Kürdistan’lılar olmak üzere, tüm Türkiye demokratik yapıları, bu zulüm dolu kültürel soykırım paketini protesto etmeli, red etmelidirler. Türkiye demokratik muhalefeti birleşip, bu rezil paketi AKP’ye uygulatmamalıdırlar.