
Bugün Cumartesi,Diğer günlerden farklı bir gün.Çocuklarının cenazelerini olmasa da bir parça kemiğini bulma umudunu yitirmeyen anneler 700. defa meydanlara çıkıyorlar. Gözü yaşlı Berfo nine gibi anneler sembol olsa da sadece anneler değil o annelerle birlikte babalar, kardeşler, eş ve çocuklar, torunlar ve tüm ilerici insanlar da meydanlara çıkacak.
Hem acılarını haykıracak, hem hepimize bir insanlık görevini hatırlatacak hem de katliamcıların insanlık dışı suçlarını bir daha yüzlerine vuracak.
Katliamcılarla işbirliği yapanları da, onların suçlarını gizleyenleri de teşhir edecek. Falanca artistin hamileliğini ya da sevgili değiştirmesini baş sayfadan renkli resimlerle veren Erdoğan medyasının 700 haftada bir kez bile bu annelere yer vermemesi de teşhir edilmiş olacak.
Bugün Cumartesi, Fransız yazar ve düşünür Albert Camus demiş ki: Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın! Ülkeleri tanıtırken standart bilgiler verilir. O ülkenin gelir düzeyi, ekonomisi, coğrafi yapısı ve doğal güzellikleri, dili, dini, kültürü vb. En ince detaylarına kadar anlatılır. Sanki o ülkelerde yaşayanlar insan değil ve sanki hiç ölmüyorlar. Nasıl öldükleri ve öldükten sonra ne olduğundan hiç söz edilmez. Oysa Albert Camus’nun dediği gibi bir ülkeyi en iyi özetleyen an ölüm anıdır ve insanların nerede nasıl öldüğüdür.
Bugün Cumartesi, Ölüm insanlık için zaten hala bir sır ama ya kaybedilenlerin öldürülmesi ne? Devletin bu işler için özel çeteler kurması, vatandaşlarını kaçırıp katletmesi ve sonra cenazelerini çeşitli yöntemlerle yok etmesi nedir?
Bu devlet daha kurulurken TKP kurucusu Onbeşleri yani Mustafa Suphileri kaybederek başladı. Yine Sabahattin Ali ve birçok komünisti bu şekilde kaybetti. Bir Ermeni soykırımı var. Sayısı üzerinde çok tartışılıyor ama bir tek mezar yok ortada. Süryaniler, Pontuslular da aynı durumda. 100 senedir halka önderlik eden Kürt liderlerden bir tekinin bile mezarı yok. İdam var ama mezar yok! Bazı Müslümanların hala bayraklaştırdığı Said-i Nursi’nin de cenazesi kayıp ve mezarı da belli değil. Hala Denizlerin mezarlarına saldıran alçakların da yaşadığı bir ülkedeyiz. Gerilla mezarlarına ve Aysel Tuğluk'un annesinin mezarına nasıl saldırıldığını da gördük. Bunları görünce belki hiç mezarı olmaması daha mı iyi olur dersiniz?
Benim de çok yakın arkadaşım ve yoldaşım olan Talat Türkoğlu 1 Nisan 1996’da kaçırılıp kaybedildi. Hala rüyalarıma giriyor. İlk sıralar neredeyse her gece görürdüm. Şimdi sık sık yine görüyorum. Hukuk, cenazesi bulunmadıkça bir insanı ölmüş kabul etmez. İnsanın gönlü de kabul etmiyor. Her an çıkıp gelecekmiş gibi bekliyorsun. Bu düşünce insanı hiç terk etmiyor. Ya anneleri-babaları, kardeşleri, eşleri, çocukları nasıl yaşarlar?
Yıllar önce bir müzeye gitmiştim: Ölüm müzesi…Ölüm müzesi de olur mu demeyin, var. Tarih boyunca değişik toplumlarda insanların ölüme nasıl hazırlandığı, cenaze törenleri, cenazenin nasıl toprağa gömüldüğü ya da yakıldığı, bu sırada giyilen kıyafetler en ince detaylarına kadar gösteriliyordu. Ayrıca bir çok meşhur şahsiyetin ölüm anları ve ölümden hemen sonra çekilmiş fotoğrafları sergileniyordu. Müzeye giderken pek istekli değildim ama gittiğime çok memnun oldum. Çünkü ölüm konusunu anlamama biraz yardımcı oldu.
Bir çok ülkede “Tüm ölüleri anma günü“ var. O gün saati gelince herkes sokakta, kahvede, işyerinde ya da yolda sessizlik ve saygı duruşuyla tüm ölüler anısına saygı duruşunda bulunuyor. Türkiye’de yaşayanların bir kıymeti olmadığı için ölenleri de en yakınları dışında pek hatırlayan yok. Tersine onları unutturmaya çalışıyorlar. Cizre’de, Şırnak’ta, Sur’da ölülerin sokakta kaldığı, bodrumlarda yakılıp öldürüldüğü sonra grayderle hafriyat kamyonlarına atılıp nehire döküldüğünü unuttuk mu?
Cumartesi anneleri ilk eylemlerine başladığında engellemek ve vaz geçirmek için nice baskılar, saldırılar yapıldı. Görevi katilleri bulup yakalamak olan devlet çocuklarının cenazesini arayan ve katillerin cezalandırılmasını isteyen annelere saldırıyordu. Böylece öldürdüklerini unutturacak, kendi kanlı ellerini de gizleyecekti. Ama anaların direnişi kazandı ve tüm kayıp yakınlarıyla birlikte toplumu da sararak 700. haftaya ulaştı.Sadece bu insanları kaybeden-kaybettiren devlet güçleri değil, bu zulme sessiz kalırsak bizler de sorumlu oluruz.
Bugün Cumartesi, Cumartesi anneleri gene meydanlarda, onlara katılalım, onlarla elele, omuz omuza olalım. Annelerin göz yaşları tükenip göz pınarları kurumasın.
Yüreklerindeki ateş sönüp küllenmesin, tersine hepimizi tutuştursun ve toplumun tüm pisliklerini yakıp kavursun, küle çevirsin. Katiller bilsilner ki yedi bin hafta da geçse ellerimiz enselerinde olacaktır.
Cumartesi anneleri 700. Haftada gene meydanlarda. SEN DE GEL!