Tayyip Erdoğan herkesin daha önce bildiği belgelerle Dersim’de yapılan katliamı açıkladı. Bu konuda CHP’ye yüklendikten sonra yarım ağızla devlet adına özür dilediğini söyledi. Kuşkusuz bir Başbakan olarak Dersim’de katliam olduğunu ve derelerden kan aktığını söylemesi önemlidir. Ancak neden bunu bugün gündeme getirdi ve kendisinin bu katliamı yapan anlayıştan farklı olup olmadığının ortaya konulması gerekir.
Tayyip Erdoğan’ın Dersim katliamını -bize göre soykırımını- bir devlet sorumlusu olarak itiraf etmesini AKP gerçeğini örtme konusunda kullanmasına fırsat vermemek lazım. Yoksa Dersim katliamının amacı ve buna yol açan gerçek zihniyeti örtme gibi bir durum ortaya çıkar. Erdoğan her şeyi bir çakal politikası gibi kendisine avantaj sağlayan bir fırsat olarak ele alıyor. Rakiplerini zayıflatmak için kullanıyor. Ancak bu tür politikalar bazen ters tepebilir. Kurnaz tilkinin dört ayağıyla tuzağa düşmesi gibi tuzağa düşmesine yol açabilir.
Erdoğan Dersim katliamını dile getirdi, ancak kendisi bu zihniyeti sürdürüyor. Hatta Dersim katliamını yapan zihniyet ve politikanın yarattığı Türkiye gerçeğini korumaya, savunmaya devam ediyor.
Dersim katliamı neden yapıldı? Kendi özerk yapısını koruyan, Kürt ve Alevi kimliğini yaşayan ve Türkiye siyasi ve sosyal yapısı içine tam katılmayan Dersim, Türkiye ulus-devleti içine alınmak ve Türkleştirilmek için katliama uğratıldı. Şeyh Said katliamı da aynı amaçla yapılmıştır. Bu katliamların sonucu Türkiye tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek dil anlayışlı ulus-devlet haline geldi.
Kürtlerin yüzyıllardır süren kısmi özerklikleri, kendi kendilerini yönetmeleri ulus-devlet gereği ortadan kaldırılmalıydı. Şimdi Kürtler bu ulus-devlet politikalarına itiraz ediyorlar; kendi dili ve kültürleriyle kendilerini yönetmek istiyorlar. Ancak Türk devleti buna karşı –şimdi de AKP eliyle- her türlü zor ve baskıyı uyguluyor. Bu talebi şiddetle bastırmaya çalışıyor.
Başbakan Erdoğan şimdi tek devlet demiyor mu? Tek devlet yerel özerklikleri kabul etmez. Zaten tek devlet nakaratı bu özerkliği ve kendi kendini yönetme talebini reddetmek için söyleniyor. Hatta bu talebe karşı 780 000 Km2’de operasyon yaptırmayız demiyor mu? Bu nedenle insanları da sokakta, dağda katletmiyor mu? Binlerce insanı zindanlara doldurmuyor mu? Bu anlayış 1930’lardaki CHP anlayışı değil mi? Hatta o CHP’nin zorla kurduğu düzeni şimdi zorla korumaya çalışmıyor mu? Hem Kürtlerin özerkliğini kabul etmeyeceksin hem CHP’nin politika ve uygulamalarının kurduğu siyasal sitemi savunacaksın hem de Dersim katliamına karşı çıkacaksın! Bu samimiyetsizlik ve tutarsızlıktır.
Dersim katliamı tek bayrak sloganıyla yapıldı. Bu bayrak altında olan herkes ulus-devletin tam otoritesini kabul edecek ve hiçbir özerk yapı olmayacaktır. Bu bayrak altında tek millet, tek vatan olacak. Tek bayrak fetişizmi bu tek millet ve tek vatan anlayışının sembolü değil mi? Dersim Kürdistan değildir, siz de Türk milleti içerisinde eriyeceksiniz zihniyetiyle bu katliam yapılmadı mı? Dersimliler içinde Türkleştirme geliştirilmemiş mi? Biz Kürt değiliz diyen bir kesim yaratılmamış mı? Dikkat edilirse Başbakan, Kılıçdaroğlu’na Dersimli ve Alevi olduğunu kabul et diyor, ama Kürtlüğünü kabul et dediğini duymadık.
Bugün Kürdistan kavramı hala kullanılmıyor. Kullanılması hoş görülmüyor. AKP yetkilileri hiçbir biçimde Kürdistan demiyorlar. Çünkü CHP zihniyeti ve uygulamaları Türkleştirme politikası izlediği gibi, Kürtlerin Kürdistan gibi bir vatanı olduğunu unutturdu. Daha doğrusu yasakladı.
CHP tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek dil yaratmak için Dersim katliamı ve bilinen uygulamaları yaptı. Bu zihniyete karşı çıkmadan Dersim katliamına karşı çıkmak tutarsızlıktır. Aksine CHP’nin ve sonraki hükümetlerin katliam ve baskılarla kurduğu düzeni savunmaktır. Nitekim AKP şimdi Dersim katliamının kurduğu düzeni savunmaktadır. Hem CHP’nin kurduğu düzeni ve millet anlayışını savunacaksın, hem de bu amaç için yapılan uygulamaların teşhir olması nedeniyle eleştireceksin! Bu ne kadar samimidir?
Başbakan inkar ve asimilasyon kalktı diyor, ama büyük bir yalan söylüyor. Dersimlilerin eskisi gibi tüm yaşamlarında Kırmancki ya da Kurmanciyi konuşacak dil ve kültür imkanına kavuşmasını savunabiliyor mu? Tabii ki hayır. Zaten Demokratik Özerklik’i reddedenler Dersim katliamını yapan zihniyeti savunmuş olurlar. Şu anda AKP’nin, Erdoğan’ın CHP zihniyeti dediği zihniyet ve uygulamalar içinde olduğu açıktır. CHP özerkliğini koruyarak ulus-devlet içine girmek istemeyen Dersim ve tüm Kürdistan’ı zorla, katliamla sisteme almıştı. Sen ise CHP zihniyetinin kuruduğu bu sistemi daha gelişmiş silah ve imkanlarla ayakta tutmaya çalışıyorsun. Herhalde tek farkı, sen neden bu kadar öldürdün, daha az öldürerek, kitabına uydurarak yapsaydın demesi oluyor.
CHP zihniyeti ve katliamların yarattığı tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek dil zihniyeti bugün büyük bir istekle ve huşuyla savunulmuyor mu? Bu yaklaşım aslında CHP politikalarını kutsamak, hatta bize böyle bir ülke devrettiniz diye teşekkür etmek değil midir?
Dolayısıyla AKP’nin Dersim katliamını kabul etmesi, hatta yarım ağızla özür dilemesi sorunludur ve mutlaka irdelenmesi gerekir. Kuşkusuz bir hükümet başkanın kabul etmesi bu katliamın saklanamaz olduğunun kanıtıdır. Yıllarca Devrimcilerin ve Kürt halkının söyledikleri resmen kabul edilmiş oluyor. Ancak Dersim katliamını kabul etmedeki samimiyetsizliği ve çelişki ortaya konulmazsa AKP’nin bugün sürdürdüğü CHP zihniyetini örtmesi anlamında tehlikeli olacağı gibi, bugün süren ve AKP tarafından savunulan CHP zihniyetini ve uygulamalarını örtmeyi sağlar.
Ne zaman ki Dersim katliamının amacına karşı çıkılırsa o zaman samimi olunur. Bu da tek devlet, tek millet, tek vatan anlayışıdır. Yoksa Kürtlerin özerklik talebini ve mücadelesini bastırmakla Dersim katliamını yapmak arasında hiçbir zihniyet ve uygulama farkı olamaz. Tayyip Erdoğan’ın Dersim katliamını kabul etmesine bu eksende bakılır ve irdelenirse doğru değerlendirme yapılmış olur.
Diğer konu ise Erdoğan’ın açıklamasının zamanlamasıdır. Dikkat edilirse KCK adını verdikleri operasyonların ve çok yönlü saldırının arttığı ve bu konuda demokratik kamuoyunda eleştirilerin geliştiği dönemde Erdoğan bu konuyu gündemleştirdi. Böylece AKP’nin baskıcı ve faşist karakterinin ve bu yönlü tartışmaların üstü örtülmüş oluyor. Dersim katliamını kabul ederek geçmişle yüzleşen bir hükümet imajı altında bu operasyonları ve baskıları daha rahatlıkla sürdürmek istediği anlaşılmaktadır. Eğer AKP’nin bu politikası iyi anlaşılmazsa geçmişteki bazı şeyleri kabul etmeyi Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin bugünkü mücadelesini bastırmak için kullanabilir. Çünkü Türkiye devleti ve AKP hükümeti açısından önemli olan, bugün süren mücadeleyi bastırmaktır. Bunu bastırmaya yarıyorsa bu tür şeylerin gündeme getirilmesi Türk devleti açısından fazla bir sakınca görülmez.
Şu gerçek bir daha açığa çıktı ki, Kürtleri yok etmeyi hedefleyen bir özel savaş devleti olan Türkiye, PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni kuşatmak ve tasfiyesini gerçekleştirmek için bazı çevreler üzerindeki baskıyı hafifleten ya da bazı çevreleri memnun edecek adımlar atıyor. Türk devletinin PKK’nin mücadelesiyle birlikte bu tür yaklaşımlar gösterdiği ve kimi bazı adımlar attığı geçen on yıllarda görüldü. Siyasal İslamcıların serbest çalışmasına izin verilmesi, 1990’ların başında sol kesimler için af çıkarılması, Alevilerin örgütlenmesine izin verilmesi ve kimi kültürel etkinliklerinin basında yansıtılması bunlardan bazılarıdır. PKK’nin mücadelesi karşısında bu tür şeylere başvurmak zorunda kalıyor. PKK’nin doğrudan yarattığı sonuçlar dışında, dolaylı da olsa böyle hayırlı işlere vesile olduğu açıktır.