Bir dizi temasta bulunmak için Kuzey Kürdistan ve Türkiye’ye gelen Sinem Mihemed, “Rojava’ya yönelik çok fazla oyun oynandı. Halkın iradesini kırmak için IŞİD’i gönderdiler. Başaramadılar” dedi. Kobanê’ye yönelik son saldırıyı da değerlendiren Mihemed, Rojava’da yeni bir konsept geliştirildiğini ve bu konseptin aktörlerinin Suriye, Türkiye ve İran olduğunu dile getirdi.


12 Mart’ta Qamişlo’ya yönelik bombalı bir saldırı oldu. Kobanê’ye karşı da bir kuşatma durumu var. Bu saldırı ve kuşatmalarda Türkiye, Suriye, İran ve KDP’nin isimleri Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ile birlikte telafuz ediliyor. Bu saldırıların böyle iç içe gelişmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz özerk yönetimleri ilan etmeden önce de, ilanın sonrasında da bize karşı büyük saldırılar oldu. Bize karşı ağır bir savaş yürütülüyor. Fakat son olarak Kobanê’ye yönelik başlatılan saldırılar yeni bir konseptle yürütülüyor. Eskiden bunlar İslamcı gruplar ve Kürtlere karşı savaşıyorlar, deniliyordu ve Türkiye tarafından destekleniyordu. Türkiye sınırlarını açmış diyorduk. Fakat bizim bölgemize başlatılan bu son saldırılar yeni bir konseptin ürünü. Bu saldırganlar mesela yeni tanklarla ve ağır silahlarla saldırıyorlar. Tankların, Suriye tankları olduğu belirtiliyor. Artık bunları Suriye’den mi aldılar yada Suriye mi onlara verdi, onu bilmiyoruz. Bu yeni konsepte rejimin eli de olabilir. Til Ebyad’da (Girê Spî) da Türkiye’nin sınırları bunlara açık. Rahatlıkla gelip gidiyorlar. Ve bunlara ek olarak İran’ın elinin de olduğunu düşünüyoruz. Bütün şüphelerimiz bunu gösteriyor.

Peki IŞİD’in Niğde saldırısı ve Türkiye’nin Süleyman Şah Türbesi oyununa ne diyeceksiniz?

Rojava’ya yönelik çok fazla oyun oynandı. Halkın iradesini kırmak için IŞİD’i gönderdiler. Başaramadılar. Bombalı saldırlar gerçekleştirdiler. Mesela Qamişlo, Girkê Legê, Tirbespiyê ve Kobanê’de patlamalar gerçekleştirdiler. Halkın oradan kaçmasını sağlamak için. Bunu da başaramadılar. Ellerinden ne geliyorsa yapmaya çalıştılar. Şimdi de yeni bir tarzla geliyorlar. Böylesi bir süreçte de Kobanê temsilcilerini davet ediyorlar. Öte tarafta da farklı şeyler oluyor. Bunu görüyoruz. Til Ebyad şimdi de çetelere açık. IŞİD üyeleri gidip geliyor. Bizler açıkça bu yeni konseptin aktörlerinin Suriye, Türkiye ve İran olduğunu düşünüyoruz. Kobanê’yi düşürürsek büyük bir alanı ele geçiririz diye düşünüyoruz. Yani Rakka’dan Deyr-ul Zor’a kadarki bölgeyi ele geçirmiş olacaklar. Efrîn Kantonu ile Cizîrê Kantonu arasındaki bağlantı da kesilmiş olacak. Kobanê’nin düşmesi Rojava’nın düşmesi anlamına geliyor. Burada bunu da söylemek istiyorum ki; Kobanê bugüne kadar büyük bir direniş gösterdi. Üzerindeki saldırları ve bu saldırların ortaya çıkaracağı sonuçların farkında olarak direniyor. Sadece YPG değil, Kobanê halkı 7’den 70’e direniyor. Herkes silahlarını kuşanmış ve direniyor. Bu şekilde direnen bir halkın da başarısız olacağını asla düşünmüyoruz. Halk da gücüne güveniyor.

Newroz’da PYD Eşbaşkanı Asya Ebdullah ve Cizîrê Kantonu Başbakanı Ekrem Hiso ve siz Türkiye’ye geldiniz. Yine Kobanê dışişleri heyeti geldi. Bu resmi bir zayaret miydi?

Bizler BDP’nin daveti üzerine geldik. Fakat Kobanê Kantonu’ndan gelen arkadaşlar Türk hükümeti tarafından davet edilmişlerdi. Ama şimdiye kadar da onlarla herhangi bir görüşme yapılmadı.

Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldı. Diğer kapılar neden açılmıyor?

Belki oradaki türbe için açmış olabilirler. Kapı haftada iki gün açık oluyor. Pazartesi ve Perşembe günleri. O da insani yardımlara açık. Diğer kapıların hepsini kapatmışlar. Bu Türkiye’nin politikasıyla ilgili bir şey.

Buradan kantonlara gelecek olursak; kanton seçimleri ne zaman yapılacak?

Şimdi bir yönetim oluşturulmuş durumda. 4 ay sonra seçimler yapılacak denilmişti. Bu hesaba göre 5’inci ya da 6’ıncı ayda seçimlerin yapılması öngörülüyor. Hazırlıkları yapılıyor. O günün şartlarını ve durumunu da göz önünde tutmak zorundayız. Halk da bu yönetimleri benimsemiş durumda. Her üç kantonda hazırlıklar var fakat tarih olarak daha tayin edilmiş bir şey yok. Meclisler karar verecek.

Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi (ENKS) içerisindeki partiler ile seçim çalışmaları nasıl sürüyor. Kabul ediyorlar mı katılacaklar mı?

ENKS’yi daha önce de davet ettik, ‘gelin birlikte yapalım’ dedik. Batı Kürdistan Halk Meclis (MGRK) olarak onlarla toplantılar da yaptık. Toplantılarımız, görüşmelerimiz meclislerin ilanına kadar da sürdü. Komiteler de oluşturduk. Fakat ilandan hemen önce geri çekildiler. Yönetimlerin önemli olduğunu söylüyorlar. Fakat katılmıyorlar. Şimdi içlerinde birçok parti katılıyor ve yönetimleri de doğru buluyorlar. Ancak diğerleri gelip katılamıyorlar. Karar aldığımız gün ENKS bizi üyelikten atar diyorlar. Mesela Suriye Kürtleri Demokrat Partisi ve her iki sol parti yönetime katıldı. Yekitiya Siyasi’nin içerisindeki dört partinin (Yekitî, Azadî, El Parti ve Pêşverû) tutumu hep olumsuz oldu. Bunlar Güney’e bağlı. Suriye Koalisyonu’na bağlılar. Onlar da bunların yönetime dahil olmalarını kabul etmiyorlar. Bizi Suriye’nin parçalanmasını istemekle suçluyorlar. Aynı zamanda bizi Kürtleri bölmekle itham ediyorlar. Kapımızın onlara açık olduğunu söyledik. Seçimlere de katılabilirsiniz dedik. Kabul etmiyor. Kendilerini ona göre konumlandırmışlar. Desteklerini dışarıdan alıyorlar. Merkezi İstanbul’da olan koalisyon özellikle bunların dahil olmalarını istemiyor. Son güne kadar da isteyen dahil olabilir. Eğer gelmiyorlarsa da o zaman Suriye Koalisyonu’nun bir parçası gibi olurlar.

Hewlêr-1 ve Hewlêr-2 Anlaşması çöktü mü? Diğer tarafta da ENKS Kandil’e giderek, KCK ile görüştü. Yeni bir diplomasinin başlaması mümkün mü?

Birinci Hewlêr Anlaşması yapıldığında bizler bu sorunun çözüleceği noktasında umutluyduk. Fakat bazı kişiler bunun olmasını istemiyorlardı. ENKS çalışmıyordu. İşlemiyordu, işletilmiyordu. Kürt Yüksek Konseyi (KYK) kuruldu. Fakat bazı hususları kabul etmedik. Bunlardan biri de YPG meselesi. Askeri bir güçlerinin olmasını istiyorlardı. ENKS’ye bağlı bir askeri güç ve asayiş gücü istiyorlardı. Güney’deki model gibi yani. Bizler de YPG’nin kimseye bağlı olmadığını ve ulusal bir güç olduğunu söyledik. Ve bütün Rojava’yı savunan bir güç olduğunu belirttik. Buna ENKS de dahil. Herkes de katılabilir. Bizler de o modelin sonuçları hala bugün bile olan bir model olduğunu söyledik. Birliği sağlayan bir model değil. Bir yerde iki gücün olması yanlışlıklara neden olur, “birakujî”ye neden olur. Bunu da kabul etmeyiz.
İkinci Hewlêr Anlaşması ise Cenevre esaslı bir görüşmeydi. Hemen gidip Cenevre’ye katılmak istiyorlardı. Adlarının orada anılmasını istiyorlardı. Onu da koalisyonun çatısı altında öngörüyorlardı. Kürtler adına değil. Burada da yine kendilerine dedik, eğer Cenevre’ye gidecekseniz de birlikte gidelim. KYK adına gidelim. Olmadıysa da ortak bir tavrımız olurdu. Onu da yapmadılar ve Cenevre’ye gittiler. Orada da müflis düştüler. Şimdi Rojava halkına karşı yürütülen bir savaş var. Saldırılara karşı direnişte de yerlerini almadılar. Onda da halk içerisinde de müflis düştüler. Gelin birlikte yapalım dedik kendilerine. Süryaniler niye yapıyor, Asuriler niye yapıyor, bazı Arap kabileleri niye yapıyor? Siz de gelin dedik. Mesela Süryanilerin sayısı az ama mesele sayı değil ki... Onlar yaptılar. Önemli olan da yapmaları. Açıkçasını söylemek gerekirse küçük hesapları var. Önemli bir dönemden geçiyoruz ve kimse de küçük hesaplar yapmasın.

Son olarak Kuzey Kürdistan halkına bir çağrınız olacak mı?

Ortadoğu’da bir değişim süreci yaşanıyor. Bu değişimi bizler de yaşıyoruz. Rojava’da bir yönetim oluşturuldu ve inşa yaşanıyor. Kuzey’de Önder Apo’nun başlattığı barış süreci var. Bunların hepsi birbirine bağlı. Yani Kürdistan’ın neresinde bir başarı varsa o diğer parçaların da başarısıdır. Her Kürt bireyi üzerine düşeni yapmalı. Ortadoğu’da artık yeni bir merhale var. Kürtlerin bu yeni merhaledeki konumu için herkes çalışmalı. Çünkü Kürt halkının kaderi birbirine bağlı. Bugün mücadele vereceğimiz yer Kobanê’dir.  

Barzani ulusal bir lider gibi davranmadı

ENKS Güney’e bağlı dediniz, bunu biraz daha açabilir misiniz?

Burada bunu da vurgulamak gerekir ki Sayın Mesud Barzani Rojava Devrimi başlayınca isteseydi Kurdî bir rol üstlenebilirdi. Fakat yapmadı. Onun hesapları da farklı. Bu çok önemliydi. Sayın Barzani orada çok şey kaybetti. Taraf olmayı seçti. Bizler diyorduk ki Federe Kürdistan Yönetimi Başkanı taraf olmamalı. ENKS’nin tarafı olmamalıydı. Doğrusu ENKS’nin de değil, ENKS içerisindeki bazı partilerin tarafı oldu. Bu kabul edilmez. Halkımız da bunları görüyor.

Peki bu taraf olma durmu Ulusal Kongre’nin toplanmasını da etkiledi mi sizce?

Evet, etkiledi. Biz taraf olmamasını söyledik. Çünkü şimdi görece dört parça Kürdistan’da yönetimi bir tek Güney elinde bulunduruyor. O istese diğer parçalar için de gelişmeler sağlayabilir. Yani sen Rojava’ya bakınca PYD’yi ya da halk meclislerinden ziyade Kürtleri görmelisin. Kürdistan’ın bir parçası olarak bakmalısın. Yarın öbür gün bir başarı elde edildi mi orada seçim de olur, başka şey de olur. Herkes de kendini hacmine, politikalarına ve imkanlarına göre orada görebilir. Biz ulusal kongrenin toplanmasını istiyorduk. Fakat her seferinde tecil ettiler. Bu şartlarda toplanması da zor görünüyor. Çünkü Federe Kürdistan Başkanı ulusal bir lider gibi hareket etmedi. Ben bunu Sayın Barzani’ye de söyledim. Ulusal bir lider gibi hareket etmediğini söyledim. Rojava’da temsil edilen Kürtlerin varlığıdır. Eğer bugün Rojava Devrimi başarıya ulaşacaksa 50 milyon Kürt bundan kazanacak. Hepimiz kazanacağız. Eğer yeni bir toplantı olacaksa da bu bir esas üzerinde olmalı yoksa eskisi gibi olmaz.

Cenevre-2 fiyasko ile sonuçlandıktan sonra Avrupa ülkeleri, BM ya da ABD ile görüşmeleriniz oldu?

Halk Meclisi ve PYD olarak Cenevre’den sonra Laktar el-Brahimi ile görüştük. O da bizim Suriye’ye ilişkin tavrımızın en doğru ve demokratik tavır olduğunu söyledi. Ona bizi niye Cenevre’ye dahil etmediklerini sorduk. O da bizim katılımımızı da bazı güçlerin istemediğini ve zayıf olan güçlerin katılımını sağladıklarını söyledi. Bunlar da koalisyondu ve onun bünyesindeki ENKS’di. Bunların da Suriye’de bir şeyi yok. Yani Cenevre’de ne karar alırlarsa aldınlar Suriye ya da Rojava’ya döndüklerinde uygulayamazlar. Rusya ile de görüştük. Onlar da hakkımızın olduğunu söylüyorlar ama olmadı diyorlar. Şimdi biz diplomasi faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Eğer üçüncü bir Cenevre olursa Kürt varlığı orada tanınmalı ve Kürtleri bağımsız bir heyetle temsil edilmeli. Bu PYD olur, Halk Meclisi olur ya da kanton yönetimleri olur. Yani Rojava’da bir varlığı ve karşılığı olanların temsiliyeti. Yeni Suriye’nin anayasası temelinde bunlar güvence altına alınmalı. Şimdiki görüşmelerimiz daha olumlu geçiyor. Umut ediyoruz ki bunlarda bazı değişimler var. Çünkü Suriye’nin ne hal aldığını onlar da gördüler. Britanya ile görüşmelerimiz oldu fakat koalisyona katılmamız yönünde fikir beyan ettiler. Bugüne kadar Kürtlere savaş açan Cephet-ul Nusra ve IŞİD’e çeper olan, çatı olan bir koalisyona nasıl katılırız. ABD bu süreçte yeni bir askeri güç oluşturmaya çalışıyor. Bunların arasından IŞİD ve Nusra benzeri örgütleri bir tarafa ayıklamak istiyor.

Ukrayna’daki çalkantılardan sonra Kırım özerkliğini ilan etti ve sonra da Rusya’ya bağlandı. Bu ilginç durumdan sonra Rusya ile ABD’nin Rojava’ya bakışında bir değişim olur mu?

Uluslararası ilişkilerde bütün olaylar birbirini etkiler. Kırım’ın da etkileyeceğini düşünüyoruz. Yani biribirinden bağımsız olarak gelişmezler. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; artık Suriye’de eskisi gibi tek parça ve santral (merkezi) bir devlet olamayacak. Birçok kesim bizim kanton modelimizin geleceğin Suriyesi’nin modeli olacağını söylüyor. Suriye halklarının korkularını giderecek ve sorunları çözecek demokratik tek model kanton modelidir. Suriye’de toplumu bir arada tutan bağlar koptu artık. Çünkü çok fazla ölüm yaşandı. Artık kimse buna tahammül edemez. Biz de her kesin kaderini tayin etmesini söylüyoruz. Yalnız da değiliz. Bütün Rojava halkı ile bu fikirlerde ve ortak bir gelecek için müşterek hareket ediyoruz.

Sinem Mihemed kimdir?
1956 yılında Şam’da dünyaya gelen Sinem Mihemed, Halep Üniversitesi’nde 1980 yılında İngilizce bölümünden mezun oldu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Suriye’ye geldikten sonra hareketle tanıştı. 20 yıl Suudi Arabistan’da müfettiş olarak görev aldı. 2003 ve 2007’de Baas Rejimi’ne karşı milletvekili adayı oldu. Başarı elde etti, ancak rejim çeşitli oyunlarla Meclis’e girmesini engelledi. Yekitiya Star içerisinde çalıştı. 2011 yılında Rojava Halk Meclisi kurulduktan sonra eşbaşkan olarak seçildi.


M.ALİ ÇELEBİ/ERSİN ÇAKSU/İSTANBUL