Onlar, Kuzey Kürdistan’da ilkokul sınıf fotoğrafına –üstelik renkli– sahip ilk kuşak belki de. Öncekiler, okul önlüğü ve yaka kadar siyah-beyaz, etrafı dalgalı bir vesikalık fotoğrafa ya sahiplerdi ya da değillerdi.

Bahsi geçen, darbeye doğup özgürlük mücadelesiyle büyüyen kuşaktır. Ki kuşaklar arasındaki mesafe genelde çocuk-ebeveyn yaş farkından oluşurken, Kürdistan’da her on yılda bir, yeni bir kuşak doğar. O süre, aynı zamanda Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin esas etapları arasındaki mesafedir.

Gerçek, fotoğraftaki gibi değil

Batıdan bakınca doğunun en doğusundaki Colemêrg (Hakkari), ilk kurşundan itibaren bütün bu etaplara hem mekan oldu hem de tanıklık etti. Tıpkı 1989 yılında Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı Befircan (Karlı) köyünde çekilmiş fotoğraftaki çocuklar gibi. O fotoğrafta gülümsüyor olsalar da, içlerinden birinin sözleriyle, “gerçek, fotoğraftaki gibi değildi.” Ki, gökkuşağının kolları altında öğretmenleriyle birlikte sıraya dizilmiş Befircanlı çocuklar için okul, çok uzaktaki devlet ve onun düzeniyle tanışma yeriydi. Çoğu çocuğun ciddi bakış ve duruşu bundan.

İlk acı, dil yarası

Ülkenin adı yasaklıydı. Sıra şimdi onun evlatlarındaydı. Bilmedikleri bir dilde adlar takıldı onlara öğretmenleriyce. Ve artık sadece o dilde konuşacaklardı. İlk sözcüklerini ettikleri, güldükleri, oynadıkları, ağladıkları, kavga ettikleri dilde ise susacaklardı. O yüzden dilleri yaralıdır. Ve dil yarası sadece Befircanlı çocukların değil, hayata Kürtçe başlayan herkesin ilk acısıdır.
Onlar, oyuncaktan saydıkları mermi kovanları arasında büyüdükçe yaralar çoğalacaktı, izler derinleşecekti. Ama gökkuşağının bir ucunun değdiği Cîlo’da ve ötesinde umut da vardı, bir yeni ‘biz’ vardı, gizli bir sihir vardı. O sihrin peşinden gitmeye başladı gençler. Kalanlarsa, ölümün sadece ‘doğal’ olmadığının, her an birini bulabileceğinin farkına varacaktı. Befircanlı genç gerillanın cesedini panzerle yerlerde sürüklemeleri bunun içindi. Devlete ve onun ordusunda karşı köylülerin hakkını savunan Abdullah Canan’ın gözaltında ‘kaybettirilip’ vahşice katledilmesi de.

Savaşta çocuk kalmak mümkün mü?

Baskın, gözaltı, işkence, faili meçhuller, zoraki göç, yasaklar, ambargo, köy yakmaları ve ölüm... Adı konulmamış bir savaşta çocuk kalmak mümkün mü? Ya da resmi takımlıların, üniformalıların gözünde onlar çocuk muydu ki? Olsaydılar, kara gömülü yollar o ufacık bedenleriyle açtırılır mıydı? Gerilla cesetlerine halat bağlamak üzere kuyuya sokulurlar mıydı?
Aysun, Azad, Alaattin, İrfan, Kenan, Mensur, Necip, Özay, Özgen, Rıfat ve Rojhat... Fotoğraftaki 27 çocuktan 10’unun yıllar sonra buluştukları Befircan’da anlattıkları hikaye, 80’li ve 90’lı yıllarda Kürdistan’da çocuk olan herkesin hikayesidir.

Yaşanılanlar duyulsun diye...

Yönetmen Dilek Gökçin, Hafıza Merkezi için çektiği Bûka Baranê belgeseli ile bu hikayeyi Fırat’ın batısına anlatmayı amaçlıyor. İlk gösterimi İstanbul Film Festivali’nde yapılıp, geçtiğimiz günlerde galasında da seyirci ile buluşan belgesel, bir köye odaklanıp koca bir ülkenin, 10 insanın anlatımıyla bir halkın son 20 yıllık tarihine ışık tutmayı başarıyor. Belgesel ekibi, “Kulak verenler neler yaşandığını duysun, ‘terörle mücadele’ adı altında sivil halkın nelere maruz kaldığını anlasın ve bunlar asla bir daha yaşanmasın diye bu filmi çektik” diyor. Gördüğü yoğun ilgi, bu amacına şimdiden önemli ölçüde ulaştığını gösteriyor. Ki son günlerde Türk basınında geniş yer buldu.
Ama bir de ‘Fırat’ın doğusundakiler’ var. Onlar belgeseli elbette farklı bir göz, farklı bir duygu ile seyrediyor, seyredecektir. Bilmedikleri bir coğrafyada inkar edilen bir gerçeğe değil, kendi çocukluklarına, yaşanmışlıklarına yolculuk edeceklerdir. Bazen gülecekler, bazen hüzünlenecekler, belki de ağlayacaklardır. Yeni görüp duymayacaklar; hatırlayacaklardır. Çünkü anlatılan, onların hikayesi.

Filmin künyesi

Yönetmenliğini Dilek Gökçin’in yaptığı belgeselin yapımcısı Murat Çelikkan, metin yazarı gazeteci İrfan Aktan. Müziği Ulaş Özdemir’e ait. Kamerada ise Hamdi Ayko ve Cenk Örtülü var.
Hafıza Merkezi için hazırlanan belgeselin, çeşitli festivaller ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde planlanmış gösterimleri var. Merkez, bunun dışında gösterim düzenlemek isteyen derneklerin taleplerine açık. İlgililer, 0090 212 243 32 27 Nolu telefondan veya info@hafiza-merkezi.org adresinden bağlantı kurabilir.
 
 

MERAL ÇİÇEK