HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, Öcalan şahsında Türkiye halklarına, farklı kimliklere ve geleceğe uygulanan tecridin sadece Leyla Güven’in değil, herkesin meselesi olduğunu söyledi.
HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bin (AİHM) HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş kararını ve İmralı tecridine karşı açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in durumunu ANF’ye değerlendirdi.
AİHM’in verdiği kararın önemine değinen Buldan, tamamen hukuki olan bu kararla Demirtaş’ın siyasi rehine olduğunun bir kez daha ispatlandığını vurguladı. Buldan, Türkiye yargısının görmezden geldiği ve taraf olduğu bu hukuksuzluğu, AİHM’in siyasi içeriğe de girerek görünür kıldığını kaydetti. Bu hukuksuzluğun yeni olmadığını da hatırlatan Buldan, yıllardır yapılan rehin alma operasyonlarıyla demokratik siyasetin tasfiyesinin amaçlandığını belirtti. Bu konsept çerçevesinde HDP milletvekillerinin tam iki yıldır cezaevlerinde siyasi rehine olarak tutulduğunu anımsatan Buldan, bu yöntemle hem HDP’yi hem Kürt halkını hem de muhalefeti tümden sindirmeyi amaçlayan iktidarın başarılı olamadığını kaydetti. Cezaevlerinde veya dışarıda hiç kimsenin mücadeleden vazgeçmediğini vurgulayan Buldan, tam tersine demokratik tasfiyeye karşı yeni bir mücadele tarzının da geliştiğini söyledi.
Hukuk ayaklar altında
İktidardan gelen AİHM kararının kendilerini bağlamadığına yönelik açıklamaların yargıya yönelik bakış açısını ortaya koyduğunu ifade eden Buldan, “Karar hakkında yapılan açıklamalar hukukun, yargının nasıl ayaklar altına alındığının göstergesi. Kendilerine gelince AİHM kararlarını tanıyan ama bize gelince bu kararları tanımayıp, yargının bağımsızlığını hiçe sayan bir anlayışın bugün Türkiye’ye hakim olduğunu görüyoruz” şeklinde konuştu.
Buldan, AİHM’in Demirtaş şahsında vermiş olduğu kararın, diğer tüm tutuklu HDP milletvekilleri ve siyasetçilerin tahliye edilmesi gereken bir süreci de başlattığını söyleyerek, emsal teşkil eden bu kararın derhal uygulanması gerektiğinin altını çizdi. Buldan, AKP’nin şiddet ve baskı yöntemleriyle sonuç almayacağının bir kez daha görüldüğünü belirterek, “HDP bitmedi, Kürt halkı susmadı, diz çökmedi” dedi. AİHM kararının uygulanmasının Türkiye’nin demokrasisi ve uluslararası pozisyonu açısından önemli olduğunu ifade eden Buldan, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere tüm rehin tutulan milletvekillerinin serbest bırakılmasını istedi. Siyasetçileri tutuklayarak, kayyumlar atayarak, Cumartesi Anneleri’ne alanları yasaklayarak Avrupa Birliği’ne üye olunmayacağını hatırlatan Buldan, AİHM kararının vakit kaybedilmeden uygulanması gerektiğini tekrarladı.
İmralı tecridine karşı 21 gündür açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’e destek mesajı veren Buldan, bu haklı ve meşru eylemin herkes tarafından sahiplenilmesi gerektiğini söyledi. Leyla Güven’in yaptığı açlık greviyle bir gerçeğe işaret etmeye çalıştığını belirten Buldan, şunları kaydetti: “3 yıldır kendisinden haber alınamayan Sayın Öcalan’ın tecrit içinde tecridi yaşadığı bir dönemdeyiz. Bu, sadece Sayın Leyla Güven’in değil tüm kamuoyunun, tüm Türkiye’nin gündeminde olması gereken bir mesele. Çünkü tecrit sadece Sayın Öcalan’a değil, onun şahsında Türkiye halklarına, Türkiye’deki farklı kimliklere ve Türkiye’nin geleceğine uygulanıyor. Bu anlamıyla Leyla Güven’in talebi mutlaka dikkate alınmalı ve Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecrit bir an önce kaldırılmalıdır.”
Öcalan’ın avukatları: Hukuksuzluğa son verin
Asrın Hukuk Bürosu, İmralı tecridinde sorumlulukları olan yetkililere “Bu hukuksuzluğa derhal son verin” çağrısı yaptı.
Asrın Hukuk Bürosu, Öcalan üzerinde devam eden tecridi protesto etmek ve tecridin bir an önce son bulması için süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini sürdüren DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven için yazılı bir açıklama yaptı. Güven’in başlattığı açlık grevinin bugün itibariyle 21. gününe girdiği hatırlatılan açıklamada, “Leyla Güven Hakkari halkının seçmiş olduğu başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarının demokrasi ve barış mücadelesi yürüten önemli bir siyasetçisidir. Şu an her geçen gün daha da derinleştirilmeye çalışılan baskıcı totaliter rejim karşısında görüşleri, cesur ve iradeli duruşu nedeniyle siyasi rehine olarak tutulmaktadır. Leyla Güven içinde bulunduğumuz ülke koşullarını net olarak değerlendirmiş; baskıcı totaliter rejimin İmralı tecrit sisteminin uzantısı olarak uygulandığını tespit etmiştir” denildi.
Güven çözümü işaret ediyor
“Bir yandan sorunun kendisine dikkat çekerken diğer yandan da çözümü ortaya koymaktadır” denilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Leyla Güven’in de belirttiği üzere Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit sadece bir kişiye yönelik cezaevi politikası değil ülkedeki demokratik muhalif tüm kesimlere uygulanan tecrit sistemidir. Ve İmralı tecrit sistemi aşılmadan da Türkiye’nin demokratikleşmesi mümkün değildir. Sayın Öcalan uluslararası komplo sonucu tutulduğu İmralı Cezaevi’nde 20. yılını doldurmaktadır. Bu 20 yıllık süre boyunca çok ağır bir tecrit rejimine maruz bırakılmıştır. Ancak özellikle son süreçte aile, avukat ve vasi görüşmelerinin, telefon, mektup benzeri iletişim hakkının engellendiği, dış dünya ile bağının tamamen kesildiği işkence niteliğinde uygulamayla karşı karşıyadır. Sayın Öcalan’ın 27 Temmuz 2011’den bugüne kadar avukatları ile görüşmesine izin verilmemiş; son aile görüşmesi olan 11 Eylül 2016’dan bu yana kendisinden hiçbir şekilde haber alınamamaktadır. Siyasi iktidar hukuk ile izahı mümkün olmayan bu duruma keyfi yasalar ve mahkeme kararları ile yasal bir nitelik kazandırmaya çalışmaktadır.”
Tamamen siyasi otorite kararı
Bu durumun tamamen siyasi otoritenin kararıyla gerçekleştiğine dikkat çekilen açıklamada, şöyle denildi: “Leyla Güven halkına ve değerlerine karşı sorumlu bir siyasetçi duyarlılığı ile tüm ülkeyi kapsar duruma gelmiş olan İmralı tecridini protesto etmektedir. Gasp edilmiş temel insan haklarının uygulanması en meşru talep durumundadır. Bahse konu talebin gereğinin yapılması hukuksal bir zorunluluk olup; demokratik kamuoyunu gereken hassasiyeti göstermeye, İmralı tecridinde sorumlulukları olan yetkilileri bu hukuksuzluğa derhal son vermeye çağırıyoruz.”