KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Kobanê‘nin ardından 7 Haziran ve devam eden öz yönetim direnişinin Türk devletinin bütün kirli planlarını bloke ettiğini belirterek, “Artık bu direnişin bütün Kürdistan’ın şehirlerine, köylerine; Türkiye’nin her yerine yayılması gerekiyor. Birçok biçimde bu direniş geliştirilebilir. Mücadelenin karşısında hiçbir güç duramaz” diye konuştu.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, gündemdeki son gelişmelere ilişkin ANF’den Avaşin Adar ve Şerzan Aydın’ın sorularını yanıtladı. Bayık, ANF’de dün yayınlanmaya başlanan uzun ve kapsamlı söyleşinin dünkü ilk bölümünde, Türk devletinin neden yeniden topyekün savaşa devam ettiğini, hazırlıklarını ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin hamlelerinin anlattı. 

Bayık, Türkiye’deki ulus devlet rejiminin bir özel savaş rejimi olduğunu belirterek, hep Türk devletini, Türk milletini, Türk bayrağını, Türk dilini ve Türk kültürünü esas alarak tek millet, tek din, tek mezhep, tek devlet, tek bayrak geliştirilmek istendiğini söyledi. Bunun için de sürekli düşman üretip tutuklamalar, işkenceler, sürgünler, göçertmeler, idamlar, asimilasyon, fiziki katliam, kültürel katliamlar geliştirdiğini hatırlatan Bayık, Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu ulus devlet anlayışının, bu özel savaş rejiminin değiştirilmesini sağlayarak savaşı önlemek istediğini söyledi. Ancak Öcalan’ın yürüttüğü Türkiye’deki zihniyeti değiştirme, demokratikleşme, Kürt sorunu dahil bütün sorunları bu temelde çözme çabalarının kabul görmesinin, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türk halkı içinde, Ortadoğu’da, uluslararası alanda önemli bir gelişmeyi yaşamasının savaş kararı alınmasına neden olduğunu belirten Bayık, “Kobanê’ye DAİŞ’in saldırısı Erdoğan’ın koordine ettiği bir savaştı. Kobani saldırısı, alınan savaş kararının uygulanmasıydı. Onun için Erdoğan, ‘Kobani düştü, düşecek’ diyordu. Arkasından Afrin düşecekti. Bu Rojava devriminin tasfiyesiydi. Bunun üzerinde Kuzey devriminin tasfiyesi gerçekleşecekti. Planlama bu temeldeydi. Bu planlamayı da Türkiye’de savaşı koordine eden Erdoğan koordine ediyordu” dedi.


7 Haziran darbesi

Kobanê’nin tasfiye olmaması, Rojava devriminin Kürtler içerisinde, uluslararası alanda büyük bir itibar kazanması, herkese ruh vermesiyle bu savaş kararının, Kuzey’de yürütülecek biçimde değiştirildiğini anımsatan Bayık, böylece hazırlanan ‘Çökertme Planı’nın, 30 Ekim 2014’teki MGK toplantısında onaylandığını söyledi. Böylece devletteki ırkçı ve dinci kliklerin Erdoğan koordinasyonda birleştiğini; Ergenekon ve benzeri davaların bitirilip hepsinin salındığını; bütün Özel Harpçilerin yasal güvenceyle birlikte seferber edildiğini kaydeden Bayık, Öcalan’a tecrit ile birlikte HDP şemsiyesi altında toplanan bütün demokrasi güçlerine karşı kontrollü bir savaş yürütülerek 7 Haziran seçimlerinin kazanılacağının düşünüldüğünü söyledi. “Arkasından 8 Haziran’da büyük bir askeri saldırıyla gerilla ezilecekti, Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye edilecekti” diyen Bayık, şöyle devam etti: “7 Haziran’da düşündükleri gerçekleşmedi. Türkiye’de ulus devlet, onun rejimi ve siyaseti 7 Haziran’da çökmüştü. AKP iktidardan düşmüş, Erdoğan’ın başkan olma hayalleri suya düşmüştü. Hatta yargılanmanın yolu açılmıştı. Bu hem Erdoğan, hem AKP, hem ulus devlet güçleri yine faşist güçler, özel harpçi güçler açısından çok ciddi bir tehlike demekti. Erdoğan’ın etrafında ittifak yapmazlarsa, kendilerini kurtaramazlar, rejimi kurtaramazlardı. Türkiye bir NATO üyesi olduğu için uluslararası güçler de zarar görmemek adına Erdoğan ile anlaştılar. İçte ve dışta Erdoğan’la anlaşma oldu. Bu temelde 7 Haziran gecesi darbe gerçekleştirildi.”


Rejimi savaşla kurtarmak

Artık kontrollü savaşın işe yaramadığını gören Erdoğan liderliğindeki Türk devlet aklının, bütün ulusal/uluslararası yasaları, savaş yasaları bir tarafa itip; savaş suçu, insanlık suçu dahil her suçu işleyerek çöken rejimi savaşla korumaya kalkıştığını ifade eden Bayık, “Aslında Kobanê’de savaş planları darbe yemişti. 7 Haziran’da ikinci bir darbe yedi. Onun üzerine bildiğimiz bu kirli soykırım savaşı geliştirildi. Savaşın da çok şiddetli yürütülmesi; iradelerin kırılması, vahşetin sergilenmesi gerekiyor. Belki o zaman rejim korunabilir. Bu anlayış ve mantıkla savaş yürütüldü” diye konuştu.


PKK doğru değerlendirdi

PKK’nin 7 Haziran’da bir darbenin gerçekleştiğini, soykırım savaşının üst bir aşamada yürütüleceğini görerek, Demokratik Özerklik direnişine geçtiğini belirten Bayık, şunları söyledi: “Onlar böyle bir direnişin gelişeceğini tahmin etmiyorlardı. Direnişin gelişmesi ‘Çökerme Planı’nı çökertti. Kobanê ve 7 Haziran’ın ardından üçüncü bir darbeyi de burada yediler. Onun için bedelleri ağır da olsa, zorlukları büyük de olsa bu öz yönetim direnişleri kazandı… Bütün bu şehadetler, zorluklar, hep bir statü elde etmek için yaşandı. Artık bu statü ortaya çıkartılmıştır ve gerisine düşülemez. Bunun gerisinde artık herhangi bir tartışma yürütülemez.” 


Şimdi büyük krizdiler

Şimdi Türkiye’de siyasi, diplomatik, ekonomik, toplumsal, kültürel, kimliksel krizler yaşandığını ve hepsinin birbirini derinleştirdiğini vurgulayan cemil Bayık, hem içte hem de dışta tartışma, çelişki ve çatışmaların başladığını dile getirdi. Erdoğan’ın belli ki M. Kemal Atatürk ve Hitler ile Abdülhamit’i iyi inceleyip örnekler aldığına işaret eden Bayık, “Erdoğan’ın zihniyetinde demokrasi ve İslamiyet yoktur. Kürt Özgürlük Mücadelesi, Erdoğan’ı bütün çıplaklığıyla ortaya çıkardı. Faşizm alenileşti. Erdoğan’ın politikaları sonuç vermeyerek, AKP’yi de, Türkiye’yi de tehlikelerle yüz yüze getirdiği için, bunun faturasını Davutoğlu’na ödetti. Bu temelde kendisini, AKP’yi kurtarmaya çalışıyor. Ama kurtaramayacağı artık ortada. Çıkmazı daha da güçlü yaşayacaklardır. Kendilerini yalnızlığa ve ölüme mahkum etmektedirler” şeklinde konuştu.


Kaçınılmaz akıbet bekliyor

Şimdiye kadar Türkiye’de kim ki, Kürt soykırımını, fiziki kırımını, asimilasyonu geliştirmede ısrar etmişse hepsinin yok olduğunu hatırlatan Bayık, Erdoğan’ın da şimdi Çiller’i aşarak “PKK’yi yendim” dediğine dikkat çekti. Bayık, şöyle sürdürdü: “Şimdi Erdoğan bunları da aşan, bunların da tecrübelerinden yararlanan bir soykırım politikası geliştiriyor. Bunu sadece Kuzey’de geliştirmiyor. Erdoğan, Kürtlerin düşmanıdır. Bütün parçalardaki Kürtlere düşmanlık yapıyor. Kürtlere düşmanlık yaparak, şovenizmi, milliyetçiliği güçlendirip ona dayanarak ayakta kalmaya, iktidarını korumaya çalışıyor. Kim ki Kürt Özgürlük Hareketi’ni bitirmek istemişse kendisi bitmiştir. Şimdi Erdoğan da aynı akıbetle karşılaşacaktır. Zaten AKP’de yaşananlar, yine bunun topluma, uluslararası alana yansımaları, aynı akıbeti yaşayacağını çok net ortaya koymaktadır.”


Kürdistan’a yerleştirmeye ret

Faşist Türk sömürgeciliğinin, işbirlikçi hain Kürtleri de kullanarak aslında soykırımı gerçekleştirmeye çalıştığını; fiziki katliamlar ve asimilasyonla yetinmeyip nüfus yapısını da değiştirmek istediğinin altını çizen Bayık, bütün Kürdistanlılara seslendi: “Kürtleri şehirlerinden, mahallelerinden, köylerinden, arazilerinden ülkelerinden çıkarmak istiyorlar. Bir ekmeğe muhtaç duruma getirmek; iradelerini kırıp teslim/satın almak istiyorlar. Kürdistan halkı, onuruna, kimliğine, değerlerine sahip çıkıp asla gerçekliğinden ve mücadelesinden taviz vermemelidir. Kürt halkı kimliği, kültürü, dili, değerleri olmadan yaşayamaz. Kürt halkı ancak Kürdistan’da, kendi köyünde, kendi arazisinde, kendi şehrinde, mahallesinde, evinde, kendi değerleriyle yaşayabilir. Öyle Arapları getirip yerleştirme kesinlikle kabul etmemeliler. Yine TOKİ’nin faaliyetlerine müsaade edilmemelidir. Devletin evlerine, arazilerine, el koymalarına izin vermemeliler. Devletin bölgedeki kültürel yapıları, tarihi eserleri yok etmelerine müsaade etmemelidir. Türk devletinin attığı her adımı, kendisinin yok oluşu gibi ele almalı, buna karşı kendini oldukça örgütlü, disiplinli kılmalı, mücadele etmelidir. Bütün mücadele yöntemlerini kullanmalıdır, meşrudur. Eğer Kürt halkı bunu yaparsa büyük kazanacaktır. Büyük kazandığı gibi Ortadoğu halklarına, insanlığa da büyük kazandıracaktır.


Direniş sınır tanımayacak

Artık bu direnişin belli yerlerle sınırlı kalmaması gerekiyor. Bütün Kürdistan’ın şehirlerine, köylerine; Türkiye’nin her yerine yayılması gerekiyor. Bu yürüyüşlerle, protestolarla, serhildanlarla, demokratik eylemliklerle, ittifak geliştirerek birlikte mücadele geliştirerek, askeri eylemlerle olur. Yani birçok biçimde bu direniş geliştirilebilir. Eğer böyle geliştirilirse halk-gerilla bütünlüğü sağlanır. Mücadelenin karşısında hiçbir güç duramaz.”


Uluslararası kurumlara çağrı

Türk sömürgeciliğinin, faşst Erdoğan ve AKP’nin Kürdistan’da büyük insanlık suçları işlediğini kaydeden Bayık, BM, Avrupa Konseyi, uluslararası mahkemeler ve diğer kurumların Kürdistan’da yerinde inceleme yapmasını isteyerek, şunları belirtti: “Bunların ortaya çıkartılması ve mahkemelerde ele alınması gerekiyor. BM’den ve çeşitli uluslararası kurumlardan bizim istediğimiz, bunların yerinde incelenerek mahkemelere taşınmasıdır. Uluslararası mahkemenin kurulmasıdır. Kimin suçu varsa buraya getirilip yargılanmaları gerekiyor. BM’nin açıklamaları gecikmeli ve gerçeklerin sınırlı bir biçimde kamuoyuna duyurulması da olsa olumludur. Ama sadece açıklamayla yetinilmemesi gerekiyor. Mademki bu kadarı bile tespit edilmiş, buna bile dayanarak uluslararası bir mahkeme kurulabilir. Ortada işlenen bir insanlık suçu var, savaş suçu var. Bir halka karşı işlenen bir soykırım suçu var. Bunların ele alınması gerekiyor. Kürt halkının da istediği budur. Bizim de istediğimiz budur.”


Hukukçuların büyük sorumluluğu 

Bütün Kürt halkının, toplumsal kurumların, Türkiye’deki demokrasi güçlerinin, özellikle insan hakları kuruluşlarının, avukatların bunun üzerinde ciddi durması gerektiğini öneren Bayık, “Avukatların her yerde belgeleri toplayıp uluslararası kurumlara ulaştırmaları gerekiyor. Uluslararası savaş mahkemesinin bu temelde harekete geçmesi gerekiyor. Ben öyle inanıyorum ki; avukatlar, insan hakları kuruluşları, vicdan sahibi olan bütün insanlar, duyarlı kurumlar bunun üzerinde çalışmalarını daha da aktif kılacaklardır. Çünkü yaptıkları çalışmalar biraz meyvelerini veriyor. Eğer BM bu açıklamayı yaptıysa, bu çalışmaların sonucunda yapıldı. Bu çalışmaları daha da güçlendirirlerse, sanıyorum bir uluslararası mahkemenin kurulmasına kadar gidebilir” diye konuştu. 


 HABER MERKEZİ