Bakırköy Kadın Cezaevi’nden tahliye olan gazeteci Hicran Urun, büyük bir kararlılık ve inançla açlık grevi eylemini sürdüren tutsaklara yönelik cezaevi yönetiminin psikolojik baskı uyguladığını belirterek, tutsakların dışarıdan da bu kararlılık ve inancı beklediklerini vurguladı.

Kayyum atandıktan sonra kapatılan Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 14 çalışanı hakkında “Örgüt üyesi olmak”, “Zincirleme olarak örgüt yayınlarını basmak ve yayınlamak” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla dava açıldı. 5’i tutuklu 14 çalışanın yargılandığı davanın 10 Nisan’da görülen 4. duruşmasında gazeteciler İshak Yasul ve Hicran Urun, yurt dışı ve adli kontrol şartı ile tahliye edildi. 10 Nisan 2018’de tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürülen Hicran Urun, cezaevinde devam eden açlık grevlerini ve yaşananları anlattı.

Hicran Urun, 40 kilonun altına düşen Belgin Kanat’ın durumunun kritik olduğunu söyledi. Diğer tutsaklarda da 100’üncü günü aştıkları için ses hassasiyeti, uyku, denge ve tansiyon problemleri olduğunu ifade eden Urun, “Son grupta olan arkadaşlardan da 40 kilonun altına düşenler var. 1 Mart’ta açlık grevine giren Leyla Akgül 40 kilonun altına düşmüş durumda. İlk grupta olan Esma Başkale, Belgin Kanat, Reyhan Coşmuşlu ve Zozan Kutum şu an uyku problemi yaşıyorlar. Kemik ağrıları var. Ses hassasiyetleri var. Yine daha çok vitaminler konusunda sorunlar yaşanıyor. Vitaminler veriliyor ama her seferinde farklı vitaminler getiriliyor. Bazen eylemcilerde bunun yan etkileri olabiliyor. Tepkilere karşılık ise cezaevi yönetimi ‘ne yapalım eczanede bu var’ diyor. Güçlü ve yüksek morale sahipler. Kararlılıkları çok yüksek. Ama tabi açlık grevinin doğal etkileri artık baş göstermeye başladı” dedi.

Günlük tutmak da yasak

 Açlık grevi eylemlerinin başlaması ardından özellikle iletişim hakları ile ilgili getirilen kısıtlılıkla haber alma haklarının engellendiğini ifade eden Urun, şöyle devam etti: “Yeni Yaşam gazetesi yasaklandı. Günlük olarak aldığımız gazeteler, dergiler kontrol ediliyor. Sakıncalı denilerek verilmiyor. Kendisine göre yasak koyuyor. Günlük olarak yine gazetenin her gün her sayısıyla ilgili bir kağıt getiriliyor. İşte ‘şu nedenden dolayı sakıncalı bulundu’ denilerek verilmiyor. Böyle keyfi bir uygulama var. Yine günlük tutmak yasak. Defterlere el konuluyor. Hiçbir şekilde yazı yazamıyorsunuz. Cezaevinde yazı yazamazsanız ne yapacaksınız? Cezaevinde olan insanlar için yazı yazmak çok önemli. Bununla ilgili kısıtlamalar var. Aramalarda defterlere el konuluyor. Defterlerde ne yazıldığı didik didik ediliyor. Okunuluyor ve alınıyor.”

Çok gayri insani yaklaşımlar

Koğuşların sık sık arandığını vurgulayan Urun, şöyle konuştu: “Bazen müdür ziyaretleri yapılıyor. Açlık grevinden vazgeçilmesi yönünde konuşmalar yapılıyor. Çok ince bir politika izleniyor aslında orada. Bizi düşünüyormuş gibi davranıyorlar. Yaşanılabilecek sağlık sorununu daha çok ön plana çıkarıyorlar. Bu insanların zaten bir amaçları ve bir idealleri var. Eğer gerçekten o insanlara yardımcı olmak istiyorsanız taleplerinin kabul olması yönünde bir adım atarsınız. Cezaevi yönetimi de devletin bir parçası olduğu için doğal olarak sizin taleplerinizi kabul etmek yönünden değil de vazgeçirmek yönünden ikna etmeye çalışıyor. Bu tarz yaklaşımlar var cezaevinde. Bazen gardiyanlar gelip ilk grupta olan arkadaşlarımıza ‘Sizi kahvaltıya götürelim mi?’ diye tekliflerde bulunuyor. Çok gayri insani yaklaşımlar var. Açlık grevlerinden dolayı olağanüstü bir arama, baskı, kontrol mekanizması var. Geceden sabahlara kadar nöbet tutuyorlar. Koridorlarda volta atıp duruyorlar. Sürekli mazgaldan ya da camdan neler oluyor içeride diye bakıyorlar.”

Büyük bir inanç var

 Açlık grevi eylemcilerinin çok kararlı olduğunu ve talepleri yerine gelene kadar vazgeçmeyeceklerini vurguladıklarına dikkat çeken Urun, şunları anlattı: “Çok inançlılar. Gerçekten büyük bir inançla bu eyleme başladılar. Ve aynı inancı, aynı kararlığı dışarıdaki insanlardan bekliyorlar. Toplumda bir dinamizm yaratmak için cezaevindeki arkadaşlar bir öncülük yaptı. İnsanların onların sesine ses katması, onlarla birlikte bir dayanışma halinde olması en büyük talepleri ve istekleri. Dışarıdan gelen en ufak ses bile çok büyük bir moral kaynağı çok büyük bir güç. Açlık grevi eylemcilerinin özellikle dışarıya mesajları vardı; ‘Bizim sesimize ses verin. Bizimle birlikte ses olun. Bu talep bizimle ilgili bir talep değil. Bu talep ülkedeki kaos ortamını kıracak bir taleptir. Yükselen faşizmi kırabilecek bir talep. Bu bir adım ve bu adım atılırsa bir şeyler değişebilir.’ Bir şeylerin değişebilmesi için insanlar bedenlerini ölüme yatırdı. Çok büyük bir direnç gösteriyorlar. Aynı hassasiyeti dışarıdaki insanlardan bekliyorlar.”

Dışarıdaki sessizliğin anlamı

 İktidarın açlık grevi eylemleri noktasındaki sessizliğine değinen Urun, “İktidar ve medyası, bu meseleye kör ve sağır. İktidarı harekete geçirebilecek en önemli şey dışarıdan gelebilecek sestir. Dışarıdaki sessizlik iktidarın sessizliğini de besleyen bir sessizlik. Bu nedenle kamuoyunun bu sessizliği kırmasını çok önemsiyorlar. Çünkü kamuoyundaki hareketlenme iktidarı da harekete geçirecektir. İktidarın sessizliğini de yıkacaktır” diye konuştu.