Büyük davamızın savunusu için adayım

Kadın Haberleri —

14 Mart 2021 Pazar - 23:00

  • Günümüzde kuru laflar eden politikacılar istenmiyor. Aktivistler siyaseti daha fazla belirlemeye başlıyor. Ben de büyük bir davanın savunucusuyum ve bunu kimse elimden alamaz. İyilerin ve kötülerin savaşında esas olan hangi tarafta olduğundur. Gerçekten mesele bu.

SERDA DEMİR

Yakın süreçte hükümetin düşmesiyle ve kendiliğinden gelişen ayaklanmalarla birlikte uluslararası kamuoyunun gündemine düşen Hollanda’da genel seçimler yaklaşıyor. 17 Mart tarihinde gerçekleşecek olan seçimlerle ilgili yoğun tartışmalar sürerken, Yeşil Sol Parti (Groenlinks) milletvekili adaylarından  Kürt sosyolog Serpil Ateş ile çalışmalarına ve seçime dair konuştuk.

Uzun süredir politik olarak aktifsin ve birkaç yıldır Hollanda siyasetinde yer alıyorsun. Nasıl dahil oldun ve süreç senin açından nasıl gelişti?

Kürtler ve siyaset tartışmasız iç içedir. Siyaset, çoğu Kürt ailelerde olduğu gibi bizim de ayrılmaz bir parçamızdı. Burada olmamın nedeni de babamın kimliği ve politik geçmişidir. Şu an hayatta olmayan çok önemli devrimcilerin anılarını anlatıyordu bize. Ben burada doğdum ama onların hikayeleriyle kavruldum. Babam 30 yıl geri dönemedi memleketine. Dinmeyen bir hasretlik vardı her zaman. Bizim de içimize işledi bu. Nerede haksızlık varsa, buna karşı tepki verme duygusu, haksızlığa karşı tahammülsüzlük gelişiyor insanda. Buralarda da var haksızlık ve buna dair sorular sormaya başlıyor insan. İçinde kocaman bir direngen kişilik oluşuyor.

Ben her zaman bir aktivisttim. Kadın hareketinde aktif yer aldım ve Kürt mücadelesi için de ses olmaya çalıştım. Bu süreç içinde Yeşil Sol Parti, aktif katılmam için teklifte bulundu. Önce reddettim, ancak arkadaşlar beni ikna etti. Yapısal olarak içimde bir siyasetçi var mı emin değilim ama sonuç olarak bizim gibi insanların siyaset içinde yer alması gerektiğini düşünüyorum. 

Peki neden Yeşil Sol Parti’yi tercih ettin? Somut görevin nedir?

Partiye 2017 yılında üye oldum. Üye olmadan önce bütün partilerin programlarını araştırdım. Bu süreçte Rojava Devrimi beni, özellikle bir kadın olarak çok etkilemişti. Haksızlığı bir bütün olarak ele almamız gerekiyor; doğayı, hayvanları, bütün canlıları katmamız gerekiyor. Hollanda’da da ekososyalizme en yakın parti Yeşil Sol olduğu için bu partiye katılma karar kıldım.

Üye olduktan 6-7 ay sonra beni belediye seçimlerinde listeye almak istediklerini söylediler. Önce reddettim, çünkü ben aktivisttim; keskin bir şekilde alanlarda olmam gerekiyordu. Ancak arkadaşlar siyasi arenada taleplerimizin aktarılmadığını ve bu nedenle kendimize alan açmamız gerektiğini anlatıyordu. Bu görüşmeler sonrasında kabul ettim, listeye alındım, seçildim ve belediye encümeni oldum.

Encümen olarak görevimiz, müsteşarları ve belediye başkanlarını denetlemektir. Sunduğumuz önergeler üzerinden doğru adımlar atılıp atılmadığını denetliyoruz ve toplum içindeki gelişmeleri aktarıyoruz. Ben birçok dosya sundum. Sunduğum dosyalar eşitsizlik, entegrasyon, insan ve kadın hakları, eğitim, evsizlik ve ırkçılıkla ilgiliydi. Bu konulara dair araştırma ve gözlemler yaptım ve soru önergeleri sunarak meclise taşıdım. Kabul edilen önergelerim de var. 

Hangi önergelerin kabul edildi?

Büyük başarı olarak değerlendirdiğim iki örnek verebilirim. Yunanistan’daki Moria kampından 500 çocuğun Hollanda’ya alınması için önerge sundum. Den Haag’ın adalet şehri olarak öncülük yapmasını önerdim. Önerge kabul edildi. Bunu kabul eden ilk şehiriz. Bunun gururunu yaşıyorum. Bundan sonra birçok şehir aynı önergeyi sundu ve kabul edildi. Ancak önergeler hükümet tarafından kabul edilmedi. Sonuç istediğimiz gibi olmasa da bu konuda ses çıkarılması dahi önemliydi.

Diğer önergem ise kölecilik tarihiyle ilgiliydi. Hollanda’nın köleci tarihiyle yüzleşmesi açısından önemli bir adımdı. 2023 yılından itibaren Den Haag’da köleciliğin ortadan kalktığı tarih resmi olarak kutlanacak, yeni anıtlar gelecek ve Hollanda’nın kölecilik tarihine dair eğitim kitaplarındaki bilgiler değişecek. Geriye dönüp baktığımda damgamı vurabildim dediğim şeylerden biridir. Ayrıca bu önergeden sonra sömürgeci figürlerin heykellerinin ve sokak isimlerinin kaldırılmasına dair tartışmalar yürütülmeye başlandı. 

Kendini aktivist ve politikacı olarak adlandırıyorsun. Bunları bir arada yürütmek zor olmuyor mu?

Bence tam da böylesi politikacılara ihtiyaç var. Sanırım yeni bir döneme giriyoruz. Aktivistler siyaseti daha fazla belirlemeye başlıyor. Sorunları birebir yaşayanların etki gücü var. Greta Thunberg örneği var mesela. Çocuk yaşında dünyayı dolaştı ve gündem oluşturdu. Günümüzde kuru laflar eden politikacılar istenmiyor. Gerçek sorunlardan bahsedilmesi gerekiyor. Bunu sağcılar da çarpıtarak da olsa yapıyor. Gerçek sorunlardan, sefaletten bahsediyorlar. Kriz dönemlerinde insanların sempatisini kazanıyorlar.

Ben bu konuda zorlanmıyorum, çünkü Yeşil Sol’da aktif olmaya başladığımda kim olduğumu açıkça ifade ettim onlara. Onlar da tam da bu nedenle istediler dahil olmamı. Özellikle insan hakları ve Ortadoğu’yla ilgili konularda tam destek aldım. Hatta geçtiğimiz günlerde partinin onursal başkanı Bram van Oijk, bana Türkiye’nin tehditlerine dair ortak yazı yazmayı teklif etti. 

Yani yalnızca Hollanda devletini değil, Türk devletinin faşist saldırılarını da teşhir ediyorsun.

Elbette, benim yüzüm aynı zamanda Kürdistan’a dönük. Orada yaşamadım hiç belki, ama çok derin bir bağım var. Oradaki haksızlık, sömürü ve baskıyı görüyorum. Sömürünün farklı bir çeşidi de Hollanda’da var. Kurumsal ırkçılık mesela. Çok derin bir sorun. Bu da zulmün bir çeşididir. Bir kesim sistematik bir şekilde bilinçli olarak alt sınıfta bırakılıyor. Kürdistan’da bu daha boyutlu. Orada seni yok etmeye çalışıyorlar, etnik temizlik var, yani zulmün en ağır biçimi yaşanıyor. Dünyada görülmemiş bir zulümdür, çünkü suni bir şekilde çizilen sınırlarla birlikte bastırılan bir halktan söz ediyoruz. Ancak oradaki zulme karşı mücadele verirken, burada da yaşananlara karşı kayıtsız kalamayız. 

Hollanda’da göçmen kadın siyasetçilerin sayısı oldukça az. Kürt bir kadın olarak ne tür sorunlarla karşılaşıyorsun?

Kürt, Alevi ve kadın bir arada olunca çok daha zor oluyor koşullar. Hem sağcı Hollandalıların hedefi oluyorsun hem de Türk faşistlerin. Mesela Hollanda’nın kölecilik tarihiyle ilgili önergem tartışıldığında, sağcı bir Hollandalı tarafından tehdit edildim. Mecliste ara verip dinlenme odasına geçtiğimizde bana kafamın uçurulması gerektiğini söyledi. ‘Sen kimsin de bizim değerlerimize dokunuyorsun’ diyerek çıkıştı. Yani buradaki azınlıkların, ezilenlerin haklarını savununca buranın sağcılarıyla karşı karşıya kalıyorsun. Konu Türk devletine gelince de Türk faşistleri saldırıyor. Kürt olmam elbette daha farklı bir konumda olmama neden oluyor. Ülken yok, diplomasin yok. Saldırıya uğradığında destek alabileceğin bu tür alanlar yok. Bunun eksikliğini elbette hissediyorum.

Ayrıca kadın olarak da bastırılıyorsun, farklı muamele görüyorsun. Yani bunun da savaşını ayrıca vermek zorunda kalıyorsun. Mecliste de cinsiyetçi yaklaşımlar ve söylemler var. Kadını küçümseyen, alçaltan sözümona şakalar yapılıyor. Somut olarak karşılaştım bu durumlarla. Hatta bir defasında mecliste birinin yaptığı cinsiyetçi söylem sonrasında tutunduğum tavırdan dolayı beni ‘fazla ciddi olmakla’ suçlayan biri, bunu söylerken beni değil yanımdaki erkek encümeni muhatap aldı. 

Tehditlerden bahsetmişken, katıldığın bir eylemde yaptığın konuşmadan kaynaklı yakın bir zamanda yoğun hakaret ve tehditler aldın. Bu süreci biraz anlatabilir misin?

2019’da Rojava işgalini protesto eyleminde konuşmacıydım. Orada ‘Bijî Berxwedana Rojava‘ diye bitirdim konuşmamı. Bu slogan sadece Kürt devrimini değil, oradaki tüm halkların, kadınların devriminin sloganıdır. Yaptığım o konuşmanın kaydını sosyal medyada paylaştım. Video iki yıldır duruyor ve gururla bırakıyorum onu orada. Ben seçimlerde aday olunca ırkçı Türkler bir tarama yapıyor ve videomu bulup yayımlıyorlar. PKK bayrağı altında ‘Bijî Serok Apo‘ sloganı attı diye haber yaptılar. Öyle demiş olabilirdim de ama görüntülerde ne söylediğim net duyulurken farklı bir şey yazdılar. Bir hafta içinde 2-3 tane makale yayımladılar. Ondan sonra binlerce tehdit ve hakaret mesajı aldım. Fiziğimden saç rengime kadar her şeyime yönelik hakaretler yağdırdılar. Açıkça diyorum zaten her zaman, beni faşiste benzetmeyin de neye benzetiyorsanız benzetin.

Kısacası tetikçiler aktif hale geldi. “Bize yeni silahlar geldi, onu senin üzerinde deneyeceğiz“ dediler. Ailemle tehdit ettiler. Evimin yakılmasına kadar her türlü tehdit aldım. Ama bizi köşeye sıkıştırıp kriminalize etmelerine izin vermeyeceğiz. Tehditlerine, saldırılarına karşı susmayacağım, çünkü haklıyız. 

Hollanda hükümetinde AKP ile bağları olduğu bilinen DENK partisi de yer alıyor. Yapılan saldırı ve tehditlerde bu partinin bir rolü var mı?

DENK partisi şu an AKP’nın papağanlığını yapıyor. Bunu birçok kez pratikte gördük. DENK, Sosyalist Parti’den Sadet Karabulut’u aleni bir şekilde hedef haline getiren partidir. DENK’in uzantıları da var. Açlık greviyle ilgili sözlerimden dolayı DENK’in encümenleri bana yöneldi. İfadelerim hakkında makale yazıp yayımladılar. Ermeni, Alevi, Kürt, Süryani dediğimizde bunlar örgütlü bir şekilde saldırıyor. Birini hedef haline getirip saldırdıklarında kendi içlerinde mesajlar yayarak, organize bir şekilde gerçekleştiriyorlar. 

Saldırıların ardından büyük bir destek kampanyası  da başladı. Bu sürece de kısaca değinebilir misin?

Yapılan tehditlerden birini sosyal medyadan paylaştıktan sonra destek mesajları aldım. Kısa süre içinde Hollanda Türkiyeli İşçiler Federasyonu (HTIF) bu konuda öncülük yaptı ve bir dayanışma açıklaması yayımladı. Bu açıklama ses getirdi. Bazı Hollandalı kurumlar, HTIF’in açıklamasının altına imzalarını attıklarını bildirdiler. Tehditler basına yansıdı.  Yalnız olmadığımı ifade eden birçok kurum ve kişi oldu. Kürt ve Alevi kadınlardan yoğun destek aldım. Gelen bütün desteklerden sonra bana bir milyon kez de saldırılsa yıkılmam dedim, çünkü büyük bir davanın savunucusuyum ve bunu kimse elimden alamaz. O dönem Selahattin Demirtaş’ın bir yazısı çıkmıştı. İyilerin ve kötülerin savaşından bahsediyor yazıda. Çok etkilenmiştim. Esas olan hangi tarafta olduğundur. İyilerden misin? Gerçekten mesele bu.

Geçmişte parlamentoya giren Kürt, ilerici politikacılardan bazıları temsiliyet sorumluluğunu yerine getirme konusunda kendilerine destek verenleri hayal kırıklığına uğrattı. Bu endişelere dair neler söyleyebilirsin?

Anlayabiliyorum bunu. Bazen insanlara gereğinden fazla misyon yüklüyoruz. Kürt ve Alevi olabilirler ama ülkede yaşananlara karşı duyarsız olabiliyorlar. Öne çıkanlara sorgusuz destek vermemek gerekir. Gerçekten temsilci olarak görmek istediğimiz biri mi diye sorgulamamız gerekiyor. Beklentiler çerçevesinde verimli olmayabilirler. Bu nedenle sorgulamak, pratiğine bakmak gerekir. Sosyal medya da bunu denetlemek için bir alandır. Oradan bakıp gündemlerini görebiliriz. Halkın insanları tanıdığına inanıyorum. Ben daha yeni ortaya çıkan biri değilim, her zaman hareketlerin içindeydim. Buna rağmen tereddütün iyi olduğunu düşünüyorum. Sırf Kürt, Alevi, kadın olduğum için değil, pratiğimi, duruşumu ve tarihimi de araştırmaları gerekir. Bu ben değil başkası da olabilir.

Son olarak seçim sonuçlarıyla ilgili beklenti ve öngörülerini paylaşabilir misin?

Maalesef sağ yükselişte gözüküyor ve bu beni açıkçası tedirgin ediyor. Bij1 adında yeni bir sol parti oluşturuldu, ben onların yükselmesini isterim. Elbette Yeşil Sol’un da yükselmesini ve sol bir koalisyon oluşturulmasını isteri. Ancak anketlerde bu durum çıkmıyor ortaya. Yeşil Sol hükümete girmeye talip. 2015’te Paris İklim Anlaşması yapıldı. Bunun gerçekleştirilme durumu var. Şu anki iktidar partisi maalesef tekrar hükümette olacağa benziyor. Biz de olursak, çok küçük de olsa bir etki yaratabiliriz. Bu bile bir avantaj olacaktır. Çünkü bu iktidar halkı daha fazla yoksullaştırdı ve yaşam koşullarını zorlaştırdı. Bunu az da olsa değiştirebilirsek, bir kazanım olacaktır. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.