Namibya’da bağımsızlık mücadelesinin itici gücü
Dosya Haberleri —

Namibya seçim/foto:AFP
- Namibya’nın orta ve güney bölgelerindeki madenlere, balıkçılık sektörüne ve çiftliklere göçmen işçi olmak amacıyla seyahat etmek, kuzey bölgelerindeki insanlar için belirleyici bir yaşam biçimi haline geldi. 1938'de, toplam 47.275 kişilik siyah işgücünün yüzde 43'ü sözleşmeli işçiydi; 1971'de bu rakam yüzde 83'e ulaştı
- Sözleşmeli sisteme karşı direnç, Namibya’da milliyetçi örgütlerin oluşumunu besledi. Ne var ki 1960’larda sert baskı, bazı liderlerin Robben Adası’nda uzun süre hapsedilmesine ve kurucu kuşaktan başka isimlerin de sürgüne gitmesine yol açtı. Direniş ruhu kırılmış gibi görünüyordu.
- 1971–72 grevi, Namibya’nın sömürgecilik karşıtı direnişinde dönüm noktasıydı. Sözleşmeli emeğin kaldırılması ve hareket kısıtlarının bitmesi, devletin yönettiği baskıcı emek rejimine ve apartheid sömürgeciliğine temel bir meydan okumaydı. Owambo’da direniş genelleşti.
Heike Becker*-Çeviri: Yeni Özgür Politika
Namibya’da emek hareketleri, ülkenin 1990’da Güney Afrika’dan bağımsızlığını kazanmasından bu yana zayıfladı. Oysa geçmişte kolektif emek eylemleri, sömürgeciliğe karşı direnişin önemli bir parçasıydı. İşçilerin seferberliği, Namibya’nın Güney Afrika yönetiminden kurtuluşuyla sonuçlanan mücadelenin temel dinamiklerinden biriydi.
Namibya: Sözleşmeli işçi ülkesi
Namibya 1884’ten itibaren Alman sömürgesiydi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya sömürgelerini kaybedince Milletler Cemiyeti, Namibya’nın yönetimini Güney Afrika Birliği’ne verdi. Güney Afrika, Namibya’ya kendi ırksal ayrımcılık düzenini taşıdı ve sömürgeden azami kâr elde etmeyi hedefledi. Emek arzını güvenceye almak için kuzeyde idari-siyasal yapılar kurdu ve Namibya’nın sömürge ekonomisini bağımsızlığa kadar belirleyen sözleşmeli işçilik sistemini getirdi.
Düşük ücretlere rağmen, Namibya’nın orta ve güney bölgelerindeki madenlere, balıkçılık sektörüne ve çiftliklere göçmen işçi olmak amacıyla seyahat etmek, kuzey bölgelerindeki insanlar için belirleyici bir yaşam biçimi haline geldi. 1930’lu ve 1980’li yıllar arasında, Owambo erkeklerinin büyük bir kısmı hayatlarını genellikle evlerinden uzakta sözleşmeli işçi olarak geçirdiler. 1938'de, toplam 47.275 kişilik siyah işgücünün yüzde 43'ü sözleşmeli işçiydi; 1971'de bu rakam yüzde 83'e ulaştı.
Sistem, işçi bulma ajansı Güneybatı Afrika Yerli İşçi Derneği (SWANLA) aracılığıyla yönetiliyordu. Yerel halk arasında bu sistem, yeni işe alınan sözleşmeli işçilerin kimlik numaralarını gösteren bakır veya plastik bileklikleri bileklerine taktıkları için, kelime anlamıyla “[kimlik] kartı için sıraya girmek” anlamına gelen “omutete wOkaholo” olarak biliniyordu.
Nefret edilen bu sistem, Namibya milliyetçiliğinin doğuşuna neden olan başlıca etkenlerden biri oldu. Kuzeyin dört bir yanından işçiler Güney Afrika’daki altın madenlerine götürülüyor, ücretler düşük olsa da Namibya’ya göre daha yüksek olduğu için bu göç sürüyordu.
Güney Afrika’da siyasal uyanış
Güney Afrika’da çalışmak, Namibyalı işçilere siyasal eğitimle tanışma ve protesto siyasetini öğrenme olanağı sağladı. 1950’lerin ortasında Cape Town’da yaklaşık iki yüz Namibyalı işçinin yaşadığı tahmin ediliyordu. Çoğu iş sözleşmesini terk etmiş, kentte “yasadışı” biçimde barınır hâle gelmişti. Yakalanmaları hâlinde tutuklanıp sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıyaydılar.
Cape Town’daki Namibyalılar, Ağustos 1957’de Ovamboland Halk Kongresi’ni (OPC) kurdular; bu örgüt 1960 yılında Güneybatı Afrika Halk Örgütü’e (SWAPO) evrilecekti. OPC kurucularının ilk önemli eylemleri Birleşmiş Milletler’e bir dilekçe göndermek oldu. Ya Toivo ve seksen kişi tarafından imzalanan dilekçe, Güney Afrika mandasının kaldırılmasını ve Namibya yönetiminin BM Vesayet Konseyi’ne devredilmesini talep ediyordu. Dilekçede ayrıca sözleşmeli işçilik sisteminin kaldırılması ve kadınların göçmen işçi eşlerinin yanına gidebilme hakkı talep ediliyordu.
Walvis Bay ve emek merkezleri
OPC’nin bir üyesi olarak, daha sonra SWAPO başkanı olacak Windhoek lideri Sam Nujoma, Haziran 1959’da Walvis Bay’de işçi koğuşlarında toplantılar yaptı. İşçiler, özgürlük ihtiyacı ve sözleşmeli düzenin bitmesi çağrısını kitlesel biçimde sahiplendi.
Ancak işçiler, yeni örgütün sözleşmeli düzene hemen karşı çıkmasını ya da en azından maden ve fabrika yönetimleriyle sert pazarlıklarla koşulları iyileştirmesini bekliyordu. Sömürge rejiminin ve “kabile otoriteleri” içindeki müttefiklerinin müdahaleleri, koşulların düzelmemesiyle birleşince sabırsızlık büyüyordu. OPC liderliği bağımsızlık gibi hedefleri öne çıkardığında, kimi zaman tabanın emekçi beklentileri ile çatışıyordu.
Yine de sözleşmeli sisteme karşı direnç, Namibya’da milliyetçi örgütlerin oluşumunu besledi. Ne var ki 1960’larda sert baskı, bazı liderlerin Robben Adası’nda uzun süre hapsedilmesine ve kurucu kuşaktan başka isimlerin de sürgüne gitmesine yol açtı. Direniş ruhu kırılmış gibi görünüyordu.
1971–72: Grev, sürgün ve kitlesel meydan okuma
Yeni dalga, Ağustos 1971’de lise öğrencilerinin gösterileriyle başladı. Okullardan atılan öğrenci liderleri sözleşmeli işlere girince, işçi ve SWAPO aktivistleriyle birlikte “Odalate Naiteke” (“Teli kırın” sloganıyla sözleşmeli sisteme karşı seferberlik yürüttüler. Aralık 1971’de, büyük bir grev patladı. İşçiler hiyerarşik bir liderlik oluşturmadan, taleplerini kitlesel toplantılarda dile getirildi.
Bu karmaşada, Walvis Bay’deki 3.200 sözleşmeli işçi çalıştığı balık konservesi fabrikalarında grev başladı. Sonrasında ülke genelinde 16 bin sözleşmeli işçi greve gitti.
İki gün sonra yetkililer grevci işçileri Owambo’ya sürdü. İşçiler bunu bir fırsata çevirerek grev komitesi kurdu. 10 Ocak 1972’de kırsal kuzeyde 3.500 kişinin katıldığı toplantıda sözleşmeli sistem “kölelik” olarak tanımlandı. Siyahların mal gibi “satın alındığı” ve “hapishane gibi” koğuşlarda tutulduğu söylendi. Talepler: Sözleşmeli düzenin kaldırılması, işin yerini ve türünü seçme özgürlüğü, daha yüksek ücretler ve aileleri yanına alabilme izniydi.
Yetkililer siyasal ifadeyi ve grevleri ağır biçimde sınırlayan önlemlerle baskıyı artırdı. Mayıs 1972’ye gelindiğinde Owambo’da 267 kişi olağanüstü hâl düzenlemeleriyle gözaltına alınmıştı. Windhoek’te “elebaşı” denilen kişiler, işçileri işe gitmemeleri için “korkutmakla” suçlandı; ancak dava sonunda çöktü.
1971–72 grevi, Namibya’nın sömürgecilik karşıtı direnişinde dönüm noktasıydı. Sözleşmeli emeğin kaldırılması ve hareket kısıtlarının bitmesi, devletin yönettiği baskıcı emek rejimine ve apartheid sömürgeciliğine temel bir meydan okumaydı. Owambo’da direniş genelleşti. Namibya–Angola sınır çitinin 100 kilometreden fazlası kesilip yere serildi, hükümetin sığır aşılama noktalarının bir kısmı yakıldı. Çünkü insanlar aşıların hayvanları korumak yerine öldürdüğünden şüpheleniyordu.
Ancak baskının şiddeti ve yoğunluğu da bir hayli arttı. Baskıdan kaçmak için yüzlerce genç aktivist sürgüne gitti. Aralarında Namibya’nın mevcut cumhurbaşkanı Netumbo Nandi-Ndaitwah da vardı. Ancak o tutuklanmış ve 21. yaş gününü hapishanede geçirmişti.
1980’ler: Topluluk temelli örgütlenmeden sendikalara
Güney Afrika'daki deneyimden farklı olarak, Namibya’da toplu iş eylemlerindeki artış sendikaların kurulmasına yol açmadı. Fakat 1980'lerin ortalarında yaşanan hareketlilik, güçlü bir işçi hareketinin doğmasına neden oldu. Yeni hareket, madencilik veya imalat sektöründeki işçiler tarafından değil, o dönemde sosyal hareket siyasetinde kilit rol oynayan toplum aktivistleri ve Namibya Kiliseler Konseyi (CCN) tarafından başlatıldı.
1984'ün sonlarında, sosyal hizmet uzmanları Rosa Namises ve Lindi Kazombaue'nin önderliğindeki toplum örgütleyicileri, İşçi Eylem Komitesi'ni (WAC) kurdu. Namises ve Kazombaue, Windhoek'teki Roma Katolik Kilisesi'nin sosyal yardım biriminde çalışıyorlardı ve işyerindeki sorunlardan şikayet eden işçilerin akınına uğramışlardı. Şikayetler arasında düşük ücretler, haksız işten çıkarmalar ve izin düzenlemelerinin olmaması ile birlikte genel yaşam koşulları ve yetersiz konut ve ulaşım imkânları yer alıyordu.
İki örgütleyici, kişisel bağlantıları aracılığıyla tanıdıkları Güney Afrika'daki kilise ve sendika aktivistlerine danıştı. İlk adım olarak, sendikacılık konusunda deneyimli bir Güney Afrikalı aktivistle bir atölye çalışması düzenleyerek işçilerin içinde bulunduğu kötü durumu en iyi nasıl ele alabileceklerini tartıştılar. Bu toplantı 1985 yılının başlarında gerçekleşti ve yaklaşık yüz kişi katıldı. Böylelikle, WAC bilgi toplamak ve işçileri hakları konusunda eğitmek amacıyla kuruldu
Bu oluşum, yaklaşık bir yıl sonra Robben Adası'ndaki Namibyalı siyasi tutukluların çoğunun serbest bırakılıp Namibya'ya dönmesiyle güçlü bir destek gördü. SWAPO Gençlik Birliği ile işbirliği içinde, 1986 yılının başlarında bir sendika hareketinin kurulması için çalışan bir İşçi Yönlendirme Komitesi kurdular.
İlk yeni sendika Namibya Gıda ve İlgili İşçiler Sendikası (NAFAU) Eylül 1986'da kuruldu. İki ay sonra Namibya Maden İşçileri Sendikası (MUN) kuruldu ve NUNW Nisan 1987'de yeniden yapılandırıldı. İşçi örgütleme faaliyetlerinin toplumsal odak noktası, kısa sürede milliyetçi bir yaklaşımla birleşti. 1987'de yaklaşık on bin işçinin katıldığı devasa bir 1 Mayıs mitinginde, “Robben Adalılar”ın milliyetçi politikası sendikaların merkezinde yer almıştı.
Robben Adası'ndan serbest bırakılan bir mahkum olan Ben Ulenga, MUN'un genel sekreteriydi ve yeni sendikaların kurulmasında kilit bir rol oynadı. Ulenga, yeni sendikaların milliyetçi yönelimini vurgulayarak, “Namibyalı işçiler sömürgecilikle doğdular ve sorunlarının çözümü, sömürge sorununun çözümüyle gerçekleşebilir” diyordu.
1990 sonrası: Hızlı gerileme
Ulenga ve arkadaşları mücadelenin bağımsızlıktan sonra da süreceğini kabul etse de, Güney Afrika’nın çekilmesinin 1990’da tamamlanmasıyla mücadele hızla geriledi. Bu süreç, kurtuluş mücadelesinin son yıllarında güçlü olan toplumsal hareket siyasetinin genel çözülüşüyle birlikte yaşandı.
Artık iktidar partisi olan SWAPO ile işçi, öğrenci ve kadın örgütleri arasındaki gerilimler önemli bir problemdi. Önde gelen aktivistlerin siyaset ve kamu yönetiminde üst görevlere alınması (kooptasyon) emek hareketini zayıflattı. Ulenga bir dönem bakan yardımcılığı ve büyükelçilik yaptı; 1998’de SWAPO’dan istifa ederek Demokratlar Kongresi (COD) kuranlar arasında yer aldı. Ayrıca uluslararası bağışçılar, fonlarını yeni hükümete yönlendirdiği için mali destek azaldı. Bu etkenler, bağımsızlık sonrasında NUNW gibi sendikalarının güç kaybetmesinin başlıca nedenleri arasındaydı.
*Heike Becker, bir antropologdur. Çalışmaları arasında Namibian Women's Movement 1980 to 1992: From Anti-colonial Resistance to Reconstruction adlı eser yer alır.
Jacobin’den kısaltılarak alındı.
Kaynak link: https://jacobin.com/2026/03/namibia-south-africa-independence-labor













