1993’ten beri bir büyük hayalimiz var: Anadolu’da halkların eşitliğine-özgürlüğüne dayalı kalıcı barışı sağlamak. Bir de her gün yüz yüze olduğumuz acı gerçek var. İliklerimize kadar işlemiş kirli-özel savaş gerçeği: Son otuz yılda elli bini geçen can kaybına her gün eklenmeye devam eden onlarca genç insan, acıyla feryat eden anne-babalar, çocuklar, eşler, kardeşler. Cenaze namazlarında boy gösteren devlet büyüklerinin onlarca yıldır tekrar ettikleri “Devlet büyüktür, teröristlerin son çırpınışları, terörün kökü kazınacaktır, dış güçlerin uzantıları vb.” yediden yetmişe her vatandaşın ezberlediği nutuklar. Bu nutuklarla Kürt halkına yapılan zulüm, Kürt halkının çektiği acılar perdeleniyor ve yok sayılıyor. Bugüne kadar kirli savaş yanlıları ne yapıp edip büyük hayalimizi bastırdı. Ama nereye kadar?
Kirli savaş çetesi ve emrindeki uzman-stratejist-araştırmacı vb. takımı hala medyayı kaplıyor ve hala ahkam kesiyor: Efendim, zırhlı araç yokmuş, helikopter gelmemiş, İHA’lar yetersizmiş, istihbarat yokmuş, koruma yokmuş, terörün dış desteği kesilmeliymiş… Say Allah say. Hiç birisi yahu bu halk-bu insanlar ne istiyor, istekleri niye olmasın, hele bir dinleyelim demiyor. Tersine konuşanları tutuklayıp zindana tıkarak, katlederek susturmakla çözüm sağlanacağına inanıyorlar. Zindanlar siyasetçi-gazeteci, avukat ve her yaştan kadın-erkek insanlarla doldu taştı. Ama AKP Hükümeti hala savaşı şiddetlendirip yaygınlaştırarak çözüm bulacağına inanıyor. MHP zaten yıllardır AKP’yi kışkırtmakla meşgul. CHP ise iki arada bir derede sallanıp duruyor. Hangi partiden olursa olsun herkesin aklını başına toplayıp düşünmesi gerekiyor.
Kürt halkının yaşadığı zulüm ve gösterdiği direniş tamamen bir iç sorundur. Kürt halkı gasp edilen temel insan haklarını elde etmek istiyor. Bunu kabul etmek yerine polis-asker zoruyla, terörüyle halkı susturmak bastırmak için zulümle dolu doksan sene harcandı. Son otuz sene aralıksız bir imha savaşı yapıldı. Ama bütün bunlar Kürt halkını sindiremedi. Şunu görmek gerekir ki hiçbir ordu-polis ya da başka silahlı güç, bir halkın özgürlük mücadelesini bastıramaz. ABD Vietnam halkından çok daha üstün silah-para gücüne sahipti ama yenildi. SSCB’nin kızıl ordusu Afgan halkından çok daha büyük silah gücüne sahipti ama yenildi. İsrail açık ki Filistinlilerden çok daha büyük bir silah-para gücüne sahip ama bir türlü baş edemiyor, edemez. Daha çok örnek verilebilir. Ama şu açıktır ki hiçbir işgalci güç para-silah vb. gücüyle bir halkın özgürlük ateşini söndüremez.
Oslo mutabakatına bakalım. Daha önce internete düşen ve şimdi de CHP tarafından açıklanan Oslo-İmralı görüşmelerinde varılan ama uygulanmayan mutabakat yeniden tartışılıyor. CHP sözcüsü Haluk Koç-CHP’yi ne kadar temsil ediyorsa- tarafından hükümeti suçlama biçiminde yeniden gündeme getirilen Oslo mutabakatını herkes dikkatlice değerlendirmelidir. Mutabakat metni dikkatle okunursa görülür ki yanlış olan hükümetin 3-4 yıl süreyle Öcalan ve PKK liderleriyle görüşmesi ve mutabakata varması değildir. Tersine bu diyalog ve mutabakat en doğrusudur. Ama yanlış olan hükümetin bu mutabakata uymaması, görüşme masasını devirmesidir.
Mutabakatta yer alan tarafların “15 Haziran 2011 tarihine kadar her türlü operasyonu ve askeri faaliyeti durduracakları ve 2011-Haziran’ın ikinci yarısında müzakereleri derinleştirmek üzere bir araya gelecekleri maddesi niye uygulanmamıştır, kim uygulamamıştır? Açıkça görülüyor ki hükümet çevrelerinin bu tarihten bir ay sonraki Silvan çatışmasını bahane etmeleri tamamen saptırmadır, yalandır. PKK’nin ateşkesine rağmen hükümetin mutabakata uymaması ve ordunun operasyonları sürdürmesi sonucu birçok gerilla yaşamını yitirmiş ve sonunda Silvan’daki çatışma gündeme gelmiştir. “Hükümet oyalama yoluna gidiyor, verdiği sözleri yerine getirmiyor. Operasyonlar sürmeseydi Silvan’daki çatışma da olmazdı” diye açıklama yapan PKK yetkilileri haklı değil mi?
Devlet ve PKK temsilcileri arasında 3-4 yıllık görüşme sürecinde varılan mutabakat hala günceldir ve gerçekleştirilebilir. Yeter ki AKP ve devlet çatışmanın değil görüşmenin çözüm olduğuna inansın, inkar ve imhanın değil görüşme-müzakere ve uzlaşmanın tek çözüm yolu olduğunu anlasın. Ama bu konuda hem devlet kurumları hem de siyasi partiler bir kargaşa içindedir. CHP’deki kargaşa aslında bütün parti ve kurumlar için geçerlidir. Bu durum medyaya da aynen yansımaktadır. Çözümden yana olanlarla kirli savaş çetesinin uzantıları her alanda hesaplaşmak zorundadır.
Hem bölge hem de Türkiye büyük ve kaçınılmaz bir değişimin eşiğindedir. Bütün siyasi partiler-kurumlar kendi içlerindeki hesaplaşmayı bitirip kendilerini büyük hayali gerçekleştirmek için ortaya koymak zorundadır. Büyük hayaller olmadan büyük başarılar ve gelişmeler olmaz. Kirli savaş ne kadar güçlü görünse de, dış destekleri çok olsa da bir çetenin dayatmasıdır. Büyük hayaller ise on milyonlarca insanın özgürlük ve eşitlik ve barış gibi gerçek istemlerine dayanıyor. Büyük hayallerimiz kirli savaş çetelerinin oyunlarını bozacak ve onları yenecektir.