
7 Haziran seçimlerine az kaldı. Bir yandan Mayıs şehitlerini saygıyla anıyor, öte yandan Mersin ve Adana’da HDP binalarına devlet örgütlenmesiyle yapılan bombalı saldırılara daha çok çalışarak, barışı ve özgürlüğü, halkların kardeşliğini savunarak cevap veriyoruz.
Biz’ler HDP’ye oy verenleriz. Bir kesim de başka partilere oy verecek, ama kararsızların da sayısı bir hayli fazla.
HDP’nin ‘Büyük İnsanlık’ çağrısını diğer partilerin seçim beyannameleri, bildirgeleri ve söyledikleri ile karşılaştırıp neden HDP’ye gönül verdiğimizi anlatmaya çalışalım.
Kadınlar HDP’yle özgürleşecek
Artık kadınların “dünyanın bütün kirli çamaşırlarını, bütün kirli bulaşıklarını yıkamadığı, özgürleştiği” bir Türkiye öneriyor HDP. Yaşamın her yerinde erkeğin önünde, arkasında değil, onunla omuz omuza vermiş kadın yoldaşlarımız olacak ve oluyor da. Bize de yaşamın bütün alanlarında bütün işleri onlarla paylaşmak düşüyor.
Hayat TV’de Hürriyet gazetesinden Melis Alphan, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘a soruyor: “Toplumsal cinsiyet konusunda eğitim almış gibisiniz. Bu eğitimi kim verdi size?” Demirtaş yanıtlıyor: “Partimizdeki kadınlar.”
Hepimiz birbirimizden öğrenerek, birlikte hayatı paylaşarak önyargılarımızı yıkıyoruz. HDP ilk başta bunu vaat ediyor Türkiye’ye.
Beyannamede somut öneriler de var.
* Ev içinde çalışan kadınların emeğini göz önünde bulundurarak ev içi emeği de sosyal güvenlik kapsamına alacak.
* Tüm mahallelerde 7/24 anadilinde, ücretsiz kreş öneriyor HDP ve bu ailelerin hayatlarını çok rahatlatacak.
* Zaten var olan eşbaşkanlık sistemi ve eşit temsiliyet devam ettirilecek ve hayatın her alanına yerleştirilecek. Bu eşit temsiliyet, Selahattin Demirtaş’ın deyimiyle “Zübük siyasetine” son verecek ve içimizde egoları şişmiş, bencil, bireyci büyük-küçük Tayyip’lerin yetişmesini engelleyecek.
* Mevsimlik kadın işçiler de unutulmadı.
* İki başka ilginç öneri de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün resmi tatil olması ve Kadın Bakanlığı.
Gençliğin talepleri beyannamede
HDP’nin gençlik konusunda söylediklerine bakalım:
* Gençliğin sadece spor ile ilişkilendirildiği bir yaklaşımla “Spor ve Gençlik Bakanlığı” değil, bir Gençlik Bakanlığı kurulacak; bunun dışında Gençlik Meclisleri olacak.
* 12 Eylül faşizminin mirasçılarından olan YÖK kaldırılacak, bunun yerine özerk üniversite meclisleri kurulacak.
* İnternet sansürsüz, ücretsiz ve özgür olacak.
* Zorunlu askerlik kalkacak ve vicdani ret hakkı tanınacak!
AKP’nin gençlere vaat ettiği şey ise tam da üç çocuk formülasyonlarına uygun: Evliliğin teşvik edilmesi amacıyla Çeyiz Hesapları olacak. Özellikle genç kızları sadece doğurma makinaları olarak gören bir anlayışa yakışan bir öneri.
Bunun dışında yine neoliberal-kapitalist anlayışlarını çok güzel özetleyen bir cümle var, AKP seçim bildirgesinde: “Üniversite-Sanayi işbirliğini artıracağız.” Üniversiteleri birer bilim yuvası olarak değil de, sadece sanayiye çalışan birer kapitalist şirket olarak gören bir anlayışla karşılaşıyoruz. Zaten Tayyip Erdoğan ülkeyi bir şirket olarak yönetmekten bahsetmemiş miydi?
MHP’nin seçim bildirgesinde de buna benzer bir cümle var: ‘Girişimci ile üniversite arasında etkin işbirliği geliştirilecek.’
Çocuklar da var!
“Yeni Yaşam” çağrısında çocuklar da unutulmadı. “Berkin’lerin, Uğur’ların, Ceylan’ların anısına sahip çıkacağız!” derken HDP, zaten insanlıktan yana tavır almış oluyor.
* HDP “Çocuk Hakları İzleme ve Değerlendirme Komisyonları” kurulmasını öneriyor.
* Çocuklar için Gıda Bankaları kurulacak, buralardan her çocuğun ücretsiz beslenmeleri sağlanacak.
* Türkiye’nin bir yarası olan çocuk işçiliğine son verilecek.
* Çocuk cezaevleri kapatılacak.
Buna karşın AKP’nin önerileri şunlar: “Medeniyet değerlerimizin kurumsal taşıyıcısı olan vakıf geleneğimizi devam ettireceğiz.” Bu vakıfların kimlere yaradığını, parayla dolup taşan ayakkabı kutularından biliyoruz zaten!
Devamında AKP çocuklara, gençlere Osmanlıca’yı öğretecek-miş. Bir de “tarihimizin önemli şahsiyetleri ile ilgili belgesel, dizi, çizgi film çekeceğiz” diyor AKP.
Sakın ama, kimse Şeyh Bedrettinler, Pir Sultanlar, Şeyh Saitler, Seyit Rızalar öğretilecek diye umutlanmasın! Bu dizilerde, filmlerde kardeş, anne, baba boğazlatan, katleden, Anadolu ve Mezopotamya halklarının katilleri olan padişahlar, sultanlar ve şehzadeler görebileceğiz.
İnançlara özgürlük!
İnanç konusunda da önemli şeyler söylüyor HDP’nin “Büyük İnsanlık” çağrısı. Dİyor ki,
* İnanç ve kimlikler, “eşit yurttaşlık” temelinde anayasal güvenceye kavuşacak.
* HDP, zorunlu din derslerine son verecek, din dersleri seçmeli ve isteğe bağlı olacak. Kimse Alevilere, Hıristiyanlara, ateistlere zorla İslam dersini öğretemeyecek. Türkiye’yi yüzde 99 müslüman gören bir zihniyetin hoşuna gider mi bu?
* Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılacak, devlet din ve inanç alanından elini çekecek.
* Başta Cemevleri olmak üzere Alevilerin bütün ibadet mekanları “ibadethane” olarak tanınacak.
* Diyanet’in yerine HDP, “İnanç Komisyonları”, İnanç İşleri Başkanlığı öneriyor. Kim neye inanıyorsa inansın ya da inanmasın, herkes inancını (ve inançsızlığını) özgürce yaşayacak.
* Devamında çok önemli bir şey daha söylüyor: “Tarihte halklara yapılan soykırım ve katliamlar karşısında halklardan devlet adına özür dilenecek.”
İnanç konusunda öteki partiler ne diyor? AKP’nin seçim bildirgesinden: “Cemevleri gibi konularda Alevi kanaat önderleri ile gerekli adımları atacağız.” 13 yıldır atamadınız mı? Bugüne kadar size kim engel oldu? Atılan adımlar nereye doğru atılacak?
Peki CHP ne öneriyor: “Devlet tüm inançlara ve bireysel tercihlere eşit mesafede duracak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu ilke çerçevesinde hareket etmesi sağlanacaktır.” Bütün konularda olduğu gibi burda da yuvarlak, soyut cümleler kurulmuş. Çürümüş bir meyvenin çürümüş bir yerini kesmeniz bir işe yaramaz, bütün meyve bakterilerle dolmuştur, hepsini çöpe atmanız gerekir. Gerçi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin seçmeli olmasını CHP de destekliyor fakat Diyanet ile ilgili bakış açısı net değil.
MHP’nin seçim bildirgesinde ise inanç yaklaşımı, şu şerhlerden anlaşılabiliyor:
“Hiçbir şekilde tartışmayacağımız hususlar:
- Farklı etnik kimliklere siyasi ve hukuki statü,
- Kişi hak ve özgürlüklerinin etnik temelli kolektif haklara dönüştürülmesi,
- Türkçe dışındaki dillere ve farklı kültürlere statü,
- Milli kimlik tanımının değiştirilerek ‘Türkiyelilik’ kavramının esas alınması,
- Türkçe’den başka dillerde ‘anadil’ olarak eğitim yapılması
- Türkiye’nin idari yapısının değiştirilerek yerel yönetimlerin mahalli parlamento olarak çalışacağı özerk bölgeler.”
Bitmedi. MHP’nin bildirgesine bakmaya devam edelim: “Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevi İslam inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde yeniden yapılandırılacaktır. ‘Türkiye Alevilik Araştırmaları Merkezi’ kurulacak, Alevi inanç önderlerinin akademik seviyede eğitilmesi için İlahiyat fakültelerinde ‘Tasavvuf İlimleri Bölümü’ kurulacaktır.”
Son olarak da Aleviliğin tanımını Alevilere bırakmadan ille de ‘İslam’ın’ içine sokmak istemeleri de ayrı bir gaf tabii ki.
MHP’nin seçim bildirgesinde hemen bunların ardından gelen şu cümle de dikkat çekici: ‘Dış destekli Sivil Toplum Kuruluşları ve medya organlarının yıkıcı ve ayrıştırıcı faaliyetlerine mani olunacaktır.’
Her yerde düşman, her yerde bölücü arayan paranoyak bir zihniyetin yansıması değil mi bunlar?
Demokraside ısrar
Demokrasi konusunda da önemli şeyler söylüyor HDP: Bütün antipropagandalara rağmen başkanlık sistemine kesinlikle karşı. Tavrı net: AKP, ne içten, ne dıştan desteklenecek.
Ayrıca diyor ki, “Demokratik özerklik kurulacak.” Bu şu demek: Vali dahil yerel yöneticiler, devlet tarafından atanmayacak, bizzat halklar tarafından seçilecek. Eşbaşkanlık sistemi her yerde inşa edilecek.
Şu cümle, niyeti güzelce özetliyor: “Temel hak ve özgürlüklerin önündeki anti-demokratik ve baskıcı yasalar, engeller kaldırılacak.” 12 Eylül’den miras kalan ne varsa, MGK, özel mahkemeler, JİTEM, kontrgerilla, yüzde 10 seçim barajı, hepsine son verilecek. Ayrıca bütün demokratik eylemler meşru kabul edilecek ve her tür işkence ve kötü muamele insanlık suçu sayılacak. Hasta tutsaklar serbest bırakılacak. Bir cümle daha okuyalım: “Bütün halkların bir arada yaşama koşullarını, gönüllü birlikteliğini, eşitliğe ve adalete dayalı yaşamını ortak vatanımızda sağlayacağız.”
AKP seçim bildirgesinde ise başkanlık sistemi çok önemli bir rol oynuyor: “Mevcut sistemde, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın farklı siyasi geleneklerden gelmeleri durumda kriz üretme potansiyeli taşımaya devam etmektedir.” Demokrasinin ‘D’sinden yoksun bu cümleden anlaşılan şu: Tayyip Erdoğan padişah olsun, bizler de kulları!
AKP’nin seçim bildirgesinde çarpıklıklar bitmiyor: “Büyükşehirlerde mahalle bazlı sosyal analizler yapacağız.” Biz buna kısaca ‘fişleme’ diyoruz!
Ekoloji
Doğa konusunda HDP, nükleer enerjiye net karşı çıkan tek parti. HES, termik, nükleer enerji projelerine son verilecek, yenilenebilir enerjiye öncelik verecek. Ormanların, seraların, kıyıların yağmalanmasına son verilecek.
AKP’nin böyle bir isteği, arzusu, çalışması yok. HDP’nin karşı çıktığı “Kanalistanbul” çalışmalarına devam ettiklerini bildiriyorlar seçim bildirgelerinde. CHP de yine yuvarlak laflarla işi geçiştiriyor: “Nükleer enerjiye kategorik olarak karşı değiliz.”
Soralım sevgili CHP’lilere: Katliamlara kategorik olarak karşı mısınız? İş cinayetlerine? Kadın cinayetlerine?
Santrallerin bulunduğu her yerde insanların arasında kanser vakalarının yükseldiğine dikkat çekiyor doktorlar ve bu çoğalan hastalıkların sorumlusu nükleere net karşı çıkamayan bütün partilerdir.
MHP de AKP ve CHP’nin izinden gidiyor: “Nükleer başta olmak üzere yeni enerji teknolojilerini üretecek yetkinliğe ulaşılması” gibi içi boş laflarla doğa dostu gibi görünmeye çalışıp doğayı yok etmeye devam edeceklerinin haberini veriyorlar.
HDP, dış politika konusunda da barış için uğraşacağının sinyallerini veriyor: “Suriye’de iç savaşa son, halkların kardeşliğine dayalı çözüm.” Kıbrıs’ın bölünmüşlüğüne son verilmesini ve Ermenistan sınır kapısının açılmasını da istiyor.
İşçi, emekçilerin de içinde HDP: “Taşeron sistemine son, güvenceli iş ve güvenli çalışma ile iş cinayetlerine son verilecek.”
HDP seçim beyannamesinden devam: “Madenlerdeki cinayetleri durdurmak için güvenli üretim koşulları sağlanana kadar üretim durdurulacak.” HDP’ye yakışır bir formülasyon: Önce insan. Grevler de yasal hak olacak. Ayrıca göçmen işçilere karşı ayrımcı politikalara son verilecek.
İki ‘güvenlikçi’ parti
Şimdi iki cümle okuyalım, partileri siz tahmin edin:
“Terörle mücadeleyi devletin tüm organlarının, halkın katkısıyla sürdüreceğiz.”
“Vatandaşlarımızın güvenlik güçlerine yardımcı olmasını sağlayacak yöntemler geliştirilecek.”
Birbirlerine ne kadar yakın ve ne kadar faşizan bir anlayış, değil mi? Birinci cümle CHP seçim bildirgesinden, ikincisi MHP seçim bildirgesinden.
Güvenlik güçlerinin ne yaptıklarını görüyoruz. Faşist devletin emrinde bütün protestolarda copla, gazla ‘ileri demokrasiyi’ sağlıyorlar. CHP ve MHP de bizden her şeyimizle bunlara yardımcı olmamızı istiyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Esnaf alperendir” deyişine ne kadar çok benziyor, değil mi?
Gülümsemenin adı: HDP
Sonuç olarak, Biz’ler Spartaküs, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan, Mustafa Suphi, Deniz-Mahir-İbo-Sinan, Mazlum Doğan geleneğinden geliyoruz. Kobanê’de insanlık onurunu ayağı kaldıranlarız. Artık mücadelemizi benciliğin, bireyselleğin, kibrin, önyargıların barajlarını yıkarak, içimizde barınmaya çalışan Tayyip’leri de yenerek, en samimi, en sıcak halimizle yeni bir coşkuya, yeni bir umuda, gülümseyişlerimizle yeni bir birlikteliğe dönüştürdük: Bunun adı HDP.
“Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp koparılacaktır...” (Nazım Hikmet)
Bu yüzden, oylar HDP’ye.
TARKAN BOZKURT