Demokrat Parti (DP) iktidarının yalpaladığı 1955 sonrası, meydan nutuklarında "millete hizmetin" en şaşahalı yıllarıydı. Her şeyi bitirmiş, eksen, doğrultu değiştirme çırpınışlarıyla Rusya'ya yanaşma, limanına sığınma çabasına girmişti. Dönemin etkin iletişim aracı radyo, iktidarın "millete hizmet yolunda katlandığı fedakarane" çalışmalarını sıralarken Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın başkanlığında, sabahlara kadar süren "devlet, hükümet" toplantılarını duyuruyordu.

 O sırada henüz, büyük şehirlerin kenar semtleri elektrikten mahrum, bütün köyler, "gavurun akıl almaz bu son icadı"ndan habersizdi. Tezek, odun bulamayanların kıral yakacağı, aydınlatmanın en lüksü de gaz yağı lambasıydı. Gaz yağının ateşlendiği "gaz ocakları" ise Türk burjuvazinin mutfağında "modernite" simgesiydi.  
Ama devletin, dışarıdan gaz yağını satın alacak parası yok, içeride kara borsa hakim, normal fiyattan edinme ise karneye bağlıydı. Şehirlilerin unu, ekmek de öyle...
Radyo haberlerine kulak veren Türk halkı, Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı köşkünde sabaha kadar süren "devlet, hükümet erkanı" toplantılarında doyasıya ekmek yeme ve lambalarına gaz doldurma ihtiyaçlarına çare aradığı düşüncesiyle huzur içinde ama, ikisi halen faal (Oktay Ekşi ve Altan Öymen) bir kaç gazeteci "bu fedakarlığın içinde bir iş var" diye pirelenmiş, en azından "memleket meseleleri" toplantısına girip çıkanları tesbit için köşkün ağaçları arasında pusuya yatmış ve gördükleriyle şaşkına dönmüşlerdi. Çünkü, karanlığın içinden fırlayıp köşkün kapısına yanaşan arabalardan "devlet erkanı" olarak dömbelekçiler, kırnatacı, zurnacı, dansözler iniyordu.
Gazeteciler, "hizmet erkanı"nı tesbit için flaşları patlatınca, polislerin hücumuna uğruyor, kaçmayı başaramayanlar, yakalanıp "devlet aleyhine casusluk yapan vatan hainleri" suçlamasıyla Türk adaletine teslim ediliyordu.
Gerçi "memlekete hizmetleri" sansürleniyor, ama ne mal oldukları anlaşılıyordu.
Sonra devir, devirle birlikte "erkan" değişti. Ama "vatan ve millete hizmet aşkı" asla değişmedi. Yalan söylemekten ve alıp götürmekten kimsenin başı ağrımadığı için, her gelen, nutuklarında ötekinden daha büyük "millet sevdalısı"ydı. Sevdaları da bizaat kişilikleri, kızları, oğulları, damat ve yeğenlerinin zenginlik maceralarıyla ortalığa dökülüyordu, bazan. Ama, kendi kendilerini, birbirini yıkayıp tertemiz kenara koydular. Tansu Çiller’in dolar çuvalları, Amerika'daki oteller, Kuşadası çiftliği ve İstanbul'daki yalısı kendiliğinden temize çıktı.
Cumhurbaşkanlarını ele alırsak, Atatürk’ün Hindistan'dan gelen para meselesi, çiftlikler konuşuldu, sadece. İnönü’nün kardeşi Rıza Temelli, dünürü Ali Sohtorik’in kazancı. Cemal Gürsel, gümrük komisyoncusu olan oğlu Özdemir Gürsel, Cevdet Sunay'ın oğlu ve damadıyla, Kenan Evren de mahdumları konuşulmakla kaldı…
Demirel’in yeğen ve kardeşlerinin servetleri, seçim meydanlarında sopaya takılı pankart olarak kaldı. Özal’ın ailesi tekmili birden dillerde, kızı ve damadı ise "davul delen Jaguar" motifiydi.
Abdullah Gül Çankaya’ya çıkarken, "kayıp Triliyonlar" davası sürüyordu. En büyük Türk büyüklerinden biri olan Erdoğan, "din mürşidi"ydi, aynı zamanda. O Başbakanlığa çıkarken kalpazanlık, dolandırıcılık, yolsuzluk dosyaları ardındaydı.
O şimdi, "en çok sevilen Türk evladı" olarak Cumhurbaşkanı.
Bayar’ın "memleket meseleleri" toplantıları, AKP’nin hicrete dair günah ve sevaplar rehberi oldu. Cumhuriyet gazetesi, "inşallah" diye başlayan "millete hizmetleri"ni tefrika ediyor ara ara.
"Vatan ve millete hizmet" fedakarlıkların gerisinde,  kimilerinin başından aşağıya arsa, bina tapuları, dolar balyaları yağıyor. Kimileri, Kara Korsan’ın hazinesini kaçırması misali, dolar balyalarını muhtemel polis baskınlarına karşı kamyonlara yükleyip, lamekan İstanbul sokaklarında dolaştırarak, tehlikeyi atlatma vaziyeti alıyor.
Bu yiğitleri görenler, onları mal, mülk tapusu, dolar balyaları levazatçısı sanıyor. Yandaşların da servet tedarikçisi…
Yoksullara cennet vaaddederken, yandaşın bu dünyadaki karhanesinin kaç kat olacağına karar veren mimar başı…
Okullar, yeni ders yılına açıldı. Okulda olması gereken milyonlarca çocuk, dışarıda melül ve mahzun.
Ama kimin umrunda! "Millet" dini nutuklar, murşidin irşadıyla memnun, öbür dünyada cennet vaadiyla bu dünyada yaşadığı hayatında mesut. Çünkü, "devlet ve hükümet erkanı" çok Allah diyor.
IŞİD ise ayrı bir bahtiyarlık. Onlar, vekalet ihalesinin tetikçileri olarak Kürtlerle savaşta, "Allah Allah" naralarıyla tecavüzcülük yapıyor, törensellikle insan kesiyor, talana çıkarıyor, talan ve çaldıklarını da aralarında paylaşıyorlar. Kardeşçe ve tecavüzcü adaletle…
İnsanlık yanmış, yaktıkları kül olmuş; önemli değil. Götürenler, beğendiğini alanlar memnun, Kur’anda yeri ve sözü olmasa da, öbür dünyada götürenlerin yedeğinde cennete gideceğine inananlar mesut…