AKP-Devlet yöneticileri sayesinde Türkiye büyük bir mayın tarlasına döndü. Ne zaman nerede bir patlama olur, kimse bilmiyor. Devleti yönetenler ve özellikle AKP iktidarı TEK, TEK, TEK diyerek toplumu tek tipleştirmek için büyük bir baskı rejimi kurdu. İleri demokrasi, kardeşlik, açılım laflarının yerini bütün farklılıkları ezip betonlamak gayretkeşliği aldı. Bu durum toplumun tüm ezilenlerinde tedirginlik yaratıyor ve onları özsavunmaya mecbur ediyor. Dünya değişirken, bölge değişirken Türkiye’nin hiç değişmeden kalması olanaksız. Eski ve yeni statükocular ne kadar direnirse dirensin Türkiye de değişecektir. Ama statükocular bunu hala anlamıyor ve akan suya kilit vurmaya çalışıyor. “Vesayet sistemine son verdik” diyen AKP liderleri, eskisinin yerine kendi vesayet sistemlerini kurmaya çabalıyor. Bu amaçla “entegre” bir saldırı uygulanıyor. Son günlerde olup bitenlere, toplumdaki her farklığı kendi potasında eritmek isteyen ve her kesime hükmetmek isteyen AKP diktasının yaptıklarına bakalım:
AKP diktası Kürtlerin özgürlüğüne, siyasi iradesine, Demokratik Özerklik ilanına karşı çıkıyor ve Kürtlere saldırıyor. “Bizden anadilde eğitim beklemeyin” sözü bunun özetidir. Bu temelde Kürt siyaseti tasfiye edilmek isteniyor ve binlerce siyasetçi uyduruk KCK davalarıyla zindanlarda tutuluyor. Son örnek Siirt Belediye Başkanı Sayın Sadak’ın görevden alınmasıdır.
Alevilerin demokratik örgütlenmesi ve cem evleri de AKP diktasının hedefidir. “Cem evleri cümbüş evidir” vecizesinden sonra gele gele “Cem evleri ibadethane değildir, Aleviler camiye gelsin” aşamasına gelebilmişlerdir.
Kadınların kürtaj yapmasına, kaç çocuk doğuracağına ve doğumu nasıl yapacağına da AKP liderleri karar vermektedir. Buna itiraz eden kadın fahişe olarak suçlanmayı göze almalıdır.
İşçilerin sendika ve grev hakları fiilen yok edilmiştir. Bu amaçla yasalar değiştirilmekte, polisiye baskılar sürmektedir. THY çalışanları gibi direnenler işten atılmaktadır.
Hapisteki gazeteci, öğrenci, ölen hasta tutsak sayısını biliyor muyuz? AKP diktası bu alanda da rekor kırmıştır.
AKP o kadar azıtmıştır ki artık kimin-nerede-ne zaman ne yiyeceğine-içeceğine de karar vermektedir. Toplumun hem farklılıklarına-farklı kimliklere hem de günlük yaşamına bu kadar ağır müdahaleler bütün toplumu germektedir. AKP iktidarı, kendisine boyun eğmeyen-karşı çıkan toplum kesimlerine karşı toplumun diğer kesimini kışkırtmaktadır. Çoğunluk olan Türk-Sünni nüfus kışkırtılmakta ve 24 saat saldırıya hazır mekanize kıtalar gibi bekletilmektedir. Ellerinde bayraklarla, dillerinde tekbir ve İstiklal marşıyla saldırıya geçen gruplar asayişi temin etmektedir. Son günlerdeki vahim saldırılara ve devlet yetkililerinin açıklamalarına bakalım:
Şemdinli’de on gündür şiddetli çatışmalar yaşanıyor, köyler boşaltılıyor, bölgeye milletvekilleri bile giremiyor. Ama ne medyada ne de yetkililerde bir ses var.
Malatya’da bir Alevi ailenin evine saldırı yapılıp taşlanıyor ve belediye başkanı “Buradan gidin” diyor. Vali ise “Basit bir kişisel olay, büyütmeyin” diyor. Bu vali terfi ediyor.
Ardından Ayazağa’da, Dalyan’da Kürtlere saldırı yapılıyor. Kürt işçiler orayı terk etmek zorunda kalıyor.Yetkililer “Kızlara laf atılmış, kişisel kavgalar, büyütmeyin” diyor. Biz bu filmi çok seyrettik. Maraş’ta, Sivas’ta insanlar katledildi, yakıldı. Oraları terk etti. Devlet yöneticileri de saldırganları, katilleri teşvik ve himaye etti. AKP hükümeti de aynı yolda gidiyor. Biz biliyoruz ki bu halk hiç bir zaman kendiliğinden galeyana gelmez. Bu saldırıların hepsinde kontrgerilla-derin devlet vardır. Bunlar ne biçim halk ki en basit olayda hemen galeyana geliyor ve bayraklarla, İstiklal marşıyla-tekbirlerle saldırıyor. Güvenlik güçleri de onları engellemek yerine seyrediyor, teşvik ediyor. Sonra da “Büyütmeyin, şahsi olaylardır” deyip saldırıya uğrayanlara “Bölgeyi terk edin” diyor. Bunu diyenlerin evine bir kişi bir taş atsa ortalığı birbirine katar ve bütün polisi-jandarmayı harekete geçirirler.
Kimse boşuna kendisini kandırmasın ve gerçekleri gizlemesin. Türkiye ya bütün farklılıkların eşit-özgür olarak yaşayacağı bir demokratikleşme sürecine girecek ya da bütün farklılıkların çatışa çatışa bölüneceği bir sürece girecektir. Bu konuda en büyük sorumluluk iktidarda olanlardadır. Tüm farklılıkların varlığını güvenceye almak yerine onları ezip tek tipleştirmek ve büyütmeyin diye akıl vermek, ezilenlerin susup katlanmasını istemek daha büyük çatışmaların tohumunu ekmektir. O zaman büyütseniz de yararı olmayacaktır.
Sayın Öcalan uzun yıllar önce “Biz coğrafi sınırlara karşı değil sosyal ve siyasal sınırlara karşı savaşıyoruz” diyordu. Bütün ezilenlerin itiraz ettiği sosyal ve siyasal sınırları kaldırmaya var mısınız? Yoksa bu coğrafi sınırlar ne bu sistemi ne kendisini koruyabilir. O zaman da büyütmeyin diyecek misiniz? Araba devrilmeden yolu görmek gerekiyor.