Yani her şeye rağmen ekonomik olarak büyümek iyi bir şey midir?
Bir ekonomi her şeye rağmen büyümek zorunda mıdır?
Bir ekonomide kişi başına düşen milli gelir düzeyi orta ve uzun vadede artıyorsa eğer; çok genel olarak o ekonominin büyüdüğünü söyleyebiliriz, ancak bu tek başına bir şey ifade etmez. Günümüzde temel tartışma ‘neye rağmen büyüdüğünüz’ olmaktadır. Ekolojik toplum tartışmaları da burada başlamaktadır. Avrupa’da başlangıçta sadece bazı sol çevrelerce yürütülen ekoloji tartışmaları artık birçok sağcı çevrelerde de benimsenmiş ve politik programlarının önemli bir öğesi haline gelmiştir. Ancak AKP çevreleri bu konuyu duymak bile istememekte; ekoloji konusunu gündemleştirmek isteyen insanlar çoğu kez başbakan tarafından azarlanmaktadır. Onlara göre bu insanlar Türkiye’nin büyümesini istemeyen AKP düşmanı insanlardır! Maalesef bu bilinç tutulması birçok insanda sık karşılaştığımız bir durumdur. Birçok insan ekoloji tartışmalarını dar anlamda günlük karşılığı olmayan; entelektüel yönü ağır basan bir tartışma olarak görme eğilimdedir. Halbuki işin esasını konuşuyorsunuz; üzerinde yaşadığınız dünyayı bir daha geri dönüşü olmayan bir biçimde yok ediyorsanız, yani çocuklarınızın geleceğinden çalıyorsanız; bugün büyüseniz ne olur?
HES’lerle dereleri kurutuyor; termik santrallerle o bölgeyi sadece insanlar için değil, aynı zamanda bütün canlılar için yaşanmaz bir hale getiriyorsanız, ekonominiz bir vade için büyüse ne olur? AKP Hükümeti bir süredir Nükleer Santral arayışına girmiş durumda. Konuştuğu ülkeler de; Rusya ve Japonya! Bunlardan Rusya, Çernobil ile insanlığın en büyük nükleer felaketine sebep olmuş, Japonya ise ikinci dünya savaşı sonrasında nükleer bir saldırıda yüzbinlerce insanını yitirmiş olmasına rağmen nükleer enerjide ısrar etmiş bir ülkedir. Sonuçta daha yakın zamanda Japonya’da bir deprem olmuş ve Japonya deprem sonrasında o kadar övündüğü ileri teknoloji ve güvenlik tedbirlerine rağmen nükleer sızıntıyı önleyememiş ve birçok insanın ölümüne ve sakat kalmasına sebep olmuştur. AKP Hükümeti ve çevrelerinin gözünü kar hırsı öylesine bürümüş ki; bunca şey herkesin gözü önünde olmuş olmasına rağmen, bütün eleştirilere rağmen kamuoyundan gelen eleştirileri dikkate almamakta ve nükleer enerjide ısrar etmektedir.
Kürt Özgürlük Hareketi “ekolojik demokratik toplum” projesini gündemleştirdiğinde de birçok çevre “ya demokratik toplumu anladık da, bu ekolojik ne oluyor!” gibisinden burun kıvıran yaklaşımlar gösterdiler. Halbuki ekolojik olmak yurtsever olmanın bir gereğidir; veya daha doğru bir ifade ile ekolojik olmadan yurtsever de olunamaz! Yani siz ülkenizin; deresini, gölünü, ağacını, toprağını, börtü böceğini sevmeden; üretirken onları da bırakın tüketmeyi aksine artırmayı düşünmüyorsanız nasıl yurtsever olacaksınız? Geleceğinizden çalarak veya çalınmasına göz yumarak nasıl yurtsever olunur? Yaşadığı coğrafyaya, o coğrafyanın insanına, doğasına; taşına toprağına muhabbet duyarak insan yurtsever olur, ve bu yönüyle yurtseverlik muhabbeti esas aldığı için milliyetçilikten kalın çizgilerle ayrılır! Çünkü milliyetçilik esas olarak öteki vurgusuyla kendini tarif ederken; yurtseverlik kimseyi ötekileştirmeden insanın geldiği, var olduğu, var olmasına sebep olan topraklara ve o toprağın insanına bir tür minneti-borcu gibidir, kısaca yurtseverlik için insan olmanın olmazsa olmazıdır da diyebiliriz!
Bir toplum eğer bir şeyle övünecekse bu; doğal ve insan kaynakları tüketilmeden; hatta onları geliştirerek, çevreyi, ekolojik dengeyi bozmadan, onları koruyarak sağlanan büyüme olmalıdır! Bir ülkenin toplumu; ekonomisi ve kurumları bir daha geri dönülmeyecek biçimde topyekün gelişiyorsa; o ülkede yaşayan insanların demokratik ve ekonomik standartları geliştiriliyorsa ve bu doğaya ve insana rağmen olmuyorsa; işte bununla övünebilirsiniz!
“Ekolojik-demokratik” toplumdan; sadece kar hırsıyla üretim yapan; kar etme dışında bütün diğer yaklaşımları akıldışı ilan eden neoliberal anlayışları reddeden, insanı ve doğayı merkezine alan bir üretme, tüketme sürecini anlamalıyız!
Ekolojik ve demokratik olmak; insanın insanla, insanın doğayla bin yıllardır süren savaşının bitirilmesi ve ebedi barışın gerçekleştirilmesidir!