İkinci kelimenin “ada” değil, “aday” olduğunu söylediğimde ise mana veremedi. Kitabı okuduktan sonra arkadaşımı aradım, “İkinci kelimeyi ada olarak da okuyabilirsin, kitapta çok güzel bir ada bölümü var” dedim. Hem zaten sıkıcı siyaset anılarına gerek yoktu...
Ercan Kesal senaryolarından, filmlerinden tanıdığımız çok yönlü bir karakter. Bir Zamanlar Anadolu’daki rolüyle çoğu insanın gerçekten “muhtar” olduğunu sandığı, sonra iyi bir oyuncu olduğunu öğrenip şaşırdığı bir karakter. Bir yandan doktor, Kürdistan’da ve emekçi mahallelerde uzun yıllar çalışmışlığı var. Dış görünüşünden aşırı ciddi bir insan olduğunu düşünebileceğiniz bu karakterin inanılmaz güçlü bir mizah anlayışı var.

İlk kitabı “Peri Gazozu”nda bunu görememiz normal, Peri Gazozu bir aktarım kitabıydı. “Nasipse Adayız” ise yazarın güçlü mizah anlayışını sınırsızca önümüze serdiği bir novella. Kitabın kahramanı, şehir merkezine uzak bir ilçede çalışan; entelektüel, hali vakti yerinde bir doktor. Kitabın yazarı ve kahramanı birbirine fazla benzediği için insan ister istemez Ercan Kesal, romanın alteregosu mu, diye düşünmekten kendini alamıyor. Fakat yazarla yapılan röportajlarda yazar, bunun böyle olmadığını, kitabın ”bir hayal ürünü” olduğunu ifade ediyor. 

Kişisel olarak not düşmek gerekirse, Ercan Kesal’ın işlerini ilgiyle takip eden biriyseniz ve onun samimiyetinden şüpheniz yoksa kitabın kahramanını Ercan Kesal olarak kodlamak harika bir tad veriyor ve büyük bir hazla okuyorsunuz kitabı. 

Romandaki Doktor Kemal, her işi seyrinde ve yolunda giderken, bir anda siyasi bir partinin aday adayı olmak için koştururken buluyor kendini. İhtimaller dahilinde bile olmayan bir konu, çevredekilerin “olur”, “hadi doktor”, “senden iyisini mi bulacağız” demesiyle doktorun hayatında gündem olmaya başlıyor. Başlarda istemiyor görünse de, karaktere yoğunlaştığınızda anlıyorsunuz ki, istiyor. Olmamışlık, ne yapacağını bilememezlik, o yetememezlik hali kesif kokusuyla sarıyor doktoru. Evet birlikte olduğu ve sevdiği bir kadın var, evet işi var, evet parası var; ama ona yeterli gelmeyen bir şey de var. Bu yetememezlik ve bu boşlukla çıkıyor yola. Normal zamanda “cahil” olarak nitelendirebileceği insanlara “başkan” diye hitap ederken buluyor kendini ve bunu yadırgamıyor. Bu böyle ve böyle olması gerekiyor. Başkan’la içilir, başkanın dediği yapılır, başkanın evine sevdiği içkiyle gidilir. O gün sevdiğiniz kadınla buluşmuş olsanız bile bir telefonla oradan kalkmak zorunda kalabilirsiniz ve bunun yakıcı bir gerçekliği olmaz, öyle olması gerekiyor, der doktor ve başka bir çıkmaza da böyle girer.

Bunaltan siyasi atmosferi, sıkıcı seçim dönemlerini çekilir kılan bir kitap olmuş Nasipse Adayız. Bu haliyle çağdaş bir “Zübük” okuması olabilir ve onun kadar eğlenceli gelebilir. Kahkahalarla güleceğiniz yerler kadar halinize ve genel olarak halimize, ülkenin haline üzülüp, üzerine düşüneceğiniz yerler de var kitapta.

Zübük’ün 60’lı yıllarda, Nasipse Adayız’ın da 2000’li yıllarda yayımlandığını ve aradan uzun yıllar geçtiğini düşünürsek hep mi böyleydik, sonradan mı böyle acınası bir toplum haline geldik ve acınası bir siyasi iklime sahip olduk sorularının yanıtını da buluyoruz kitapta.

Tek partili dönemden sonra şiddetini ve sıkıştırıcılığını arttırarak ilerleyen bir parlamenter sistem ve ona bel bağlayan, ondan medet uman insanlar oldu, olmaya devam edecek. İnsanlar bir noktadan sonra daha fazlasını olmak ve toplumda saygın bir yeri olsun isteyecek. Doktor Kemal’in etrafındakiler gibi yıllarını “tek adam”la yönetilen, esasen o adam ve onun yakınındakiler hariç kimsenin fikrinin öneminin olmadığı bir partinin hizmetine adayan, o partiye emek harcayan, partiye evini açan insanların bir müddet sonra ülkenin değişen iklimine göre oyun dışı bırakıldığını yakın çevremizden; babalarımızdan, dedelerimizden dahi biliyoruz. Hayatın çıkmazlarında savrulan, bulunduğu yerden çıkmak isteyen ve aslında bulunduğu yere dönen, hatta bazen daha kötü bir noktaya düşen insanlardan biliyoruz. Doktor Kemal bu yüzden çok tanıdık.

Nasipse Adayız bu yüzden bize de dokunan, bağlayıcı bir kitap. Hatta kitaptan ziyade bir film. Gözünüzü çıkarmayan, göğsünüze oturmayan, alıp çok uzaklara da götürmeyen; ama üzerine düşündüğünüz, yer yer güldüğünüz etkileyici, güzel bir film. 


NASİPSE ADAYIZ


Ercan Kesal
İletişim Yayınları
2015, 194 sayfa, 15 TL


TUÐÇE YILMAZ