
Sudan gelen insan, sudan kopamadı hiçbir zaman. Hep ona yakın olmak istedi ve oldu da. Sonradan her ne kadar onu bulunduğu mekanlara taşımış gayretine girmiş olsa da, hep suyun yanına oldu ve yurt edindi. Onunla kendini ve çevresini tanıdı ve onunla daha büyük var oldu.
İnsanın ilk ana rahmi olan su, kendisinden oluşturduklarına hep ruh ve can verdi. Hele bu su bir de akan bir ırmak ise, akışının sonsuzluğunda yaşamın başlangıcı oldu ve ardında bırakarak büyük uygarlıkları sürdürdü hep akışını. Kimi zaman usulca, kimi zaman da yatağına sığmayacak kadar çılgınca…
Dicle ve Fırat gibi…
İşte burada bu ilk sorumuza dair oluşturacağımız ilk cevap, Kürt Tiyatrosu’nun doğuşu Dicle ve Fırat’ın doğuşudur, diyor yolumuza devam ediyoruz. Güzel ve yiğit bir kadındır Dijle. Ferat da yiğit ve güzel bir erkek. Bu iki ırmak Kürt Tiyatrosu’nun ilk kaynağı, ilk ana rahmidir. Yan yana akan bu iki nazlı ve asi ırmak geçtikleri her yere yaşam sundular. İnsanlığa ve doğaya canından can, renginden renk katarak uygarlıklara kapı araladılar.
İlk insan topluluklarına kapılarını açan bu iki ırmak insanın doğayla, evrenle ritüelsel bağ kurmasına ev sahipliği yaparak kendilerini, doğayı ve evreni anlama çabalarına kaynaklık etti. İlk ölüme yakılan ilk ağıt, ilk doğum eylemine çekilen ilk zılgıt, doğan ilk bebeğe söylenen ilk ninni, söylenen ilk şarkı, anlatılan ilk masal ve ilk destan yine bu iki ırmağın kıyısında söylendi, anlatıldı. Uzun kış gecelerinde tiyatromuzun kaynağı olan bu anlatı sanatlarıyla hükmettiler karanlığa.
Dicle ve Fırat’tı yurt edinen ilk topluluktaki ilk hamile kadının karnındaki ilk hareket ve bu hareketi izleyen topluluktaki ilk adam ve bu ritüele eşlik eden Dicle ve Fırat’ın dalgaları ilk teatral aksiyondur. Bu ritüeli izleyen ilk insan topluluğu ise ilk teatral seyircilerdi. İki güzel, kadın ve erkek olan bu iki ırmağın rahminde yükselen bu ilk ritüelsel yaşam ve ona dair olan her şey aynı zamanda Kürt Tiyatrosu’nun ilk kaynaklarına tekabül etmektedir.
Uzun kış geceleri gibi uzun masallar, bu uzun gecelere sığmayan destanlar, dengbêjlerin sesinden ve yüreğinden süzülüp gelen stranlar; yaşamı, ölümü, doğanın yeniden dirilişini, bolluğu, bereketi, yas ve sevinci temsil eden her bir ritüel aynı zamanda Kürt Tiyatrosu’nun çıkışı, doğuş kaynaklarıdır. İlk kaynaklarıdır ama bu kaynaklara yüzyıllar boyunca doğru inilmediği ve doğru ilişkilenilemediği için, bunun da ötesinde bihaber yaşanıldığı için Kürt Tiyatrosu bu kaynaklardan doğru beslenemedi.
Çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun doğuşu
Genel olarak Kürt Tiyatrosu’nun doğuşu ve kaynaklarına dair bu kısa belirlememizin sonra Kuzey boyutuyla çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun doğuşu, dünü, bugünü, gelişim sorunları, seyirci ve kurumların gösterdiği ilgi ve ulaştığı düzeyi ele almadan önce, Kürt halkının genel karakteristik özelliklerine bir paragrafla da olsa değinmeden yola devam etmek bir eksiklik olur.
Mezopotamya uygarlığının ilk sakinlerinden olan ve bu coğrafyanın kalbinde yer alan Kürt halkı, tarihi boyunca kapısını çalan her halka sonuna kadar açtı kapılarını. Büyük bir misafirperverlik gösterdi. Misafirperverliğin de ötesinde dostça karşıladı ve kendinden bildi. Karşılığında ise aynı düzeyde bir dostluk görmedi. Hatta aynı düzeyde dostluk görememenin de ötesinde, kem gözlerle karşılaştı hep. Bu kem gözlere karşı kendini koruması gittikçe zorlaştı ve tarihin uzun nehrinde işgaller altında yaşamak zorunda kaldı. Her ne kadar bu durumu hiçbir zaman kabul etmediyse ve buna karşı hep direniş halinde olduysa da; yakın tarih içinde dört parçaya bölünmekten alıkoyamadı kendini. Bölünme sadece fizyolojik değil, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik bir bölünmeydi. Durum bu olsa da, yine de kurtuluş için hep savaştı. Ama bu kurtuluş savaşlarında olması gereken ortak ulusal bilince ve birliğe ulaşamadı. Çokça nedenleri olmakla birlikte, en önemli nedenlerden birkaçı mücadelenin aşiretsel, lokal ve çağdaş bir düşünceden yoksun olmasıydı. Derin tarihsel kökler üstünde yükselememesi, toplumsal gelişim için kapılar aralatmadı. Sanatta, edebiyatta bir bütün olarak toplum içinde bir Rönesans’ı başlatamadı. Ta ki çağdaş Kürt özgürlük hareketi doğana dek...
Çağdaş Kürt özgürlük hareketinin doğuşu, bu doğuşa kaynaklık eden temel felsefe, bu felsefenin evreni, dünyayı, doğayı, toplumu ve bireyi ele alış tarzı, yorumlama gücü ve estetiği toplumun her alanında yepyeni bir aydınlanmayı başlattı. Bu aydınlanma toplumun her alanında yeni temellerin atılmasına ve atılan bu temellerin üstünde yepyeni çatıların olması için büyük bir toplumsal zemin oluşturdu. Bu zemin üstünde kurumlar inşa edildi. Bu kurumların içinde yapılar oluşmaya başladı. Bu süreçte inşa edilen bu kurumlardan en önemlilerinden biri de 1991 yılının sonbaharda kurulan Mezopotamya Kültür Merkeziydi.
MKM ve Teatra Jiyana Nû
Evet, Mezopotamya Kültür Merkezi bir sonbahar mevsiminde kuruldu. Sonbahar denince daha çok nedir insanın aklına gelen, neyin sonudur sonbahar? Yaprakların dallardan, kelebeklerin çiçeklerden, çiçeklerin topraktan ayrılıkları ve bu ayrılığın yaratmış olduğu hüzün daha çok insanın aklına gelir. Bu sonbaharlı hüzün, okyanusun dibine çökmüş bir tortu gibi iner insanın yüreğine.
Oysa sadece ayrılıkların ve vedalaşmaların başlangıcı değildir sonbaharlar. Buluşmaların, yeni başlangıçların ve derinlikli büyük tarihsel adımların atıldığı bir mevsimidir aynı zamanda.
Böyle bir mevsimde kendi anayurdundan uzak, İstanbul’un izbe bir mekânı olan Tarlabaşı semtinde Mezopotamya Kültür Merkezi bir grup Kürt aydın, yazar ve entelektüeli tarafından kuruldu. Çağdaş Kürt kültür ve sanat çalışmaları boyutuyla bir milat olan MKM, aynı zamanda kendi gerçeğini tanımlama eylemiydi. Bu gerçekliği daha estetik bir derinlikle işleyerek toplumsal alana dönüştüren çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun ilk adımları, 1991 yılında bu kurumun çatısı altında atılmış oldu. İlk adımı atanlar öğrenci, işçi ve işsizlerden oluşan bir grup insandı. Sonbahar ayrılıkların mevsimiydi ama onlar bir sonbahar mevsiminde buluştular. Bir sonbahar mevsiminde teatral bir düzlemde yeni yaşama merhaba dediler. Tankların ve topların gölgesinden başlatılmış olan bu yürüyüş aynı zamanda çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun ana gövdesiydi. Bu gün dönüp baktığımda düne buna yeniden doğuş, çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun doğuşu diyorum. Bu ilk adımı atanların başlangıçta tiyatroya dair torbaları dolu, sırtlarını dayayabilecekleri çağdaş teatral dolu bir geçmiş, ne oyuncu, yazar, yönetmen ve seyircileri olmasa da, yeniden doğma cesaretleri, duyarlılıkları ve halkının özgürlük düşlerine ve bunun için yürütülen özgürlük mücadelesine olan inançları vardı. Kürt Özgürlük Hareketinin yeni yaşamın rahmine ekmiş olduğu tohum, çağdaş Kürt Tiyatrosu doğuşuna kapı araladı.
Teatra Jiyana Nû şahsında, Kuzey Kürdistan’da ilk defa bir kurum kimliği içinde Kürt Tiyatrosu kuruldu. Bu, aynı zamanda kuzeyde çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun da başlangıcıydı.
Kuzey’de çağdaş Kürt Tiyatrosunda bir ilk olan Teatra Jiyana Nû, Kürt kimliğinin ve onun dilinin yasaklı olduğu bir dönemde çağdaş Kürt Tiyatrosuna dair ilk tohumları ekti. Bu gerçeklik büyük zorlukları göğüslemeyi ve gerektiğinde büyük bedellerin ödenmesini zorunlu kılıyordu. Kürt halkının varlığının kabul görmeyişi, dilin yasak oluşu, asimilasyon politikaları, bölünmüşlük, bütün bu zorlukların yanı sıra bu teatral öncülüğe soyunan bizlerin kültürel ve tarihsel gerçekliğimize dair olması gereken düzeyde donanımlı olamamamız Kürt Tiyatrosu’nun başlangıç sorunlarıydı. Teknik olarak da tiyatroya dair torbamızın dolu olmaması, çağdaş tiyatro düzeyi itibarı ile sırtımızı yaslayabileceğimiz tarihsel bir tiyatro geçmişimizin olmayışı, ne oyuncularımızın, ne yazar-yönetmenlerimizin ve ne de teatral bir seyircimizin olmaması, aynı zamanda beraberinde başka sıkıntı ve sorunları da getiriyordu. Ama bütün bunlara rağmen özgürlüğe dair olan sağlam inancımız, cesaretimiz ve duyarlılığımız çağdaş Kürt Tiyatrosu’nu hep ileri bir düzeye taşıdı. Atılan bu ilk çağdaş teatral adımın daha hızlı ve daha sorunsuz bir yürüyüşü başlatabilmesi imkan dahilindeyken, bu gerçekleşemedi.
90’ların tiyatro grupları
Bu kimi eksik yanların varlığı, 1991’deki başlangıç yıllarında sancılı geçmesine neden oldu. Bir taraftan bu sorunlarla çözüm yolları aranırken, bir taraftan da eksik olanı tamamlamaya çalışarak çağın ruhuna uygun çağdaş bir tiyatronun zemini güçlendirildi. Bu zeminin sadece ve sadece edinilmesi gereken teatral bir bilinçle mümkün olmuyordu, bununla birlikte belki de daha yakıcı olan demokratik komünal ulusal bir bilinç ulaşmakta esastı. Çok yönlü bir gelişime sahip olmakla birlikte, çok yönlü bir aydınlanma çalışmasını yürütmek elzemdi. Süreç her şeyin kendi doğasına paralel bir hızla akışını değil, ötesinde bir hızla gelişimini tetikliyordu. Bu olağanüstü akışa ayak uydurarak bir parçası olmak, bunun da ötesinde teatral alanda öncüsü olmak büyük bir özgüven, öz irade ve öz yeterliliğe sahip olmayı zorunlu kılıyordu.
1992’de Teatra Jiyana Nû Okulu bu amaçla kuruldu. Büyük toplumsal bir işleve sahip olan bu okulda yer alan herkes hem öğretmen hem de öğrenciydi. Elbet buradaki temel amaç birbirine öğretmenlik yapmak değil, bilgiyi, sevgiyi ve emeği paylaşarak özgürlüğe kapı aralamaktı. Çağdaş Kürt Tiyatrosuna dair ilk aydınlanma, ilk kuramsal çalışmaların adımı bu okulda atıldı. İlk araştırma, ilk derinleşme ve sorgulama yine bu dönemde gerçekleştirilerek çalışmalara derinlik kazandırıldı. MKM çatısı altında Teatra Jiyana Nû şahsında gerçekleşen bu aydınlanma hareketi, diğer sanat disiplinlerine büyük pozitif etkilerde bulunarak, kuramsal ve kurumsal gelişmeye büyük katkılar sundu.
MKM’den sonra kurulan diğer kültür ve sanat kurumlarımızda başlatılan tiyatro çalışmaları -1994’te İzmir MKM bünyesinde kurulan Şanoya Hêvî, 1995’te Adana MKM çatısı altında kurulan Şanoya Yekbûn, 1996 Mersin MKM’de kurulan Teatra Arzeba- sonradan kurulan diğer Kürt tiyatro grupları bir biçimiyle bu okuldan beslenerek güzel çalışmalara imza attılar. Bir yandan Ajit-Prop teatral çalışmalarla meydanlarda, alanlarda sürecin nabzı tutulurken, bir yandan da estetik kaygılar taşıyarak çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun inşa çalışmaları sürdürülüyordu.
Bütün bu çalışmaların derin bir anlamı ve güçlü bir ifadesi vardı. Kürt Özgürlük Hareketinin zamanın rahmine ekmiş olduğu özgürlük tohumu yaşamda filizleniyor, sanatta kendi anlamına kavuşuyordu. Bu gerçeklik bu güne kadar hep bir düzey kazanarak geldi. Ama büyük bedellerin ödenmesiyle… Bu boyutuyla biraz daha derinleştirirsek eğer, Kuzey Kürdistan itibarıyla çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun doğuşunun nasıl bir doğuş olduğuna dair konuyu daha netleştirmiş oluruz.
Ateşten doğdu, köz ile yazıldı
Çağdaş Kürt Tiyatrosu ateşin içinden doğan, köz ile yazılan bir tiyatrodur. Yeni ve eskinin, iyi ve kötünün, ezen ve ezilenin kavgasının dorukta olduğu tarihsel bir dönemde yeninin, iyinin ve ezilenin bir kavgacısı olarak, tiyatro mevzisinin ilk tuğlalarını örerek özgürlük kavgasında yerini aldı. Özgür bir vatan düşüyle bu kavgayı hep sürdürdü. Faşizmin, kamasında kör paslı bıçağı ve kanlı elleriyle sokakları kolaçan ettiği bir dönemde tek silahı replikleri olan Kürt Tiyatrosu büyük bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu bu özgürleşme mevzisini hiçbir zaman terk etmedi.
Köz ile yazılan bir tiyatro olarak, alanlardaki ateş ile buluştu. Bununla yetinmedi, dağlarda köz ile yazılan özgürlük ateşiyle buluştu. Elbette kolay değildi köz ile yaşamı yeniden yazmak, kolay değildi ateşten sahnelere sahip olmak.
Aynı zamanda kendi doğamıza bir dönüş olan bu yürüyüşte ateşi bedenleriyle büyütenlerimiz oldu. Dağların doruklarında ovalarda, ırmak kıyılarında sahneler kurarak canlarıyla ateşe can katan, ruhlarıyla ateşe ruh veren ve yüreklerinde taşıdıkları berrak sevgiyle yaşama sevgi verenlerimiz oldu.
Bu gün bu ateşe daha iyi bakıyorum. Bu ateşte 1991 yılında temeli atılan çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun kurucularından olan Sarya Baran-Fatma Arslan’ın gülümseyen yüzünü görüyorum. Dokunduğumda bu köze, sahnede bir kelebek narinliğiyle kanatlan ve dağları kıble edinen Sarya’yı, Hêlîn Başak Kanat’ı, Hêvî Şanoger’i, 2002 yılında „Her iki Kemal’e söyleyin Dersim’deki tiyatro sahnesini kazıyarak, Kürt Tiyatrosu bir gün mutlaka burada sahnelenecektir“ diyen Yekta’nın parlayan gözlerini görüyorum.
Ateşten doğup köz ile yazılan Kürt Tiyatrosu, bu gün başka kurumların ve tiyatro gruplarının da kurulmasıyla bu geleneği omuzlayarak yoluna devam etmektedir. Bu yolculukta karşılaştığı en temel sorunlardan bir tanesi günümüzde ortaya çıkan ve Kürt Tiyatrosu’nu yapan grupların, kişilerin ve kurumların tiyatromuzun dününden yeterince beslenememesi ve yaratılmış değerlerle doğru buluşamaması sorunudur. Diğer bir sorun ise özelde bu aşılmış olsa da, genel olarak bakış açılarındaki zayıflılıktır.
Kürt Tiyatrosu’nun artık festivalleri de var
Bu zayıflılık sonucunda ortaya çıkan ise hak ettiği düzeyde değer görememe, doğru ele alamama, doğru değerlendirememe ve onunla doğru buluşamamadır. Bu iki temel sorunun birincisi tiyatromuzun amatör ve kimi noktalarda inançta zayıflık yaşamasına, ikincisi ise sadece nesnel ve fonksiyonel bir değer olarak görülme tehlikesidir. Oysa hayatımızı derinleştirerek anlamlı kılan, renk katarak yeniden yaratan sanatla ve hayatla estetiksel ilişkilenmedir. Parçalanmış doğamızı onararak, kendimize en yakın olabileceğimiz duygu estetiksel duygu ve estetiksel düşünüştür. Asıl mesele sadece düşünmek, yaratmak ve paylaşmak değildir. Herkes bir biçimiyle düşünür, yaratır ve paylaşır. Bu çok da olmayan değildir. Asıl mesele ve olması gereken estetik düşünüş, estetik yaratım ve estetik paylaşımdır. Ancak estetiksel olanla adaletli bir yaşama sahip olunabiliriz. Yoksa hayatla ve sanatla tek başına fonksiyonel ilişkilenmenin götüreceği yer iktidardır. Diğer bir adıyla, sömürüdür, kandır, gözyaşıdır.
Çağdaş Kürt Tiyatrosu’nun düşünsel olarak ulaştığı düzey, bu tehlikeyi görebilen, tartışabilen ve çözüm arayan bir düzeydir. Pratik olarak da profesyonel çalışma düzeyinin kapılarını aralamış, kimi yapıtlarıyla bu düzeyi yakalamış durumdadır. Artık adına tiyatro festivallerinin düzenlendiği, dört parçadaki tiyatro ekiplerinin bir araya geldiği çağdaş teatral bir ortam oluşmuştur. Batman Kürt Tiyatro Festivalinin yanı sıra, nisanın sonu mayıs aynın ilk haftasını kapsayacak ve „Sûrên Amedê Deriyên Xwe Ji Şanoyê Re Vedike“ (Amed’in Surları Kapılarını Tiyatroya Açıyor) sloganıyla Amed Kürt Tiyatro Festivali ve diğer parçalardaki çabalar bu gerçeğin pratik bir ifadesidir. Amed’de anadilden akademik sanatsal çalışmaların ana merkezi olan Cegerxwîn Sanat Akademisi ve Aram Tîgran Konservatuvarındaki teatral okullaşma ve kurumlaşma bu güne ve geleceğe dair büyük bir özgüven yaratmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketinin yaratmış olduğu felsefeden beslenerek yirmi bir yıl önce temelleri atılan çağdaş Kürt Tiyatrosu, bu kurumlaşmalardan daha da büyük beslenerek yoluna devam edecek ve bir gün mutlaka hak ettiği yere gelecektir.
KEMAL ORGUN