İnsanlık tarihinden günümüze savaşlar, toplumlarda inanılmaz yıkımlara neden olmuştur. İnsanlığın tüm değer yargılarını ezip geçmiştir. Savaş, insanların tüm maddi ve manevi kazanımlarını el koyar. İşkenceler, tecavüzler, yok sayılmalar, kimliksizleştirme, soykırımlarla insanı toplumdan koparır. Toplumsal doğamızı yıkımına sebep olan savaşın sonuçları saymakla bitmez. Dünya tarihimizin kara sayfalarına büyük savaşlar eklenmiş bulunuyor.
Tarihimizde en can alıcı ve yok sayıcı savaşlar 1. ve 2. dünya savaşlarıdır. Alman nasyonalizmi, İtalya faşizmi gibi, Osmanlı da başta Ermeniler olmak üzere, tüm gayrimüslimlere karşı uyguladığı soykırımlarıyla tarihe geçti. Dört ayrı devletin topraklarına bölünen Kürt halkının isyanları da yüzyıllarca kanla bastırıldı. Dahası halkların kültürlerine yönelik yok edici yıkıma benzer bir felaket de, doğa üzerinde gerçekleşmekte. Modernist kapitalist sistem, eril karakterli ilk devletçi sistemden, günümüze kadar azami kar hırsı ile sömürüsünü uygulamakta.
Ulus devlet, başta doğa olmak üzere, tüm tarihsel varlıklarımızı tahakkümüne almıştır. Kadın ve doğa, köle derecesine indirgemiştir. Ekolojik topluma yabancılaşan zihniyet, tek merkez etrafında, kendini çağın koşullarına göre uyarlamış toplumlarda, derin krizlere neden olmakta. Ulus devletli sistemler, duygusal ve analitik zeka gibi toplumsal doğamıza ait tüm yetiler üzerinde egemen olmuş ve toplumu kendi çıkarlarına göre yönlendirmiştir. Buna karşı çıkanlar, kendi doğal dönüşümünü, demokratik bir ilişki içerisinde başarabilirler.
Eril egemenlikli devlet sistemi, ulusçuluk hegemonyasını baskı ve sömürü aracı olarak genişleterek, dini ve etnik tüm yapıları tek potada asimile etmiş ve kültürel soykırımdan geçirmiştir. Ulus-devlet zihniyeti başta milliyetçilik, din ve vatan kutsallığı üzerinden toplumsallıkları en fazla etkileyen faktör olmuştur. Kültürel anlamda asimilasyoncu yapılanmasıyla homojenleştirme sistemini kurmuştur. Ulus-devlet, kültürlere, dillere ve inançlara yok oluşu ve ehlileştirmeyi dayatır. Alt kültürleri de tamamen yok saymaktadır.
Milliyetçilik, ulus-devlet sisteminde ideolojik bir ihtiyaç olarak etnik duygu ve dinin yerini tutan bir inanç hizmeti olarak sunulmaya çalışılıyor. Tekçi ulus-devlet sisteminde kapitalist modernitenin tüm unsurlarını devreye koyarak, devlet amaçlı ulus, ulus amaçlı devlet, her çağda farklı uygulamalarla ülkeleri kana boyamıştır. Günümüz koşullarında ulus-devletlerin içine düştüğü krizler, bölgesel ve küresel hegemonik bir tehdit oluşturmakta.
Tarihsel olarak ulus kavramı, klan, kabile ve akraba aşiretinin veya milliyet oluşumunda çıkışını yapmıştır. En çok dil ve kültür benzerliğiyle toplumlar karakterize edilmiştir. Kabile ve kavim toplumuna göre ulusal toplumlar, daha kapsayıcı bir birlerine bağlı insan topluluklarıdır. Aynı toprak parçası, karşılıklı geliştirilen ilişkiler ve bir birini kabullenme duygusu çok gelişkindir. Her kültür ve ulus, öz birikimleriyle varlıklarını korumuşlardır. Ulus devlet hegemonyası geliştikçe, tek ulus etrafında homojenleştirme amacını taşır.
Savaş her yerde yıkımdır. Yok etmedir, ölümdür. İktidar ve devlet erki, Avrupa’da ve Ortadoğu’da ayrıdır. Ancak ulusçuluk paranoyası, savaşlara hep açık davetiye çıkardı. Tarihten günümüze onlarca halk üzerinde uygulanan savaş yöntemleri, sadece halkları değil, kültürleri de kıyımlardan geçirdi. Kürtler, Ermeniler, Asuriler, Êzîdîler, Yahudiler, Rumlar ve diğer azınlık gayrimüslimlere uygulanan vahşetlerin acısı, halen benliklerimizde tüm canlılığıyla duruyor.
Oltu T Tipi Cezaevi