İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler, İspanya’da Franco, Portekiz’de Salazar diye tarihte geçen faşist diktatörlüklere bir faşist daha eklendi. Tayyip Erdoğan diktatörlüğü ve faşizmi, Mussolini ve Franco’nun faşizmini aratır düzeyde. Onların faşizmi Erdoğan faşizminin yanında hafif kalır.
Faşizm denilince, insanlıktan nasibini almış herkesin aklına tarifi imkansız katmerli bir kötülük gelir. Tarihi kökenini ve inşacısını bilen bilmeyen herkes, faşizm denilince bir korku duvarına hapsolur. İrade yoktur, çılgın bir diktatörün gayesi için yaşayan ve çalışan sürü bir topluluk vardır. Ve faşizmde devlet her şeydir.
Faşizmin prensiplerini kuran Mussolini, “Devlete karşı hiçbir şey olmaz, devlet dışında hiçbir şey olmaz” diyerek devleti yaşamın merkezine koyar. Devlet tanrıdır, tanrı yaratır, hükmeder ve yok eder. Bu yüzden biat edeceksin, şükredeceksin ve “hep padişahım sen çok yaşa!” diyeceksin.
Faşizmin karşıtları, demokrasi, hak, adalet ve eşitliktir. Ve faşizm bunlara karşı gelişmiştir. İnsanların eşit yaratıldığına inanmaz ve birileri yönetmek birilerinin de yönetilmek için yaratıldığına inanılır ve tüm farkları, kültürel zenginlikleri yok etmekle başlar işe.
Erdoğan faşizminin bugün tam da yaptığı bu. Faşizm-devlet-başkan üçlemesinin mutlaklık kazanması için, sol sosyalist, eşitlik ve demokrasiye inananların yok edilmesi gerekir. Türkiye’de Kürt halkının iradesiyle seçtiği vekillerinin tutuklanması, belediyelere kayyum atanması, tüm aykırı düşüncelerin susturulması, gazete, tv ve ajansların kapatılması Erdoğan faşizminin adım adım pratikleştirilmesidir. Amaca ulaşmak için başvurulan her yol ve yöntemin mübah olduğu düşüncesi, dibe vurmuş, ahlaki çöküntüye uğramış ve başkanlık hayalleriyle debelenen bir diktatörün profili değil midir?
Kadınların, çocukların ve hatta üç aylık bebelerin bedenlerine tecavüz eden ve bunu yasalarla meşrulaştıran Erdoğan faşizmi, Türkiye’yi ve Türkiye halklarını bir kaosun, savaşın içine sürüklüyor. Erdoğan faşizmine sınır içinde ve dışında ‘Geçit yok’ diyebilme kararlılığı gösterilmezse ve direniş yaşamın asıl rengi olmazsa, üstüne ölü toprağı serilmiş insan müsveddelerinden bir farkımız kalmaz.
Franco ve Mussolini faşizmine karşı tarihte nasıl halklar ve kadınlar direndiyse Erdoğan faşizmine karşı da direnen halk cepheleri, cesur ve kahraman kadınlar olacak ve olmalıdır. Bu savaş en çok da kadınların. Çünkü faşizmin toprak işgali kadın bedeninin işgal edilmesiyle başlar. DAİŞ ve Erdoğan faşizmine karşı Rojava’da, Güney’de ve Kuzey’de direnen Kürt kadınlarının yanında Türkiyeli tüm kadınlar yer almalı. Kürt halkının direniş cephesine faşizm karşıtı tüm halklar ve kesimler yer almalı.
Franco faşizmine karşı direnen Dolores nasıl ki, “biz sürünerek yaşamaktansa başımız dik ölmeyi yeğliyoruz” demiş ve direnişi seçerek efsane haline gelmişse, Kürt kadınlarıyla birlikte Türkiyeli kadınlar da Erdoğan faşizmine karşı direnmeyi seçmeli.
Türkiye’ye idam tartışmaları getirerek, sol, sosyalist devrimcileri idam etmeyi düşünen diktatörün sonunu düşünürken, son olarak aklıma partizanlar tarafından yakalanarak idam edilen faşizmin kurucusu Mussolini’nin sonu geldi…