Çalışan gazeteciler anlattı: Kızgınız, öfkeliyiz

Toplum/Yaşam Haberleri —

10 Ocak 2022 Pazartesi - 18:00

  • 10 Ocak Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’ydü. En az 62 gazetecinin tutuklu olduğu Türkiye’de sahada çalışan gazeteciler, “ Haber olmak istemiyoruz, haber yapmak istiyoruz. Kızgınız, öfkeliyiz ama bütün zorbalıklara rağmen yazmaya devam edeceğiz” diyor. 

JİYAN ELMA/PARİS

Boynuna basılınca “nefes alamıyorum” diyenden, “Makinanı kafanda kırarsam o zaman görürsün basını” hakaretine maruz kalan, yaşından çok gözaltı yaşayandan, ödül alacakken müebbet hapis cezası alan gazeteciye kadar… Türkiye’de basın emekçileri her türlü baskıya rağmen mesleklerini icra etmeye çalışıyor. Bütün engellemelere, iktidarın baskı ve zulmüne rağmen, deklanşöre basmaktan korkmayan ve kalemini eğip bükmeden yazabilen, gerçekleri karanlıktan kurtaran gazetecilerin gününde, Türkiye’de Kürdistan’da sahada çalışan gazeteciler ile konuştuk. 

Enes Sezgin

Onurlandırılmıyor cezalandırılıyoruz

Daha önce defalarca gözaltına alınan ve tehdit edilen Mezopotamya Ajansı (MA) İstanbul muhabirlerinden Enes Sezgin, gazetecilerin mesleklerini onuruyla yerine getiremediklerini ve sistematik bir saldırıya maruz kaldıklarını şu sözlerle dile getirdi: “Her ne kadar 10 Ocak ‘gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için’ belirlenen bir gün olsa da Türkiye gerçekliğinde durum böyle değil. Bırakalım gazetecileri onurlandırmayı, mesleğini rahat icra edemez durumda gazeteciler. Türkiye’de gazeteciler birçok sorunla karşı karşıya. Tutuklanma, gözaltı, işkence, engelleme, sözlü hakaret ve daha birçoğu. Neredeyse bunların tümünü alanda bizzat yaşadım. Aslında bunu yapmalarının nedeni de açık bir şekilde ortada: Gerçeği gizlemek ve toplumun sesini kısmak.” 

 

Hakikat karanlıkta kalmayacak

“Bu baskı aygıtları ne kadar artarsa artsın mesleğimizi yapmaya gerçekleri karanlıktan kurtarmaya devam edeceğiz” diyen Sezgin, özgür basın geleneğinin önemine vurgu yaptı: “Bu gelenek mirasçılarından aldıkları bayraklarla yoluna devam etti, ediyor. Ape Musa’nın kaleminden, Kadri Bağdu’nun haberi halka ulaştırmasına kadar inatla ve ısrarla devam ediyor. Gazetecilere dönük tutuklamalar ve gözaltılar boştur, bir karşılığı yoktur. Tüm tutuklu bulunan gazetecileri selamlıyorum. Hakikat asla karanlıkta kalmayacaktır.”

 

Gerçekleri yazacağız

Yadigar Aygün

Gazete Karınca’dan Yadigar Aygün ise AKP-MHP faşist iktidarının yargı eli ile yürürlüğe koyduğu uygulamalara değindi. Aygün, “AKP-MHP iktidarı ve onun güdümündeki yargı gazetecilere yönelik baskıları her geçen gün arttırıyor. Özellikle muhalif basına yönelik saldırılar her alanda sürdürülüyor. Gerek meydanlarda işkence, görüntü alımına engel gerekse de gazetecilik faaliyetleri 'suç unsuru' gösterilerek baskı oluşturulmaya çalışılıyor. Gazeteciler, gözaltına alınıp, tutuklanıyor. Gerçekleri halka ulaştırmak suç değil” dedi. 

Gazetecilerin mesleklerini yaptığı için tutuklandığına işaret eden Aygün, “Bugün cezaevlerinde 60’nın üzerinde tutuklu gazeteci bulunuyor. Meslektaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalıdır. Gazetecilere yönelik bu saldırıları asla kabul etmiyoruz. Halkın haber alma hakkını sonuna kadar savunacağız. Bizler, özgür basın çalışanları olarak gerçekleri yazmaya devam edeceğiz” diye ekledi. 

 

 

Polis: Ne basını, bana ne basınsan

Fatoş Erdoğan

Dokuz8 haberden Fatoş Erdoğan ise sıcak haber takibi sırasında polis tarafından yaşadığı zorlukları ve Cumhurbaşkanı kararnamesiyle zorunluluk haline gelen “Turkuaz Basın Kartı”na değindi. Erdoğan yaşadıklarını şöyle aktardı: “Öncelikle basın mensubu olduğumuzu söylüyoruz. Çünkü boynumuzda taşıdığımız basın kartları kendimizi tanıtmamıza yetmiyor. Klişe haline gelmiş ‘sarı basın kartın var mı’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Bilindiği üzere Türkiye’de gazetecilerin sarı basın kartları iptal edildi. Cumhurbaşkanlığına bağlı turkuaz basın kartı tek geçerli kart olarak tanımlandı. Polisin ‘ne basını, basın masın yok, bana ne basınsan, genelge var beni çekemezsin’ sözlü sataşmalarına cevap veriyoruz. Yaptıklarının suç olduğunu, kamu görevi yaptığımızı, Anayasal haklarımızı söylüyoruz, etkilenmiyorlar bile. 

Önce basına şiddet uyguluyorlar

Çok rahat şekilde birçok arkadaşımızda olan IFJ uluslararası basın kartının geçerli olmadığını, sendika kartı olduğunu iddia edebiliyorlar. Bu sözlü sataşma, bizim gösterdiğimiz dirençle, haklı olarak çekmeye devam ettiğimizde, şiddete dönüşüyor. Kalkanla, elleriyle ekipmanlarımızı kapatma, vurma, itekleme, süpürme şeklinde şiddete uğruyoruz. Yoğun şiddet uyguladıkları eylemlerde görüntü vermemek için önce basına yöneliyorlar. Basının görüntü almasını engellemek ilk görevleri sanırım, bununla mücadele ediyoruz.”

Adalet arayışımız hep sürecek

Şiddet gördüğü için adalete başvuran kişilerin sonuç alamadığı gibi bir de polise mukavemet suçlamasına maruz kaldıklarının altını çizen Erdoğan, “Çok ağır insan hakları yaşanırken, gazeteciler haberleri yüzünden cezaevindeyken uğradığımız şiddeti küçültüyoruz. Çoğu zaman yaşadıklarımızı söylemiyoruz bile. Türkiye'de son genelgeyle basına yönelik şiddet tırmanışa geçince teşhir etmeye başladık yaşadıklarımızı.  Bu durum polisi durdurmadı, şiddeti artırmaya devam ediyorlar. Gazeteci arkadaşımız Beyza Kural’ın maruz kaldığı polis şiddetine karşı kazandığı hukuk savaşından sonra adalet arayışımız seneler bulsa da suç duyurusunda bulunacağız” diye aktardı. 

Haber olmak değil haber yapmak istiyoruz

İktidarın tek basın dayatmasına karşı topyekun mücadelenin önemine vurgu yapan Erdoğan son olarak şunları belirtti: “Daha çok ses çıkarmalıyız binlerce işsiz, özlük hakları elinden alınmış gazeteciler var ülkemizde. Bu dayanışma hep böyle devam etmeli. Alanda olan arkadaşlarımız şiddete uğramadan işini yapabilmeli. Gazetecilik yapmak için eylem takibine giden hiç kimse haber olmasın istiyoruz. Gazeteci, haberin öznesi olmasın, haber yapsın. Ortak tavrımız: Haber olmak istemiyoruz, haber yapmak istiyoruz.”