• Koçgirî’den Dêrsim’e uzanan Kürt özgürlük mücadelesinin öncüleri Alîşer Efendi ile yiğit eşi Zarîfe Hanım 89 yıl önce iç ihanetin kurbanı oldular. Yusuf Serhat Bucak bu yazısında, Alîşer Efendi ile Zarîfe Hanım’ın yaşamlarını, direnişlerini ve nasıl katledildiklerini anlatıyor.

 

YUSUF SERHAT BUCAK

Koçgirî ve Dêrsim hareketinin öncülerinden Alîşer Efendi ile hayat ve mücadele arkadaşı Zarîfe Hanım, 9 Temmuz 1937 tarihinde Tujik Bavo (Sultan dağı) eteklerindeki Palaxine mevkiindeki mağaralarda, Zeynel Top (Kope), Vartnikli Efendi ve beraberindekiler tarafından şehit edilmişti. Dr. Nurî Dêrsimî'ye göre Palxine’deki mağaraya gelenlerin arasında Rayber de vardır. Mehmet Yürek (Kovara Bir-Alîşer Efendi) Rayber'in Zeynel ve Efendiyi Mezike’de beklediğini anlatır.

Alîşer Efendi, 1882 yılında İmranlı'ya bağlı Azğer köyünde doğar. Ovacık’taki (Zerenik) nüfus kayıtlarına göre TC tarafından kendisine “Datlı” soyismi verilmiştir. Nüfus kayıtlarına göre ölüm sebebi "Devlet ve yerli işbirlikçiler tarafından katledildi" ibaresidir. Dr. Nurî Dêrsimî, Evin Çiçek ve Mehmet Bayrak'a göre Hesenanlıdır. Mehmet Yürek ise onun İbikler'den olduğunu söyler. Hangi aşiretten olursa olsun Alîşer Efendi bir Kürt yurtseveri, halk önderidir. Şairdir, ozandır, hekimdir, öğretmendir, diplomattır. Ana dilinin yanında Fransızca, Türkçe, Arapçayı bilen ender Kürt aydınlarından biridir.

Şairdir; Kürtçe ve Türkçe şiirleri vardır. Ozandır; saz çalar sazı ile birlikte söylediği dörtlüklerle halkı bilinçlendirmeye çalışır. Hekimdir; dağlardan topladığı bitkilerle ilaç yapar insanları tedavi eder. Öğretmendir köylerde çocuklara ders verir. Diplomattır Koçgirî milli harekatı öncesinde Ruslar ve Ermenilerle ilişkiye geçip Sêwas, Meletî, Erzincan, Dêrsim yöresinde özerk bir Kürdistan kurmaya çalışır. Ancak onun da nihai amacı bağımsız Kürdistan’dır.

İç ihanet

Kürtler ulusal ve demokratik hakları için verdikler mücadelelerde er meydanında yenilmediler. Onların yenilgilerinin ana nedenleri iç ihanet ve diplomasi alanındaki zayıflıkları oldu. Kürtler 19. yüzyılın ortalarından bugüne kadar hep iç ihanetler sonucu ulusal ve demokratik mücadelelerinde başarılı olamadılar. Baban emiri A. Rahman Paşa kardeşinin ihaneti sonucunda Osmanlı’ya yenildi. Bedirxan Paşa'yı arkasından hançerleyen yeğeni Yezdani Şer’di. 1925 Kürt Milli Hareketi Şeyh Sait'in bacanağı Binbaşı Kasım, o zamanki Xormek ve Lolan aşireti ile diğer Sünni aşiretlerin ihanetleri sonucunda yenildi, Agiri, Koçgirî, Dêrsim milli hareketleri de iç ihanetler sonucu yenilgiye uğradı. İhanet edenler görevleri bittiğinde ya sömürgeciler tarafından katledildiler ya da tarihin çöplüğüne atıldılar.

Özerk Kürt yönetimi için

Alîşer Efendi eğitimini Sêwas'ta tamamladıktan sonra İbolar Aşireti reisi Mustafa Paşa'nın yanında danışmanlık ve katiplik yaptı. 1902 yılında Osmanlı yönetiminin düzenlediği plan sonucu, güç sahibi olması dikkate alınarak Sêwas Valiliğinin davetine gittiğinde burada zehirlenerek öldürüldü. Mustafa Paşa'nın şehadetinden sonra çocukları Alişan ve Haydar beylerin vasiliğini üzerine alan Alîşer Bey onlar adına Koçgirî’nin idaresini yürüttü. Bu nedenlede Koçgirî aşiretleri arasında saygın bir isme sahip oldu. Aşiretler arası diyalog ve birliğin sağlanmasında etkinliği tartışılmazdı.

1914 yılında Rusların Erzincan’a kadar gelmeleri üzerine onlarla ilişkiye geçerek Koçgirî, Erzincan, Meletî ve Dêrsim'de özerk bir Kürt yönetiminin oluşması için çalışmalarda bulundu. 1918 yılında Kürt Teali Cemiyeti ile ilişkilendi. İstanbul'a giden Haydar Bey, Kürt Teali Cemiyeti’ne üye olmuştu. Cemiyetin şubelerinin Koçgirî’de açılması ve teşkilatlandırılmasında Dr. Nurî Dêrsimî ve Haydar Bey ile birlikte yer aldı. 1920 yılında Ankara'da TBMM’nin kurulmasından sonra hem Ankara'ya hem de İstanbul hükümetine mesafeli kaldı.

Doğan Munzuroğlu, Alîşer ve Zarîfe Hanım'ın anısına yazdığı "Dağlara Secere Yazan Adam" kitabında şöyle der: "Öndeki atın üzerinde Alîşer'in yeğeni vardı. Uzun boylu, güzel giyimli biriydi, 40 yaşlarındaydı. Belindeki tabancası dışında üzerinde silahı yoktu. İkinci atlı Zarîfe çapraz silahlı idi. Omuzunda mavzer vardı. Geleneksel kıyafetli, uzun boylu, güzel bir kadındı. Yüzü yuvarlak, gözleri büyüktü. Üçüncü atlı Alîşer’di, orta boylu, hafif sarı sakallı, güler yüzlü kendine özgüveni olan alçak gönüllü bir edası vardı. (Mehmet Bayrak Koçgirî İsyanı Alîşer ve Zarife-Bitlisname)

Hasan Hayri Bey

Alîşer Bey ve Zarîfe Hanım bu geziler sırasında 1925 Kürt Milli Harekatında idam edilecek olan Dêrsim mebusu Hasan Hayri Bey ile karşılaşır. Aralarında şu konuşma geçer:

Hasan Hayri Bey: “Bizim Türklerden ayrılmamız imkansızdır. İslam dini bizi birleştirmektedir. Yedi düvele karşı savaşan bir müslüman toplulukta ayrılığı savunmak, Ehlibeyt davasından yana olanlara yakışmaz. Kaldı ki Kemal Paşa Kürtlerin kendi ananeleriyle yaşamasından yanadır. Birlikte mücadele edersek bize otonomi hakkı tanınacaktır. Kemal Paşa her fırsatta bize bunu hatırlatmaktadır. Öyle olmasaydı Meclis'te Kürt kıyafeti ile dolaşmamızı ister miydi? Colikzade Nurî Dêrsimî ezelden beridir Kürdistan’ın bağımsızlığı peşinde. Bu dava Dêrsimi mahvetmek demektir. Colikzade’yi çok severim ama fikrine katılmıyorum. Kürt halkı bağımsız bir devlete hazır değil. Aramızda aşiret, mezhep gibi nedenlerden dolayı husumet var. Milli birlik bile oluşturamıyoruz. Halkın aydınlanması zaman alacak”. (Doğan Munzuroğlu Dağlara Secere Yazan Adam Kalan Yayınları 2008)

Alîşer Efendi

Sözü Alîşer Efendi alır: "Ağalar, demir tavında dövülür. Osmanlı hanedanlığından birçok milli devlet çıktı. Çağ milli ayaklanmalar çağıdır. Kürtler milli benliğe sahip değilde Türkler çok mu sahip? Allahın izni keremi ile biz de akıllı davranırsak bu çağdan bir milli devlet olarak çıkarız. Siyasette acımak yoktur, akıl vardır. Biz kimseden bir şey almıyoruz. Her milletin hak telakki ettiğini talep ediyoruz. Hasan Hayri Efendi’nin söylediği belki başka toplum için doğrudur. Ama İttihat Terakki'nin mirasçılarıyla çuvala girilmez. Hayri Efendi’nin Cumhuriyet’e bunca hizmetinden sonra korkarım ki benim gibi bir asi ile Hayri Efendi’nin sonu aynı olsun. Bunlar için en iyi Kürt, ölü Kürt'tür…"(Mehmet Bayrak).

Alîşer Efendi’nin kehaneti doğru çıktı. Cumhuriyete o kadar hizmetine karşın Dêrsim mebusu Hasan Hayri Bey 1925'te idam sehpasında canının vermekten kurtulamadı. Son sözü de "Hasan Hayri de Kürdistan şehitlerine katılıyor. Yaşasın hür ve müstakil Kürdistan" oldu. Alîşer Efendi ise iç hainler tarafından 9 Temmuz 1937’de Palaxine mıntıkasındaki mağarada Zarîfe hatun ile birlikte şehit edildi.

Zarîfe: Kendi yolumuzda yürüyelim

Bu görüşmede yine M. Bayrak'ın anlatımlarına göre Zarîfe, Baytar Nuri, Feratu aşiretinden Cemşid, Axuşan aşiretinden bir pir ve Hasan Hayri Bey vardı. Görüşme bittiğinde Zarîfe Hanım Alîşer'e dönerek "Hevalê min anlaşılan o ki hepimizin kendi doğruları var. Belli ki herkes kendi yolunda gidecek. Dileğim o ki ileride karşılaşacağımız yer Dêrsim'in selameti olsun. Biz kendi yolumuzda yürüyelim. Kanaatımca bu tartışmanın devamında bir fayda yoktur. Gelecek, erken davrananın olacaktır. Bizim daha yürüyecek yolumuz var, kalk gidelim”.

Zarîfe Hanım da Alîşer Efendi gibi Azgér köyünden olup,  akrabasıdır. Onun sevgili eşi ve mücadele arkadaşıdır. Bu nedenlede birbirlerine “hevalê min” ve “hevala min” diye hitap ederler. Zarîfe de Alîşer Efendi gibi Kürt davasına bağlılığını, pratik yaşamında da eylemi ile ispatlamıştır. Kürt kadınları arasında milli uyanışın sağlanması için propaganda faaliyetlerini yürütmüş, onlara askeri dersler vermiş, örgütlenmelerini sağlamıştır. Uzun boylu, yuvarlak yüzlü yiğit bir kadındır. Çapraz fişekliğini üzerinden, tüfeğini omuzundan son nefesini verinceye kadar çıkarmamıştır. Dr. Nurî Dêrsimî'ye göre her yıl Dêrsim’e gider, kadınları eğitir, aşiretler arasındaki sorunları adilane çözüme bağlardı.

Alîşer Efendi’nin Ruslar'la ilişkisi

Alîşer Efendi 1. paylaşım savaşı sırasında yukarıda anlattığımız gibi Erzincan'a gelen Rus ordusu ile irtibata geçerek Sêwas-Meletî-Dêrsim-Koçgirî hattında özerk bir Kürt bölgesinin kuruluşu için diplomasi çalışmaları yapmıştır. Şehadeti sırasında yaşadığı mağaradaki tüm belgeler ve tuttuğu hatıratı hain Rayber, Zeynel tarafından kesik başı ile birlikte o zaman jandarma teğmen rütbesinde olan Nazmi Sevgen'e teslim edilmiştir. Nazmi Sevgen, Alîşer ve Zarîfe Hanım'ın hunharca katledilişinden 13 yıl sonra Dêrsim harekatı ile ilgili anlatımlarında Alîşer Bey’in Ruslarla görüşmesini çarpıtarak anlatmaktadır: "Alîşer'i ilk defa siyaset ve kötülük alanında Koçgirî Aşiret reisi Mustafa Paşa'nın katibi olarak görüyoruz. Dêrsim bölgesinde tanınması, 1. Cihan savaşında Erzincan'da Ruslarla iş yaptığı zamana rastlar. Erzincan'da Rusların müteahhiti olarak ortaya çıkan Alîşer, Rus komutanlığından orduya sığır almak için 700 Türk altını, bir manga Rus askeri ve on beygir almış, Munzur dağlarını aştıktan sonra Rusların elinden hayvanlarını alıp, askerlerden üçünü de esir alarak Dêrsim'e yürümüştür. Bu olay, esasen Türk düşmanı olan Erzincan’daki Rus komtanı Lahof'un büsbütün Türklere karşı harekete geçmesine neden olmuştur.”

Sömürgeciler olayları çarpıtmakta ustadırlar. Dr. Nurî Dêrsimî'ye göre 1914 yılında Alîşer Bey Ruslar'la ilişkiye geçerek Sêwas-Meletî-Koçgirî-Dêrsim bölgesinde özerk bir Kürt bölgesi oluşturmak için çalışmalar yapmıştır. Rusların Erzincan'ı işgali sırasında bir askeri birlik ile Ovacık'a gelerek Osmanlı yönetimine son vermiş, yeni bir yönetim oluşturmuştur. 1917 devriminden sonra Rus askerleri geri çekilince Alîşer Efendi de onlardan ayrılıp Dêrsim’e gelmiştir. Türk komutanı Vehip Paşa Dêrsim'in önemini bildiğinden Kürtleri kazanmak için Alîşer ve arkadaşlarının yeniden Koçgirîye dönmelerini sağlamıştır. (Dr. Nurî Dêrsimî Kürdistan Tarihinde Dêrsim-Zel Yayıncılık).

Jan. Teğmen Nazmi Sevgen de yazısında Alîşer Efendi'nin yeniden Mustafa Paşa'nın oğlu Alişan Bey'in katipliğini yürütmeye devam etmiştir. Yine bu tahrifatçı subayın anlatımına göre “Alîşer zeki, karıştırıcı ve cesurdur. Çok güzel Türkçe konuşur ve yazar. Siyasi ve yergi şiirleri vardır. Kendisini daima bölgenin kurtarıcısı olarak görmüştür. Onda Kürtlük fikri ve emelleri vardır. Bu nedenle büyük savaştan sonra imzalanan silah bırakışması üzerine Alîşer bütün kirli ve karıştırıcı amaçlarıyla ortaya çıkmıştır”.

Alîşer Efendi, 1920 yılının Mart ayında Dêrsim'de, Ovacık ve Hozat'ta halkı harekete geçirmek için ateşli konuşmalar yapar. Yanında Refahiye Şadilli Aşireti reisi Paşo Bey ve mahiyeti de vardır. Tahrifatçı istihbarat teğmeni Nazmi Sevgen çarpıtmalarına devam ederek, "Alîşer bu cüreti Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyit A. Kadir'den almaktadır. Çünkü Dêrsim'e gelmeden önce Koçgirî'nin Armuda köyünden Mığırdıç isimli bir Ermeni’yi İstanbul'a gönderip Seyit A. Kadir’den talimat almıştır" diyor. Seyid A. Kadir'in o dönemde özerk bir Kürdistan kurulması gibi bir amacı yoktur. Ona göre işgal sona erdiğinde Osmanlı hudutları içerisinde Kürtler de haklarını alacaklardır.

Ankara hükümetine muhtıra

Alîşer'in Dêrsim’deki çalışmaları semeresini vermeye başlamıştır. Ovacık (Zérenik) kazasının Tarpazin nahiyesi eski müdürü Mustafa Ağa, Kemah köylerine giderek asker toplanmasının padişahın emri olmadığını, Dêrsimlilerin asker vermediğini, Kemahlıların da vermemelerini söyler. Başkaldırı çalışmaları artık başlamıştır. Hozat'ta yapılan toplantıda Ankara hükümetine bir muhtıra gönderilerek, "İstanbul hükümetinin Kürtler için kabul ettiği muhtariyet konusunda Ankara hükümetinin düşüncelerini bildirmesini, Ankara’nın muhtariyet konusundaki düşüncesini açıklamasını, Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan bölgelerindeki tüm tutuklu Kürtlerin serbest bırakılmasını, bölgedeki Türk memurların geri çekilmesini, bölgeye sevk edilen askerlerin derhal geri alınmasını" isterler. (20 Kasım 1920)

Bu muhtıra üzerine bölgeye bir “Öğüt Heyeti” gönderilir. Heyet temaslarından olumlu sonuç alamadan geri döner. 1921 yılının başlarında Kangal, Divriği, Zara, Kurçay, Refahiye ve Kemah, Kocgiri Kürt Kuvvetleri’nin denetimindedir. Koçgirî milli hareketinin başlangıcında Kürt kuvvetleri göreceli başarılar sağlarlar. Alîşer Efendi Alişan Bey ile birlikte Dêrsim’dedir. Ovacık aşiretlerinden oluşturduğu kuvvetler ile birlikte Ümraniye üzerine yürümektedir. Bu arada Kürt kuvvetleri tarafından alınan yerlerde özerk bir Kürt bölgesinin kurulması talebini Ankara’ya bildirirler. Telgrafın altında Koçgirî aşiret reisi Muhammet ve Taki, Saadattan Alîşer, Dêrsim aşiret reislerinden Mustafa, Seyithan, Muhammet, Munzur’un imzaları vardır. Bunun üzerine Ankara hükümeti Sivas, Elazığ ve Erzincan'da sıkıyönetim ilan eder. Merkez ordusunu Sakallı Nurettin Paşa komutasında Koçgirî'ye gönderir. Sakallı Nurettinin kurmayı ise ileride Dêrsim valisi ve 4. Genel Müfettişlik komutanı olan ve Dêrsim tenkil ve tedip hareketini yöneten damadı general Abdullah Alpdoğan’dı.

General Alpdoğan Kürtleri katletme pratiğini Koçgirî’de yapacaktı. Sakallı Nurettin'in niyeti gayet açıktı. ”Zo (Ermenileri) diyenleri temizledik, Lo (Kürtleri) diyenleri de ben temizliyeceğim”.

Koçgirî Soykırımı

Dört ay devam eden Koçgirî milli harekatının başlangıcında Kürt kuvvetleri başarı sağlamasına karşın Kuvvetler arasındaki dengesizlik, sivillere yönelik katliam -ki özellikle Topal Osman'ın Giresun alayının yaptığı- sonucunda 21 Nisan 1921 tarihinde Koçgirî harekatı söndürülmeye başlanmıştı.

Koçgirî Soykırımı TBMM gündemine getirildiğinde M. Kemal, sakallı Nurettin'in hakkında kovuşturma yapılmasını engelledi. Koçgirî harekatı nedeniyle yargılananlardan Zalim Çavuş ve Hasan idam edilirler. Diğer ele geçen sanıkların hakkında idam kararı verilmesine karşın Dêrsim aşiretlerinin tavır alması üzerine Alîşer ve Dr. Nurî Dêrsimî'nin dışındakiler M. Kemal tarafından affedilir.

İstanbul’da bombalı saldırı

Alişan Bey, Refahiye kaymakamlığına; Haydar Bey ise Kuruçay kaymakam vekilliğine atanır. İstiklal savaşının bitmesi ile Alişan ve Haydar beyler İstanbul'da mecburi iskana tabi tutulurlar. 1931 yılında Koçgirî’ye dönen Alişan ve Haydar beylerin evlerine bombalı saldırı yapılır. Alişan Bey ölür, Haydar ise suikastten yaralı olarak kurtulur. Dr. Nuri, Alîşer ve Zarîfe Hanım ise Dêrsim'e kaçarlar.

1921-1937 yılları arasında Alîşer Efendi Dêrsim'de Seyit Rıza'nın yanındadır. Alîşer Kürtlere milli bilinç aşılamak için devamlı çalışmalar yürütmektedir. Eşi Zarîfe Hanım ise Dêrsimli kadınlara ajitasyon yapıp onlara askeri eğitim vermekle meşguldur.

***

Rayber’in ihaneti

1937 yılının Mart ayı boyunca Dêrsim'de çatışmalar sürmektedir. Dêrsim'e yapılan kışlalardan ve karakol inşatlarından tedirgin olan Dêrsimliler sık, sık karakol ve kışlalara saldırmaktadır. 21-22 Mart gecesi Pax ile Kalmut bucağını birbirine bağlayan Harçık üzerindeki tahta köprü yakılır. Köprüyü yakan Demanan ve Haydaranlar yakındaki karakola da baskın düzenleyip içindekilerle birlikte imha ederler. Resmi kaynakların dışındaki kaynaklar, köprünün yakılmasını ve karakolun imha edilmesinin nedenini, karakolda daha önce bir kadına tecavüz edilmesine bağlar.

Seyit Rıza, olayların durdurulması için büyük oğlu Bra İbrahim’i Hozat'a elçi olarak gönderir. Dönüşte Bra İbrahim, Kırgan aşiretine bağlı Deşt köyünde uyurken öldürülür. Bu olay üzerine Seyit Rıza Kırgan aşiretinin bulunduğu Sin bucağına ve buradaki karakola baskın düzenletir. Ordu birlikleri Kırgan aşireti ile birlikte Seyit Rıza'nın güçleri ve silahsız halka karşı harekete geçerler. Dr. Nurî Dêrsimî’ye göre Seyit Rıza'nın oğlunun öldürülmesini planlayan istihbarat binbaşısı Şevket'tir.

Binbaşı Şevket aynı zamanda Seyit Rıza ile bir arazi anlaşmazlığı nedeniyle husumet halinde bulunan kardeşi Ali'nin oğlu Rayber ile de irtibatlıdır. Rayber Hozat'a bağlı Pehami köyünde oturmakta, tarafsızlığını ilan etmiş bulunmaktadır. Binbaşı Şevket ve teğmen Nazmi Sevgen onunla irtibat halindedirler. Türk istihbaratı bir bildiri yayınlayarak Rayber'in de kaçarak Kürt güçlerine katıldığını ilan eder. Rayber, Bahtiyar aşiretinin saflarında savaşmakta, gelişmeleri günlük olarak Türk güçlerine iletmektedir. Bu arada amcasına haber göndererek elini öpmek istediğini, affedilmesini ister. Seyit Rıza yeğenini çok iyi tanımaktadır. Ancak diğer aşiretlerin rica ve baskılarına karşı koyamaz.

General Alpdoğan'ın hedefi Alîşer Efendi'dir. Alîşer Efendi’nin yetenekleri ve Koçgirî hareketindeki rolü nedeniyle ortadan kaldırılması gerekmektedir. Rayber, Alîşer Efendi ile ilişkiye geçer. Daha önce Kürtlerin safında çatışmalara katılan Zeynel Kop’u da kendisi ile hareket etmesi için ikna etmeye çalışır. Onu devlete ihbar etmekle tehdit eder. Zeynel'i yanına alan Rayber, amcazadesi Vanikli Mısto’nun oğlu Efendiyi de ikna ederek yanlarına katar. Temmuz ayına doğru çatışmalar şiddetlenmekte sivil insanlar katledilmektedir. Seyit Rıza, Alîşer Efendi'yi yurtdışına çıkıp olayları dünya kamuoyuna anlatmasını, destek sağlamasını ister. Alîşer Bey teklifi kabul etmemesine rağmen Seyit Rıza kendisini ikna ederek hazırlıklara başlamasını sağlar. Bu gelişmelerden haberdar olan devlet Alîşer Efendi'yi ortadan kaldırmak için Rayber ve adamlarını Tujik Bavo (Sultan Dağı) da Palaxin mıntıkasındaki Alîşer'in bulunduğu mağaraya gönderir.

Hevalê min kuştin!

Zeynel Kop'un iddiasına göre Alîşer Efendi kendilerini mağaranın kapısında karşılar. Alîşer, Zarîfe Hanım'ın uyarısına rağmen kirvesi Zeynel'in böyle bir hainliği yapacağını tahmin etmemektedir. Zeynel mağaranın kapısında Alîşer'i öldürür. Zarîfe Hanım hevalının üzerine atılıp “Hevalê min kuştin” der. Belindeki tabancayı çekerek Zeynel'e ateş eder. Kurşun seker. Bunun üzerine Zeynel ve yanındakiler Zarîfe Hanım ve Alîşer’in mağarada bulunan yeğenini öldürüp, başlarını keserek bir çuvala koyup Rayber'in bulunduğu Mezike’de buluşurlar. (Mehmet Yürek-Kovara Bir)

Rayber, Zeynel'den aldığı kesilen başları Elazığ'a götürerek General Alpdoğan'a teslim etmiştir. Kesilen başların fotoğrafını çeken Teğmen Nazmi Sevgen şöyle der: "Alîşer'in kesik başının resmini ben aldım. Fakat kesik başın resmini alırken ürperdim, tüylerim diken diken oldu. Günlerce o baş, gündüz hayalimden gece rüyamda yaşadı. (Yeni İnci, sayı:44 1953. Aktaran Mehmet Bayrak Bitlisname Koçgirî isyanı Alîşer ve Zarife)

Muhbir gazeteci Niyazi Ahmet Banoğlu 1951 yılında yayınladığı “Dêrsim İsyanı'nın İçyüzü” başlıklı yazı dizisinde Zeynel Kop'u göklere sığdıramamakta onu tam bir Türk tipi insan olarak nitelemekte aralarında geçen konuşmayı nakletmektedir:

- Zeynel Alîşer'i nasıl öldürdün?

- Kurşunla vurdum sonra başını kestim.

- Neden yaptın bu işi?

- Fena mı yaptım, Dêrsim'i fenalıktan kurtardım.

General Alpdoğan’a teslim etti

Dr. Nurî Dêrsimî ise "Kürdistan Tarihi’nde Dêrsim" kitabında olayı daha değişik anlatmaktadır: "Daha fazla kan dökülmesini önlemek amacı ile Seyit Rıza, Alîşer'in İran veya Irak'a iltica ederek Fransa ve İngiltere hükümetlerinin aracılığını dilemesini istemişti. Bu kararı öğrenen Rayber, Alîşer'in savaş alanından ayrılmasından bir gün önce 8 silahlı arkadaşı ile birlikte Alîşer'in ziyaretine gitmişti. Bu ani ziyareti soran Alîşer'e aç ve yorgun olduğundan bir kaç saat istirahat edeceğini söylemişti. Zavallı Alîşer misafirlerine yemek hazırlamakla meşgul iken namert Rayber, Alîşer'in üzerine aniden ateş açmış ve bu eşi görülmemiş kahramanı şehit etmiştir. Şaşalayan eşi 'aman hevalê min me kujîn' demiş. Eşinin öldüğünü görünce tabancasını çekip Rayber’e ateş etmiş, mermi Vanklı Efendi’ye isabet etmiş onu öldürmüş, ancak alçaklığı sonuna kadar devam ettirmek isteyen Rayber silahını Alîşer'in değerli kahraman Kürt kızına yöneltip onu da kocasının cesedi üzerine cansız düşürmüştür. Kürtlüğün ve insanlığın yüz karası olan ve Kürdistan kurtuluş savaşları tarihinde adı sonsuza kadar lanetle anılacak olan alçak Rehber Alîşer ve eşinin başlarını kestirmiş torbalara koydurmuş ve aynı günün gecesi tasarlanmış parolayı vererek Türk mıntıkasına geçmiştir. Rehber bunları bizzat General Alpdoğan’a, dairesinde teslim etmiştir.”

Biri öldürüldü, biri de idam edildi

Sömürgecilere uşaklık yapanların sonu hep ibretlik olmuştur. Zeynel Kop'un daha sonra kendisine güvenilmediği için idam edildiğini anlatan muhbir gazeteci Niyazi Ahmet Banoğlu cüsseli iri yarı olan Zeynel'in idam sehpasında ufaldığını anlatır.

Rayber ise Seyit Rıza idam edildikten sonra Teştak mıntıkasında oğlu ile birlikte öldürüldü. Devletin kendisine verdiği ajanlık paraları da müsadere edildi eşi ise sürgüne gönderildi. Bütün malına el konuldu.